Cumhurbaskani Erdogan’in Diyarbakir 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmasinin tam metni
… bu salonun en az 5 misli vardı, onbinler vardı ve Diyarbakır’ı bölemediler, parçalayamadılar, bir olduk, iri olduk, diri olduk, kardeş olduk, hep birlikte Türkiye olduk.
Sevgili Diyarbakırlılar, kıymetli yol ve dava arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Buradan Diyarbakır’ın tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki vatandaşlarıma selamlarımı iletiyorum.
Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Diyarbakır teşkilatlarımızla vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet niyaz ediyorum.
Kongremizin şehrimiz için, Diyarbakır’la birlikte ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Maşallah maşallah, bu heyecan, bu dik duruş Allah’ın izniyle Mart’ı da, Kasım’ı da farklı bir şekilde inşa ve ihya edecektir.
Diyarbakır 16 Nisan halkoylamasında maalesef yüzde 32’lik evet oranıyla beklentilerimizin çok altında kaldı. İnşallah bu kongremiz Diyarbakır’da yepyeni bir dönemin müjdecisi olacaktır. Tabi salonda bu kongreyi yaparken dışarısı bir başka. Bunun için hep birlikte çok çalışmamız gerekiyor.
Hazır mısınız? Hazırsınız, tamam, ben de komuta kademesiyle bu konuyu görüşeceği, gelsinler diyorlarsa önde ben, sizler de arkadan hep beraber gideceğiz.
Ne diyor şair:
“Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan,
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan.
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın,
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.”
Şimdi sesleniyorum, ana kademe, şöyle bir ayağa kalkın bakalım, ana kademeyi bir görelim. Ana kademe, 2019’a kadar kapı-kapı dolaşmaya hazır mıyız? Hazır mıyız? Buyurun.
Kadın Kolları, 2019’a kadar… Şöyle kalktık mı? Hani zılgıtlarınız nerede? 2019’a kadar her eve girmeye, hanım kardeşlerinizle buluşmaya hazır mıyız? Hazır mıyız?
Evet, şimdi gelelim Gençlik Kollarına. Gençlik Kolları, 2019’a kadar liselerden üniversitelere kadar tüm gençlerimize ulaşmaya hazır mıyız? Hazır mıyız? Maşallah, barekallah.
Bu güzel coşkunuz, sevginiz, muhabbetiniz için her birinize ayrı ayrı bir kez daha teşekkür ediyorum.
Diyarbakır bizi sever, biz de Diyarbakır’ı severiz, Diyarbakır’la aramıza kimsenin girmesine de izin vermeyeceğiz, tamam. Bizim Diyarbakır’la aramızdaki kardeşlik hukuku öyle düne, önceki güne dayanmaz. Bizim kardeşlik hukukumuz Hazreti Adem’le başlamış, Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhissalatu Vesselamın ümmeti olmakla perçinlenmiş, coğrafyamızdaki bin yıllık birlikteliğimizle de mühürlenmiştir. Bizim Diyarbakır’la olan muhabbetimiz öyle buzdan heykel gibi güneşi görünce eriyen türden değildir. Biz Diyarbakır’la etle tırnak gibiyiz. Biz Diyarbakır’la aynı bedenin iki yarısı gibiyiz. Hangi yarımız olmazsa diğeri de eksik kalır. Onun için Diyarbakır’la birlikteliğimiz inşallah hep devam edecek.
Ne güzel söylemiş şair:
“Medeniyetler abidesi ey Diyarbekir,
Peygamberleri, nebileri, sahabeleri, azizleri,
Mahirce ağırlardın vakarlı bir aslan misali koynunda.
Medeniyetler abidesi ey Diyarbekir,
Yazarların, şairlerin, yanık seslerin otağıydın,
Kimsesiz, dul ve yetimlerin en helal katığıydın.
Medeniyetler abidesi ey Diyarbekir,
İsmin yazılırdı altın harflerle tarihin sayfalarına,
En güzel bahtlar dokunurdu ilmek ilmek halılarına.
