Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Düzce 6. Olagan Il Kongresinde yaptigi konusmanin tam metni

 

Sevgili Düzceliler, AK Parti teşkilatlarımızın kıymetli mensupları, değerli dava ve yol arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili genç kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Buradan tabiatı güzel, havası güzel, suyu güzel, insanı güzel Düzce’nin tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki her bir vatandaşıma selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum.

Sözlerimin hemen başında Düzce’ye özellikle teşekkür etmek istiyorum. 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 74 ile şahsım teveccüh gösterdiniz. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. 16 Nisan halkoylamasında ise yüzde 71 ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet dediniz. Bu güzel sonuçlar için sizlere gönülden teşekkür ediyorum. Rabbim yol arkadaşlığımızı daim eylesin.

Kongremizin şehrimiz için, Düzceli kardeşlerimle birlikte ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Düzce teşkilatımızda görev alan tüm kardeşlerime emekleri, gayretleri ve fedakarlıkları için şükranlarımı sunuyorum.

Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Düzce teşkilatlarımızda vazife üstlenmiş tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum. Bugün görevi devreden dava arkadaşlarıma partim adına teşekkür ediyor, bayağı devralan kardeşlerime de Yüce Mevla’dan muvaffakiyetler temenni ediyorum.

Maşallah, son gelişimden bugüne Düzce’nin çok önemli mesafeler kat ettiğini görüyorum, şu anda salon lebalep dolu, en az 3 misli dışardaydı. Ve dışardaki kardeşlerime selam vermeden giremezdim, onları da selamladık ve öylece buraya girdik.

Mesela çok önemli olan bir gelişme, üniversitemiz öğrenci sayısını 2 katından fazla artırarak 30 bine çıkarmış. Üniversitemizin birkaç gün önce açıklanan yenilikçi ve girişimci üniversiteler sıralamasında 185 yükseköğretim kurumu arasında 35. sırada yer aldığını öğrendim. Faaliyete geçen teknoloji geliştirme bölgesi ve kuruluş hazırlıkları süren bilim merkeziyle Düzce maşallah Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımızın izinden gidiyor. Yeni yapılan derslik sayısı 1230’dan 1810’a yükselmiş.

Merkezde inşa halinde olan 300 yataklı hastanemizle ilçelerimizde yapılmakta olan hastanelerimizin hepsi de hizmete girmiş.

Deprem kuşağında bulanan Düzce için sağlıklı yapılaşma çok büyük öneme sahip. TOKİ tamamladığı 6 bine yakın toplu konut ile bunun öncülüğünü yapıyor.

Ulaşımda 78 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 165 kilometreye çıkarttık.

Toplamda 15 yılda 9 milyar liralık, yani 9 katrilyon liralık yatırımla Düzce’yi Bolu Dağı ile Sakarya Irmağı arasına sıkışmış bir şehir olmaktan çıkartıp, başlı başına bir marka haline getirdik. İnşallah önümüzdeki dönemde ülkemizin 80 vilayetiyle birlikte Düzce için de yapacağımız daha çok hizmet var.

Önümüzde hem demokrasimizi, hem ekonomimizi hedeflerimize ulaştırabilmemiz bakımından aşmamız gereken yeni bir imtihan daha bulunuyor. Bu imtihan 2019 seçimleridir. AK Parti teşkilatları olarak ana kademimizle, kadın kollarımızla, gençlik kollarımızla, tam bir seferberlik ruhuyla 2019’a hazırlanmak zorundayız. Son yıllarda verdiğimiz mücadelelerin taçlandırmasını inşallah 2019’da yapacağız. Kongrelerimizi ben bu şahlanışın adeta bir işaret fişeği olarak görüyorum. İşte dün Kastamonu’da bunu gördüm, Sinop’ta bunu gördüm, Bugün de Düzce’de elhamdülillah bunu görüyorum.

Siyasi hayatımda ben bu tür kongreler yaşamadım, ama şimdi yaşıyorum. Hamdolsun, demek ki 2019 Allah’ın izniyle bu siyasi değişimin, dönüşümün markası olacak, bu yola iyi hazırlanmamız lazım. Ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, kapı-kapı dolaşmak suretiyle bütün bu saldırılara karşı o değişimi, dönüşümü gerçekleştirmemiz lazım.