Medeniyetler abidesi ey Diyarbekir,
Velilerin, ermişlerin, meşayiklerin, ariflerin meclisinde,
Dilden dile konuşulan destanların en acıklı özetiydin.”
Evet, biz bu şehri işte böyle biliriz. İnşallah koynunda ağırladığı zatlar hürmetine Diyarbakır yaşadığı tüm sıkıntıları, uğradığı tüm haksızlıkları, maruz kaldığı tüm zulümleri geride bırakarak aydınlık bir geleceğe doğru kararlı adımlarla Allah’ın izniyle ilerleyecek.
Kardeşlerim; gerçekten Diyarbakır zor günler geçirdi, Diyarbakır’a geçmişte çok büyük yanlışlar yapıldı, biraz da bu yüzden Diyarbakır terör örgütlerinin cirit attığı bir yer haline geldi. Bu güzel şehir adeta rahmetli Gaffar Okkan gibi emniyet müdürlerini dahi acımasız çarkları içinde yutan bir şiddet düzeninden ne yazık ki böyle bir zulme terk edildi.
AK Partiyi kurma çalışmalarımız sırasında bölgeyi ziyaret ettiğimde buralardaki dostlarımıza, hükümete geldiğimizde bizden ne istersiniz diye soruyordum. Aldığım cevap neydi biliyor musunuz? Olağanüstü hali kaldırın, başka bir şey istemeyiz. Sakın ha o dönemin olağanüstü halini bugünküyle karıştırmayın. Bugün olağanüstü hal yetkilerinin yüzde 5’i bile kullanılmıyor. Özellikle hak ve özgürlükler noktasında en küçük bir kısıtlama daha söz konusu değildir. O dönemdeki olağanüstü hal öyle bir uygulamaydı ki, tüm vatandaşlarımızın başının üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyordu. İktidara geldiğimizde ilk iş, daha ilk ayında olağanüstü hali kaldırdık. Ama bununla kalmadık, bürokratik vesayeti kırdıkça demokrasimizin güçlendirilmesi konusunda daha cesur, daha kararlı adımlar atma imkanı bulduk. Hükümetlerimiz döneminde özgürlük ve demokrasi çıtasını yükseltmek için eskiden beri talep edilen ne varsa hemen hemen hepsini de hayata geçirdik.
Kardeşlerim; Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi özel yargılama usullerini kaldırmaktan, işkenceye sıfır tolerans uygulamasına kadar pek çok reforma imza attık. İnsanlarımızın günlük hayatlarını zorlaştıran yanlış uygulamalara birer birer son verdik. Bunlar arasında yerleşim yerlerinin isimlerdin çocuklara istenilen adların verilmesine kadar pek çok konu vardı. Farklı dil ve lehçelerin öğrenilebilmesi, bunlarla müzik ve film yapılabilmesi, akademik çalışma yürütülebilmesi gibi hususlardaki bütün talepler birer birer hayata geçirildi. Hatta kamu hizmetlerinin sunulmasında bölgedeki vatandaşlarımızın konuştukları dillerin kullanımı veya tercüman bulundurulması gibi daha önce sözü dahi edilemeyen yeniliklere imza atıldı. Demokratikleşme ve bireysel özgürlüklerin genişletilmesi elbette hiç bitmeyecek bir yolculuktur. Zaman geçtikçe, şartlar değiştikçe elbette talepler, beklentiler de değişim gösterecektir. Ülkemizde hangi kesimin nerede bir sorunu varsa, onun çözümü için çalışmak, mücadele etmek bizim boynumuzun borcudur. Ama kat ettiğimiz mesafenin önemini de asla gözden ırak tutmamalıyız.