İşte 16 Nisan’da ne oldu gördünüz değil mi? Biz evet kampanyasını sürdürürken, ne yazık ki birileri de tabi hayır kampanyası sürdürdü. Ve hayır kampanyasının içinde olanlarda tabi beraber olduğumuz arkadaşlarımızın olması bizi ayrıca üzdü. Hiç önemli değil, kişi sevdikleriyle hasrolunacaktır.

Gençler, şunu unutmayalım: Siyaset boşluk kabul etmez. Şayet biz vatandaşlarımıza gidip kendimizi, yaptıklarımızı, yapacaklarımızı doğru şekilde anlatmaz isek, birileri gider bizi binbir yalanla, iftirayla başka türlü anlatır. Birileri gider Bolu Dağı Tünelini patateslerle doldurmaya çalışır, doğalgazla doldurmaya çalışır. Fakat biz bu aklı evvellere işin doğrusunu anlattık ve Bolu Dağı’nın nasıl geçileceğini, geçilebileceğini gösterdik. Çünkü biz bu yanlışlara izin vermezdik ve vermedik. Bunun için şimdiden çalmadık kapı, sıkmadık el, dokunmadık yürek bırakmayacak, bu şekilde çalışmalara başlayacağız. Hazır mıyız buna? Maşallah.

Tekrar ediyorum, ana kademe buna hazır mıyız? Kadın kolları, buna hazır mıyız? Gençlik kolları, buna hazır mıyız? Elhamdülillah.

Değerli arkadaşlar; Düzce aynı zamanda kardeşliğin şehridir. Karadenizlisinden Çerkez’ine, Arnavut’undan Tatar’ına, Boşnak’ından son zamanlarda gelen Suriyeli kardeşlerimize kadar farklı kökenlerden, farklı kültürlerden kardeşlerimiz burada huzur içinde, dayanışma içinde yaşıyor. Burada hepsi var, Abhaza var, Gürcü var, Çerkez var, hepsi var, burada bir renk var, yani burada adeta biz kesrette vahdeti yaşıyoruz; bunu bu şekilde devam ettirmemiz lazım. Bizim birliğimizi kimsenin bozmaması, bozamaması lazım, zira biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik ve bu yolda böyle yürüdük.

Kurtuluş Savaşı yıllarında birbirinin ardı sıra Düzce ve Yozgat’ta yaşanan elim hadiselerin arka planı maalesef hala tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değildir. Ülkemiz büyüdükçe, demokrasimiz güçlendikçe, Cumhuriyetimiz kökleştikçe yakın tarihimizin bu puslu hadiselerini daha bir özgüvenle tartışabileceğimize doğrusu ben inanıyorum.

Bu vesileyle 15 Temmuz’da Gölbaşı Özel Harekat Merkezinde alçakça şehit edilen Düzceli Emniyet Müdürümüz Ufuk Baysan’a ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ufuk kardeşimizin ailesine, az önce dışarıda annesini ve babasını gördüm, Rabbim cennetinde kavuştursun inşallah.

Gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.

Her yerde okuyoruz, söylüyoruz, istiklal şairimiz ne diyor:

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”

Evet, Türk milleti olarak asırlardır olduğu gibi, bugün de vatanımızı korumak için gözümüzü kırpmadan şahadete yürüyecek inanca, imana, cesarete, dirayete sahip olduğumuzu gösterdik, gösteriyoruz.

Gençler, şunu unutmayın: Türkiye büyüdükçe maruz kaldığımız tehditlerin çapı da büyüyor. Eskilerin dediği, büyük başın derdi büyük olurmuş. Eğer biz tüm iddialarımızdan, tüm hedeflerimizden vazgeçip yerimizde otursak, ne söylenirse boynumuzu büküp yapsak, inanın bana şu yaşadığımız sıkıntıların hiçbiriyle karşılaşmayız, ama kimse de bizi adam yerine koymaz. Ama biz bunu yapamayız, biz zillete asla rıza gösteremeyiz.

Gençler, hep söylüyorum, biz beşer planında hiçbir gücün karşısında bugüne kadar eğilmedik, biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükuda ve secdede eğiliriz, başka türlü asla.

Biz haksızlık karşısında sessiz, tepkisiz kalamayız, teslimiyetçi bir yaklaşım bizim inancımıza, fıtratımıza, ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz tüm değerlere terstir, milletimizin de kesinlikle böyle bir duruş istemediğini biliyoruz. Onun tehditler ne kadar büyük olursa olsun mücadeleden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Sultan Alparslan Malazgirt’e doğru ilerlerken ulaklar kendi ordusundan ez 5 kat kalabalık bir Bizans ordusunun yaklaşmakta olduğunu, o haberi getirirler. Çevresinde bulunanlar ne tepki vereceğini anlamak için, başlarını Sultan Alparslan’a çevirirler, Alparslan’ın cevabı şu olur: Ne güzel, demek ki biz de onlara yaklaşıyoruz. Ya bizim böyle ecdadımız var be elhamdülillah.

En güçlü çıkış, unutmayın değerli kardeşlerim ve askeriyede de bunu hep öğretirler, savunma, taarruzdur. İşte ecdadımız da bunu yaptı, biz de bunu yapıyoruz. Ülkemize yönelik tehditlerin ve saldırıların büyüklüğüne bakınca biz de diyoruz ki, ne güzel, demek ki bizi böyle görüyorlar, bizden bu derece çekiniyorlar. Hayatımızın hiçbir döneminde karşımızdakilerin cüssesine bakıp da mücadeleden kaçmadık. Dışarıdan bakanların en küçük bir ihtimal vermedikleri dönemde inançla, azimle çalışarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandık. Yine kimsenin sözünü dahi etmek istedikleri bir dönemde partimizi kurup, ilk seçimde 16 ayda iktidara geldik.

Türkiye’nin 15 yılda kat ettiği mesafenin anlamını kavramak için aynı tarihlerde benzer şartlara sahip olduğumuz ülkelere bakmak lazım. Bizim 3 kat büyüdüğümüz dönemde onlar ancak yüzde 20, yüzde 30 bir büyüme gösterdiler. Milletimiz bize Türkiye’yi büyütme, güçlendirme, her alanda muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma görevini verdi. Bu sorumluluğun hakkını vermek için nerede, ne zaman, kiminle mücadele etmemiz, hangi işleri yapmamız, hangi engelleri aşmamız gerekiyorsa hepsini de yapmakta kararlıyız.

Hani şair ne diyor: “Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan” diyor ya, işte biz de siyasette sorumluluk üstlendiğimiz günden beri hiç durmadan yürüyoruz, hamdolsun milletimiz de bizi hiç yalnız bırakmadı, hep destekledi, hep teşvik etti. Bu destek kimi zaman sözle oldu, kimi zaman sandıkta oyla oldu, kimi zaman 15 Temmuz’daki gibi canıyla, kanıyla oldu.

İşte 15 Temmuz gecesi milletimize çağrıyı yaptık mı? Yaptık. Meydanlara dedik mi? Dedik. Caddelere dedik mi? Dedik. Ve benim milletim caddelere çaktı mı? Çıktı. Yürüdü mü? Yürüdü. Ama birisi de vardı ki o adresi şaşırdı. Bir televizyon kanalında kendisine soruyorlar, diyorlar ki, siz niye yoktunuz Atatürk Havalimanında? Verdiği cevap enteresan, bana da haber verseydi Başbakan, Cumhurbaşkanı, neyse, ben de gelirdim. Halbuki biz çağrımızı kime yaptık? Millete yaptık. Beyefendi taahhütlü istiyordu. Biz milletimize meydanlara, caddelere yürüyün dedik, benim milletim yürüdü, demek ki bu Beyefendi milletin bir ferdi değildi.

O da geldi, havaalanına geldi, havaalanında tanklar var, onbinler var, ama o orada adamlarını tankların başındaki FETÖ’cüler gönderdi, beraber çalışıyorlar ya, FETÖ’cülerle görüşmeyi yaptılar, görüşmeyi yaptıktan sonra beyefendiye, Bay Kemal’e yol açıldı. Bay Kemal’e yol açıldıktan sonra geldi tankların arasından kendisine ayrılan araca bindi ve nereye gitti? Bakırköy. Bakırköy’de nereye gitti? Oteller kapalıymış, oteller kapalı olduğu için Belediye Başkanının evine gitti. Şimdi bunların hepsi artık kayıtlarda var mı? Var İzliyor muyuz? İzliyoruz.