Türkiye’nin son 15 yılda gerçekleştirdiği sessiz devrimin geçmiş 150 yılın tüm taleplerinin ötesine geçtiğini inkar etmek, bu ülkeye, bu millete ve bu devlete yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Biz inancımız gereği kimsenin kökenine, kimsenin meşrebine, kimsenin doğduğu yere bakmayız. Bizi sadece Allah’ın yarattığı bir kul olan karşımızdaki insanın bu sıfatıyla sahip bulunduğu haklarını kullanıp-kullanmadığı ilgilendirir. Evet, Rizeli Tayyip Erdoğan da Allah’ın bir kuludur, Diyarbakırlı Mehmet, Bekir, Baran, Hatice, Zeynep, Hazal da Allah’ın bir kuludur. Şayet illa bir üstünlük sebebi arayacaksak, bakacağımız tek bir yer o da ittika, yani takva olacaktır. Hal böyleyken, birilerinin illa kökeninden veya meşrebinden dolayı birtakım ayrıcalıklar, birtakım ilave haklar istemesini mahşeri vicdana kabul ettirmek mümkün değildir. Ülkemizde sadece Kürt olduğu için baskı gören, haksızlığa uğrayan kim varsa, Tayyip Erdoğan olarak onun yanında yer alır, onunla birlikte mücadele ederim. Ülkemizde ister Müslüman, ister bir başka dinin müntesibi olsun, sırf inancından dolayı ayrımcılığa maruz kalan varsa, onun da yanında olurum.
Türkiye 81 milyon vatandaşı ve 81 vilayetiyle bir bütündür. Ne herhangi bir kimseyi, ne de herhangi bir vilayeti kimsenin ötekileştirmesi, dışlaması söz konusu olamaz. İşte bunun için, Rabia’mıza hazır mıyız?
Tek millet, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Boşnak’ı, Roman’ıyla 81 milyon tek millet. Sesiniz çıkmıyor ya, yanlış mı söyledik yoksa.
Tek millet… Böyle gürlesin. Bak dışarıda öyle bir söylediler ki Türkiye duydu. Tek millet…
İki; tek bayrak. Bayrağımızdan başka bayrak tanımıyoruz.
Üç; tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Vatanımızı böldürtmeyeceğiz. Yok bilmem PYD, yok bilmem PKK, böyle bir şey olamaz. Tek vatan, 780 bin kilometreyle tek vatan.
Dört; tek devlet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz…
O kadar. Öyleyse biz bu yolda emin adımlarla yürüyeceğiz. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız, mesele bu.
Devlet kurmanın, devleti yaşatmanın öyle kolay olmadığını işte çevremizde yaşanan hadiseler bizlere gösteriyor. Onun için ne dedik? Kimse bu ülkeyi bölmeye gayret etmesin, inlerine gireriz dedik. Cudi’de girdik, Gabar’da girdik, Tendürek’te girdik, Beslerderesi’nde girdik ve gerekirse Kandil’de de gireriz dedik, orada da girdik.
Bu devlet hiç kimsenin şahsi malı değildir, 81 milyonun tamamının malıdır. Ve bu 4 ilke ülke ve millet olarak istiklalimizin ve istikbalimizin teminatıdır. Bunlardan birinin dahi yıpratılmasına, örselenmesine, tehdit edilmesine rıza gösteremeyiz. Ülkemizin birliğine, beraberliğine, geleceğine yönelik saldırılara karşı Diyarbakırlı kardeşlerim de canları pahasına karşı koyduklarını biliyorum, çok çile çektiğinizi biliyorum. Evlerden evlere ne gibi tüneller kazıldığını biliyorum. Diyarbakır’ın 15 Temmuz’da 2 şehidi var.
Kardeşlerim; yıllarca bu ülkenin kanını adeta bir kene gibi emen bölücü terör örgütünün Diyarbakır’a ve bölgeye en küçük bir hayrı dokunmamıştır. Bakın şu anda hamdolsun kayyumlarla yolda gelirken yeni Diyarbakır’ı gördüm. Kırklar Dağı’nın halini gördünüz değil mi? Ne oldu şimdi Kırklar Dağı? Gereği yapıldı mı? Yapıldı, olay bu.