Ve bu kayıtlarda şunu görüyoruz: Televizyon ekranında darbeyi takip ediyor Bay Kemal, kahvesi, çayı, neyse önünde. Ama öbür tarafta saat 1,5-2 saat civarı biz de Atatürk Havalimanına inanıyoruz, F-16 uçuyor, helikopterler uçuyor. Ama Rabbime hamdolsun, onbinler Atatürk Havalimanında, onlar orada ve biz onların arasından terminale giriyoruz ve orada basın toplantımızı yapıyoruz. Ben o ana kadar bilmiyorum onun gelip oradan manevra yapıp Bakırköy’e gittiğini.

BİR VATANDAŞ- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Bak ne diyor? Oradan şimdi ben bir ses duydum, o diyor zaten manevracı Kemal’dir diyor.

Ve ilginç olan şey şu: Biz basın toplantımızı yaptık, biraz sonra Valimiz, Birinci Ordu Komutamız geldiler, onlarla değerlendirmelerimizi yaptık ve oradan saatlerce, 16 saat bütün operasyonları yönettik. Hamdolsun, 16 saatin sonunda iş zaten bitti. Ama adamın umurunda değil, böyle bir derdi de yok.

Peki, ne diyor kendisi? Bir darbe olduğu zaman –daha önce- tankların karşısına ilk önce ben çıkarım. Doğru doğru, tankların karşısına çıktı, hemen yanlarından sıyrışıp otomobile binip Bakırköy’e geçti.

Ben şimdi bu millete aşık olmayayım da kime aşık olayım ya? Biz bu vatan için, bu millet için fedayı can etmeyeceğiz de neresi için fedayı can edeceğiz? Bizim dün milletimize vefa borcumuz vardı, bugün artık milletimize aynı zamanda can borcumuz var. Bunun için gecemizi gündüzümüze katarak var gücümüzle çalışıyoruz. Bu millet en güzel bir millet. Rabbime hamdolsun, bizi böyle bir millete hizmet etmekle görevlendirdi, ya Rab sana hamdolsun. Rabbime böyle bir milletin evladı olmayı bize nasip ettiği için, sizlerle gönüldaş olmayı bize nasip ettiği hamdolsun.

Kardeşlerim; biz ülkemizde ve dünyanın dört bir köşesinde milletimiz için, dostlarımız için, kardeşlerimiz için en iyisini aramanın peşinde koşarken, birileri de ısrarla buradan kavga çıkarmanın peşinde koşuyor. Ana Muhalefet Partisinin başındaki zatın ne yazık ki böyle garip garip şeyleri oluyor. Bunun tabi zırvalarını ifşa etmekten doğrusu ben usandım, ama kendisi bunları söylemekten usanmadı.

Oturduğu koltuğa geliş dahi şaibeli olan bu zatın, ülkemiz ve milletimiz aleyhine olan her işin, her ihanetin arkasında çıkması tesadüf olamaz. Sanıyorum kendisini birileri bu iş için özel olarak görevlenirdi, … görevli.

Hem ülkemizin enerjisini boşa harcatma, hem de Ana Muhalefetin potansiyelini heba etme konusunda gösterdiği gayretlere baktığımızda başka bir izah bulamıyoruz. Bugüne kadar onca yalanını deşifre ettik, onca iftirasını başına çaldık, ama bu zatın yüzü bir kez olsun kızarmadı ya, her defasında foyasını ortaya çıkardığımız halde bu zat bir gün dahi utamadı. Hiçbir şey olmamış gibi yalanın dahi daha büyüğüne, iftiranın daha kirlisine sarılmaya devam etti ve çok da pişkin. Aslında biz bu iğrenç tavrı FETÖ’cülerden çok iyi tanıyoruz. Mahkemelerde önlerine konan tüm delillere, resimlere, şahit ifadelerine rağmen ısrarla ne diyorlar? Yapmadık, etmedik, görmedik, duymadık. Bu FETÖ’cülerin riyakarlığı ile bu zatın yüzsüzlüğü aynıdır. Halbuki biz siyaset meydanını er meydanı olarak biliriz. Çıkarsınız ortaya, söyleyecek sözünüz neyse onu anlatırsınız, milletten teveccüh görürseniz işbaşına geçer maharetinizi gösterirsiniz, yok millet size teveccüh göstermezse bir kenara çekip nerede yanlış yaptık, nerede eksiğimiz var diye tefekkür eder, bir sonraki seçime bunları telafi etmiş olarak hazırlanırsınız.

CHP’nin başındaki zat o koltuğa oturduğundan beri hep aynı şeyleri söylüyor, aynı yalanları söylüyor, aynı iftiraları tekrarlıyor, ama her seferinde bu defa iktidar olacağız diyor. Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar çıkmasını beklemenin ne anlama geldiğini bilenler bilir. Fakat azim başka şeydir, akıl tutulması başka şeydir.

Kardeşlerim; bu zat birara çıktı Cumhurbaşkanı ve ailesi yurt dışındaki birtakım hesaplara milyonlarca dolar para gönderdi diye bir iddia ortaya attı. Kendisini hemen ispata davet ettik. Çıktı ortaya, elindeki birtakım paçavraları sallayarak işte delilleri bunlar dedi. Sonra anlaşıldı ki, eline tutuşturulan o kağıtlar sahte olduğu gibi, orada yazılanları da tam anlamamış.

Tabi bu hadise aynı zatın ilk yalanı, ilk iftirası da değil. Birara şahsımın İsviçre’de hesapları olduğu yaygarasını kopardı. Ben tabi belge göstermeye davet ettim, gösteremeyince rezil oldu, bu defa sustu. Ve görevden çekilmeyi karşı teklif olarak söyledim, ispat edemezsen sen çekileceksin dedim, çekildi mi? Çekilmedi. İspat etti mi? Yok.

Başka bir zaman Erdoğan’ı Baykal’ın kasetini izlediğini gördüm diye bir söz söyledi. İftirası yüzüne vurulunca bu sefer ne dedi? Öyle bir şey hatırlamıyorum dedi.

Bugün Suriyeliler için yapılan harcamalara kafayı taktığı gibi, bir ara Güney Asya’daki tsunami felaketinde toplanan paraların AÇE’ye gönderilmediğini söyleyip duruyordu. Belgeler önüne konunca her zamanki gibi büyük bir yüzsüzlükle özür dilemeden, iftirasını ikrar etmeden başka yalanlara yelken açtı.

Bir grup toplantısında elinde bir kağıt sallayarak, o dönemin bakanlarından bir arkadaşımızın ÖSYM Başbakanına mail gönderip, şu kişiyi üniversiteye yerleştirin gibi akla ziyan bir yalanı ortaya attı. Bu mailin de, mesajın da sahte olduğu hemen ispatlanmasına rağmen hiç istifini bozmadı. Şu anda Bakan olan bir Belediye Başkanımızla ilgili iftiraları yüzünden ödediği tazminatın haddi, hesabı yok.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ilk hizmete girdiğinde sırf bu eseri karalamak için o kadar çok yalanı peş peşe sıraladı ki, biz takip etmeyi bıraktık. Affedersiniz, tuvaletlerin klozetlerinin altın olduğunu söyledi.

BİR VATANDAŞ- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ettim ettim, ettim de bir kere zar-zor geldi, ama tabi klozetleri kendisine göstermedim, zira Sayın Bahçeli de yanımızdaydı, ayıp olur diye.

Tabi hiçbiri doğru değildi, ama bu kişi çamur at tutmasa da izi kalır taktiğiyle hareket ettiği için yüzünde en küçük bir kızarma emaresi görmedik. Bu müfteri zatın daha o kadar çok yalanı, yanlışı, sahtekarlığı var ki, hangi birini anlatsak bilemiyoruz.

Şimdi tabi bu son yaptığı iftiralarla ilgili davalar açıldı, şimdi artık yargıda bütün akrabam, hepsi yüzleşecekler.

Her defasında şirazeyi biraz daha kaçırıyorlar, seviyeyi biraz daha düşürüyorlar, ama bundan sonra kolay kolay af-maf yok.

Şimdi de 15 Temmuz mücadelesine ve bu mücadelede verdiğimiz şehitlerimize dil uzatmaya başladılar. Biliyorsunuz, Kurtuluş Savaşımız sırasında da birileri Anadolu’da süren bu kutlu mücadeleye saldırıyorlardı. 15 Temmuz’a saldırmakla Çanakkale Zaferimize, Kurtuluş Savaşımıza dil uzatmak arasında hiçbir fark yoktur. Kardeşlerim, açık söylüyorum, net söylüyorum; 15 Temmuz gecesi Bay Kemal’in takımı bizlerle beraber, MHP’li kardeşlerimizle beraber o FETÖ’cülere karşı yürümediler. Biz birlik olduk, beraber olduk yürüdük, ama Bay Kemal’in takımı ortalıkta yoktu. Onlar tam aksine Bağdat Caddesi’nde onlar tankları alkışlıyorlardı. Biz de milletimizle bu teslimiyetçi, bu mandacı kafayı,  mankurtları çok iyi biliriz.