Bu ülkede bölücü terör örgütü benim halkıma, vatandaşıma çok çektirdi, benim Kürt kardeşlerime çok çektirdi, ama artık çektiremeyecek, bitti bu işler. Artık bir huzur, bir refah toplumunun bu bölgede inşallah erdemine erecekler. Sadece kan döken, sadece acıya sebep olan, sadece yakan, yıkan, sadece insanların onurunu ve namusunu tehdit eden bu örgütün gerçek yüzü hamdolsun herkes tarafından görülmüştür. Yahu 13 yaşında, 14 yaşında, 15 yaşında kızları dağlara çıkarmak suretiyle onlara orada neler yaptığını televizyonlarda izlediğiniz değil mi? İşte bunlar bu, bunlar bu.
Özellikle 2015 yılındaki çukur eylemlerinde bu örgütün sergilediği hoyratlık ve alçaklık hakikatleri gün gibi ortaya dökmüştür. Örgütün yol açtığı yıkımı devlet olarak biz yeni baştan inşa ederek ortadan kaldırdık. Diyarbakır içinde adeta yepyeni bir Diyarbakır ortaya çıkardık. Özelikle Suriçi gerçekten Diyarbakır’ın tarihine, kültürüne, güzelliğine yakışır bir hale getirildi. Be vicdansızlar, ya siz nasıl Diyarbakırlısınız? Ya siz nasıl ben Kürt’üm diyorsunuz da o güzelim camileri yıkıyorsunuz? O saat kulesini nasıl oldu da yıkmaya çalıştınız? Ya sizde vicdan yok mu, nasıl bunu yaptınız? Şimdi yeniden inşa ettik, nereden nereye.
Sadece Suriçi’ndeki çalışmalar için 2 katrilyon harcadık, 2 katrilyon, helali hoş olsun, sizlere bu yakışır, bu millete, Diyarbakır’a bu yakışır. Yaklaşık 3 bin 700 hasarlı binada yaşayan vatandaşlarımızın yüzde 78’iyle anlaşma sağlandı, kalanlarıyla da yakında anlaşılacağına inanıyorum. Evleri kullanılamaz hale gelen vatandaşlarımıza kira ve eşya yardımı yaparak hiç kimsenin mağdur olmasına müsaade etmedik. İnşasına başlanan 5 bin 637 konutun büyük bir bölümü tamamlandı, kalanları da Haziran’a kadar bitiriliyor.
Hazreti Süleyman Camii’nin çevresini kamulaştırma yoluyla genişletip çevre düzenlemesini yaparak şehrimize önemli bir değer kazandırdık. Cami bölgesindeki sahabe kabirleri ve ziyaretgah da vatandaşlarımızın ziyaretine açıldı.
Gazi ve Melik Ahmet caddeleri üzerinde bulunan yaklaşık 3 bin dükkan ve iş yeri yeniden yapılarak bu caddeler şehrimizin ekonomisine kazandırıldı, bunlar önemliydi, bunların açılışını hamdolsun bugün gerçekleştirdik.
Teröristlerin özellikle hedef aldıkları ve uğruna pek çok şehit verdiğimiz Kurşunlu Camii başta olmak üzere zarar gören tarihi eserlerin restorasyonları önemli ölçüde bitirildi.
Gençler, şunu unutmayın: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanınız hiçbir beşeri gücün önünde bugüne kadar eğilmedi. Biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükuda ve secdede eğiliriz, başka türlü asla.
Ve şimdi Suriçi’nin kanalizasyon, yağmur suyu ve içme suyu altyapılarını baştan sona yeniledik. Sur’un etrafını 360 derece çeviren yolla ilgili çalışma da 3 aya kadar bitiyor.
Diyarbakır’ın sembollerinden olan Ulu Camii’nin ve diğer tarihi eserlerin etrafındaki güzelleştirme çalışmaları da tamamlandı.
Dicle Vadisi rekreasyon alanı düzenlemesiyle 320 dönüm araziyi Diyarbakırlı kardeşlerimizin hizmetine sunduk, artık oralar sizin mesire yerleriniz.