Soruyorum şimdi, başında bu zatın bulunduğu Ana Muhalefeti biz nasıl ciddiye alacağız?

İşte Yenikapı’da 7 Ağustos’ta biliyorsunuz bir davet yaptık, bu davete Sayın Bahçeli ilk anda olumlu cevap verdi, ama Kılıçdaroğlu son günün akşamına kadar, Cuma gününü akşamına kadar olumlu cevap veremedi, hatta katılamayacaklarını söylediler. Ve son anda nasıl olduysa, baskı baskı baskı herhalde dayanamadılar ve geleceğini söyledi. Geldikten sonra da, biz barış, kardeşlik, böyle bir miting düzenlememize rağmen, onlar bu barış, kardeşlik sürecini hemen gölgelemeye kalktılar. Ama biz şu anda Sayın Bahçeli’yle bu yolda dayanışma içerisinde vatan, millet için yürüdük, yürümeye de devam ediyoruz.

Şimdi hadi biz geçtik, milletimiz böyle bir Ana Muhalefeti nasıl ciddiye alsın? Nitekim dünya değişiyor, bölgemiz değişiyor, Türkiye değişiyor, ülkemizin yönetim sistemi değişiyor, ama Ana Muhalefet bulunduğu yerden milim kıpırdamıyor; benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.

Tabi bizi asıl üzüntüye sevk eden ise, böyle bir zatla, böyle bir partiyle aynı istikamette güya siyaset yapanları görüyor olmamızdır. Türkiye yanarken, İslam dünyası yanarken, insanlık inim inim inlerken sesleri-solukları çıkmayan, en küçük bir aksiyonlarını, en küçük bir tepkileri görmediğimiz kişiler bir anda sahaya inmeye, olur-olmaz konularda konuşmaya başladı. Hayırdır, bir anda bu iştiyak, bu heves, bu hırs, bu tepkisellik nereden çıktı? Biz milletimizle olan muhabbetimizi derinleştirir, saflarımızı sıklaştırırken, bu bozgunculuk merakının sebebi nedir?

Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı verdiği şu dönemde bize yakışan, birlik olmaktır, beraber olmaktır, dayanışma içinde hareket etmektir. Siyasi hayatımın her döneminde en önemli desteğin Hakk’ın ve halkın desteği olduğunu bizzat yaşayarak gördüm. Bugün de aynı anlayışla ve aynı istikamette yolumuza devam ediyoruz.

En büyük hakem millettir. Bu konuyu daha fazla deşmek, büyütme, üzerinde konuşmak istemiyorum. Her meselede olduğu gibi, bu konuda nihai kararı milletimiz verecektir.

Kardeşlerim, bu gece malum yılbaşı, 2017’yi artık geride bırakıyoruz, miladi takvime göre 2017 yılını geride bırakıp 2018 yılına giriyoruz. Öncelikle milletimizin ve tüm insanlığın yeni yılını tebrik ediyorum. Yılbaşlarına geride bıraktığımız bu yılın muhasebesini yapma, gelen yılın programlarını, planlarını gözden geçirme vesilesi olarak bakacağız.

Biz 2017 yılını yurt içinde ve yurt dışında gerçekten dolu dolu, gerçekten çok yoğun bir çalışmayla geçirdik. Her günümüzü, her saatimizi en verimli şekilde değerlendirmeye çalıştık. Karşılaştığımız krizleri ülkemizin ve milletimizin menfaatlerine en uygun şekilde yönetmenin gayreti içinde olduk. Sadece krizlerle uğraşmakla kalmadık, gündemimizdeki yatırımları, projeleri de titizlikle takip ettik. Nitekim 2017 yılının 3’üncü çeyreğinde dünyanın bir numarası olduk 11,1’le. 3 çeyreğin ortalaması 7,4 oldu, bu büyüme oranı, demek ki emeklerimiz karşılıksız kalmıyor, büyümeye devam edeceğiz, Allah’ın izniyle 2018’e bu güçle giriyoruz. Çok daha fazla çalışacağız, çok daha büyük projeleri hayata geçireceğiz, 2023 hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam edeceğiz.

Bölgemizdeki krizlerin çözümü konusunda kaydettiğimiz önemli mesafeleri önümüzdeki yıl somut kazanımlarla tahkim edeceğimize inanıyorum.

Göreve geldiğimizde 15 yıl önce savunma sanayinde, ah kardeşlerim ah, bizim ihtiyaçlarımızın yüzde 15’ini filan karşılıyorduk ya yerli olarak, ama şimdi yüzde 65’ini yerli olarak karşılar hale geldik. Artık zırhlı taşıyıcılarımız var, silahlarımız var, aynı şekilde silahlı insansız hava araçlarını kendimiz yapar hale geldik, teröristleri onlarla vuruyoruz, inlerine onlarla giriyoruz ve bunlar 32 bin fite kadar yükseliyorlar. Biz Amerika’dan istedik, kongre müsaade etmiyor dediler, vermediler, başka yerden istedik vermediler. Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Maşallah Düzce de bu konuda savunma sanayinde önemli bir ilimiz, merkezimiz haline geldi, inşallah daha da iyi olacağına inanıyorum.

Haklı olduğumuz hangi konuda bir mücadeleye girmişmişsek, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle hepsinden de başarıyla çıktık. Şimdi kendi otomobilimizi de biliyorsunuz 5 firmamız birleşmek suretiyle inşallah onun da adımını attık.

Suriye konusunda haklı olduğumuzu biliyoruz, Irak konusunda haklı olduğumuzu biliyoruz, Batı ülkeleriyle ilişkilerimiz konusunda haklı olduğumuzu biliyoruz, demokrasimizi ve ekonomimizi güçlendirme kararımızda haklı olduğumuzu biliyoruz. Kudüs konusunda haklı olduğumuzu biliyorduk ve Allah’ın izniyle kazandık. Ve İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak yaptığımız çağrıya hamdolsun güzel bir ilgi oldu ve tek tek liderleri aradım, sadece İslam dünyasını değil, Hristiyan dünyasından Sayın Papa Hazretlerini de aradım, önce kendilerini de Hristiyan dünyasını araması konusunda ricada bulundum, daha sonra teşekkür için de aradım. Aynı şekilde Sayın Putin’le de hem başında, hem daha sonra onunla da bu konuda destek için aradım. Aynı şekilde Avrupa’yı, Almanya liderini, Fransa, bunların hepsini aradım. Ve Bağlantısızlar Topluluğunun liderini aradım, onlarla da görüştük. Arap Ligi’nin şu anda başı Kral İkinci Abdullah, onunla beraber müşterek bir çalışmaya girdik. Tabi Filistin Devleti’nin başı Ebu Mazen Mahmud Abbas, onunla da müşterek bir çalışma yaptık. Ve bütün bunlarla beraber liderleri aradık ve onlarla beraber yaptığımız bu mücadeleden sonra da Allah’a hamdolsun 128 ülke yanımızda yer aldı, 8 ülke Amerika’yla beraber hareket etmiş oldu, bunun da bir tanesi zaten İsrail. Ne oldu, kimler onlarla beraber oldu? Nüfusu 15 bin, nüfusu 20 bin, nüfusu 25 bin. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.

Şimdi Amerika Birleşmiş Milletler’e verdiği desteği çekiyormuş. Hani sen demokrattın, hani demokrasiye inanıyordun? Demek ki her şey senin istediğin gibi olursa demokratsan, senin istediğin gibi olmazsa demokrasiden vazgeçiyorsun. Neyse, bunun tanımı farklıdır bizim lügatimizde de, ben ona girmeyeceğim.

Değerli kardeşlerim; biz bunlardan taviz vermeyeceğiz. Ama az önce söylediğim gibi, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, böyle yürüyeceğiz bu yolda, böyle yürüyeceğiz.

Öyleyse şöyle bir ayağa kalkalım bakalım, çok yordum sizi.

Yeter ki bir olalım… İri olalım… Diri olalım… Kardeş olalım… hep birlikte Türkiye olalım.

Günümüz kutlu olsun, 6. Olağan Kongremiz hayırlara vesile olsun. Allah yar, yardımcımız olsun inşallah. Sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.