Diyarbakır taş evleri şehrin kimliğinde önemli bir yer tutuyor, onun için bu evlere özel bir proje uyguladık, bin 500 Diyarbakır taş evinin yapımı için çalışmaya başladık, bunlardan 350’sini tamamladık. Diyarbakır’a bu yakışır, evvel Allah daha güzel olacak. Geriye kalanların temelini de bugün attık, bunlar da inşallah 1 yıl içinde tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilecek. Sadece bugün açılışını yaptığımız ve temelini attığımız ve temelini attığımız hizmetlerin tutarı ne biliyor musunuz? 600 trilyon, mesele bu.
Diyarbakır’ın en önemli tarihi ve kültürel değerlerinden olan, az önce söyledim, o Kırklar Dağı’na dikilen çirkinlikleri, Diyarbakır’a yapılan o terbiyesizliği işte gereği gibi yaptık.
Maşallah, işte bizim gençlerimiz burada. PKK’nın gençlerinin elinde silah var, bizim gençlerimizin elinde bilgisayar var, farkı bu. Maşallah, Allah zihin açıklığı versin, Allah yar, yardımcınız olsun. Birbirinizi çok seveceksiniz, Allah için seveceksiniz, tamam. Dayanışma içinde olacaksınız, yardımlaşma içinde olacaksınız ve inşallah geleceğimizin sizler sahibi olacaksınız. Siz 2023’ün gençliğisiniz, siz 2053’ün gençliğisiniz, siz 2071’in gençliğisiniz, umutlarımız sizsiniz, onun için çok çalışacaksınız, çok gayret edeceksiniz. İşte bizim yaptıklarımızla onların yaptıkları bu derece farklı.
Değerli kardeşlerim; belediyeler neler yaptılar neler ve geldiğimiz nokta ortada. Diyarbakır belediye hizmetlerinin adını dahi unutmuştu. Belediyede hizmet verilmediği gibi, mecburen yolu oraya düşen vatandaşlarımıza da edilmedik eziyet bırakılmıyor, adeta anasından emdiği süt burnundan getiriliyordu. Şimdi ise millete efendilik değil, hizmetkarlık etmeye geldik, farkımız bu. Onlar öldürmek için, biz ise yapmak, yaşatmak için mücadele ediyoruz. Sizlerin de desteğiyle kazanan terör değil, hizmet olmuştur, Rabbim hepinizden razı olsun.
Kardeşlerim, tabi Diyarbakır’a yaptıklarımız sadece bunlardan ibaret değil. Geçtiğimiz 15 yılda Diyarbakır’a ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 24 katrilyon liralık yatırım yaptık Diyarbakır’a, hem de bu yatırımlar terör örgütüne rağmen, onun müteahhitlerimizi tehdit etmesine, öldürmesine rağmen, iş makinelerini yakmasına, yatırımcıları kaçırmak için elinden geleni yapmasına rağmen gerçekleştirdik. Terör örgütü sadece ülkemizin ve milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine değil, aynı zamanda gelişmesine, kalkınmasına, büyümesine de düşman. Ama biz her şeye rağmen Diyarbakır’ı da, bölgemizi de hizmetsiz bırakmadık. Şehrimizin en ücra köşelerine kadar her yeri eğitimden sağlığa, ulaşımdan haberleşmeye ve sosyal yardımlara kadar her alanda hizmetlerle donattık.
Mesela eğitimde 5 bin 325 yeni derslik yaptık, 5 bin 300 yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtları inşa ettik.
Diyarbakır Stadyumu 33 bin kişilik kapasitesiyle gerçekten şehrimize yakışan bir eser oldu, inşallah burada şampiyonluk maçı oynanacak. Son hazırlıklar süratle bitirilecek ve orada, evet, kupa şampiyonuyla lig şampiyonunun Türkiye Kupasının finali orada oynanacak son maç. Türkiye Kupasının 9 Mayıs 2018 tarihindeki final karşılaşması Diyarbakır’da bu stadımızda yapılacak.
Ben şimdi soruyorum, takımlarımızı iyi ağırlayacağınıza, coşkunuz şu salondaki, sevginiz ve centilmenliğinizle ülkemize tarihi bir final maçı yaşatacağınıza inanıyorum, tamam.
Sağlıkta 16’sı hastane olmak üzere 42 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Kayapınar’da bin 200 yatak kapasiteli bir şehir hastanesi yapıyoruz, hazırlıkları sürüyor, inşallah yakında inşasına başlanacak.
TOKİ vasıtasıyla 16 bin 850 konut inşa ederek Diyarbakır’ın çehresini değiştirdik.
Şehrimizin sadece 44 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 414 kilometreye çıkarttık.
Ülkemizin son yıllardaki en önemli ulaşım projesi olan hızlı trenden Diyarbakır’ın mahrum kalması elbette düşünülemezdi. Bir yandan Şanlıurfa-Mardin istikametine, bir yandan Elazığ tarafına iki ayrı hızlı tren hattı kuruyoruz, proje hazırlıkları sürüyor, inşallah en yakın zamanda inşasına da başlanacak.
Diyarbakır Havalimanının kapasitesini yıllık 5 milyon yolcuya çıkarttık, 5 milyon.
Silvan Barajı sadece ülkemiz değil, dünya çapında bir projedir, bittiğinde Dicle Nehri üzerindeki en büyük sulama amaçlı baraj burası olacak. İnşaatını yarıladığımız bu baraj 2 milyon 350 bin dekar araziyi sulayarak bölgenin ekonomisine yılda 1,2 milyar lira ilave katkı sağlayacak.
Dicle Barajından getirdiğimiz suyla şehrimizin içme suyu sorunu da çözdük.
Son 15 yılda Diyarbakır’daki çiftçilerimize ödediğimiz tarımsal destek rakamı ne biliyor musunuz? Yaklaşık değerli kardeşlerim, 4 katrilyon liradır. Görüldüğü gibi her alanda Diyarbakır’ı tarihinde görmediği hizmetlerle buluşturduk, buluşturuyoruz. İnşallah bu hizmetleri daha da çoğaltarak, daha da yaygınlaştırarak sürdüreceğiz.
Kardeşlerim; bir şehrin, bir bölgenin, bir ülkenin kalkınmasının, gelişmesinin, büyümesinin, istihdamını artırmasının, hayat kalitesini yükseltmesinin birinci şartı nedir? Huzur. Bir yerde huzur yoksa, devlet ne kadar imkan sağlarsa sağlasın oraya yatırımcı gelmez. Görüyorsunuz devlet olarak biz okul yapmışız, hastane yapmışız, yol yapmışız, baraj yapmışız, konut yapmışız, velhasıl her şeyi yapmışız. Diyarbakır’ın hem konumundan, hem tarihinden o muazzam da bir potansiyeli var, buna rağmen eğer Diyarbakır’ın her köşesinde bir fabrika, her köşesinde bir tesis yoksa, insanlar iş değil, iş yerleri çalıştıracak insan aramıyorsa burada durup düşünmemiz gerekiyor. Diyarbakır başta olmak üzere bölgemizde yıllardır yaşanan yatırım sorununun, işsizlik sıkıntısının tek bir sebebi var, o da terör. Unutmayınız, para ürkektir, en küçük bir tıkırtı, en küçük bir zorlama, en küçük bir olumsuzluk parayı hemen kaçırır. Bugün bırakınız dışarıdan yatırımcı gelmesini, Diyarbakır’ın kendi sermaye sahipleri dahi buraya yatırım yapmıyor. Ne zaman Diyarbakır’la terör ifadeleri birlikte anılmaz, işte o zaman bu şehir yatırımla dolar taşar, bunu da böyle biliniz.
Biz terörün önüne geçmek için her yolu denedik. Eğer mesele gerçekten demokrasi ve özgürlük meselesi olsaydı, bizim bilhassa 2009 yılından sonra yaptığımız reformlardan bu şehirde tek bir silahın patlamaması, tek bir teröristin dolaşmaması lazımdı. Reformlarımızın en zirve noktasında terör örgütü şehirlerimizi mahallelerine çukurlar kazarak, kendince ülkemize ve milletimize meydan okuyama kalktı. İşte o zaman baktık ki bunlar nushdan, yani nasihatten anlamıyor, tekdir ile de uslanacakları yok, mecburen köteği devreye soktuk. Güvenlik güçlerimiz Suriçi başta olmak üzere terör örgütü ülkemizin neresinde böyle bir teşebbüse girişmişse hepsini de sildi, süpürdü, teröristleri açtıkları o çukurlara gömdü.
Kardeşlerim; artık Afrin’deyiz, şu anda anbean Afrin’e girdik, giriyoruz. Ve buraya girerken sordum, şu anda Afrin’de etkisiz hale getirilen teröristlerin nedir diye sordum, aldığım cevap, 3 bin 569 terörist etkisiz hale getirilmiş. Ve tabi artık Afrin neredeyse 4’te 3’ü kontrolümüzün altına girmiş vaziyette. İnşallah “…” müjdesi yakın, fetih yakın. Ve artık benim oradaki kardeşlerim evlerine, topraklarına girecekler. Yetti artık ve bütün bu sabırlardan sonra şimdi fetih müyesser olacak. Şehitlerimiz var, ama elhamdülillah onlar biliyorlar ki, biz o yüce makama doğru gidiyoruz.
Bu şehirden bir gencimizin ifadesiyle, denizi olmadığı halde her gün insanların boğulduğu Diyarbakır artık geride kaldı. Bundan sonra her kim eline silahı alıp vatandaşlarımızın hakkına, hukukuna el uzatmaya, milletimizin birliğini, beraberliğini, devletimizin bekasını tehdit etmeye kalkarsa, işte askerimiz, işte polisimiz hazırda bekliyor. Adı ister PKK olsun, ister FETÖ, ister DEAŞ olsun, ister YPG, bizim için fark etmez, arkasında kimin, hangi gücün olduğu da fark etmez, istiklalimizi ve istikbalimizi tehdit eden hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayacak, hemen başını ezeceğiz. Bu ülkede huzurla yaşamak istiyorsak, demokrasimizi korumak, özgürlüklerimizi genişletmek istiyorsak böyle hareket etmeye mecburuz.
Değerli kardeşlerim; artık Türkiye’nin İzmir’i, Erzurum’u, Trabzon’u, Diyarbakır’ı ve tüm şehirleriyle bu hale gelmemesi için, hedeflerimiz doğrultusunda tavizsiz bir şekilde yürümeyi sürdüreceğiz. Diyarbakır’ı sadece bölgesinin değil, ülkemizin de en önemli ticaret, sanayi, kültür, sanat, spor merkezlerinden biri haline getirmedikçe bize durmak haramdır. Fırat’ın ve Dicle’nin bereketini, bölge insanı ve milletimizin tamamına kazandırana kadar kaybedecek tek bir dakikamız yoktur.
Kardeşlerim; terör örgütleriyle sadece ülkemizde değil, yurt dışında da mücadele ediyoruz. Yaptığımız operasyonlarla hem ülkemizin, hem de oralardaki kardeşlerimizin güvenliğini sağlıyoruz. Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü olmadığı gibi, demokrasi ve özgürlük arayışına karşı da husumeti söz konusu olamaz. Bölgede karşımıza çıkan terör örgütlerinin arkalarındaki arkalarında siluetlere baktığımızda bunların nasıl bir işgal ordusu olduğunu da gayet iyi biliyoruz.
Şimdi hazır mısınız? Çok yoruldunuz, kalkalım bakalım ayağa şöyle, biliyorum yoruldunuz.
Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Diyarbakır’ı hatırlatıyor.