Cumhurbaskani Erdogan’in Gümüshane 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmasinin tam metni
Gümüşhanevi Hazretlerinin diyarı, güzel Gümüşhane’mizin saygıdeğer güzel insanları; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
AK Parti’mizin 6. Olağan Kongresinde sizleri ana kademesiyle, kadınıyla-genciyle böyle bir heyecan içerisinde görmek gerçekten bizler için bir iftihar vesilesidir. Yaklaşık 3 yıllık bir aranın ardından sizlerle bir arada olmanın, kucaklaşmanın, hasret gidermenin memnuniyeti içerisindeyim.
Sözlerimin hemen başında 16 Nisan halkoylamasında verdiğiniz yüzde 75’i aşkın orandaki evet oyu için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı arz ediyorum. Gümüşhane bu sonuçla Türkiye genelinde dördüncü sırada yer aldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde aşağı yukarı aynı oranla üçüncü sıradaydınız. Beldeler sıralamasında Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci olan Gümüşgöze Beldemiz bu defa aynı oy oranıyla, yani yüzde 96,5 dokuzuncu sırada yer aldı. Çünkü bu defa çıtayı yüzde 99,8’e kadar çıkartan beldelerimiz oldu. Aslında Gümüşhane genel olarak oy oranını muhafaza etti, ama daha iyi çalışıp ileriye geçen şehirlerimiz bulunuyor. Önümüzdeki seçimde Gümüşhane’nin üçüncülüğü, dördüncülüğü bir kenara bırakıp birinciliği hedefleyeceğine inanıyorum.
Şimdi size bir türkü söylemem lazım. Gençler, o meşhur Gümüşhane türküsünde ne diyor: “Dut dibine yaslanırlar…” Anladılar. Hadi gerisini de siz söyleyin bakalım.
“Çise vurur ıslanırlar
Elma ile beslenirler
Gümüşhane güzelleri”
Evet, Gümüşhane’nin tüm güzel gençlerine, tüm güzel insanlarına buradan selamlarımı gönderiyorum.
Desteğiniz, itimadınız, ahde vefanız, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sahip çıkmada gösterdiğiniz kararlı duruş için bir kez daha her birinize teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle Gümüşhane’nin yetiştirdiği iki kıymetli isme, 87 yıllık ömrünü ilme vakfeden Lütfi Doğan Hocamıza ve 81 yıllık hayatını memlekete hizmete adayan Mahmut Oltan Sungurlu ağabeyimize hassaten selamlarımı gönderiyorum.
İl Kongremizin şehrimize, partimize ve ülkemize hayırlar getirmesini Allah’tan diliyorum. Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Gümüşhane teşkilatlarımızda vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.
Bu vesileyle bugün öğle namazını müteakiben İstanbul Fatih Camiinde cenaze namazı kılınıp Edirnekapı’da defni yapılan dünya ve olimpiyat şampiyonumuz defalarca Naim Süleymanoğlu’na da Allah’tan rahmet diliyorum, Rabbim taksiratını hasenata tebdil etsin. Başbakanımız, bakan arkadaşlarımız da bu cenaze merasimine katıldılar. Tabii ki birçok yerden buraya katılımlar oldu. Evet, daha nice nice Naim Süleymanoğlu inşallah bu ülkemizde yetişsin ve onlarla dünyada gerçekten nam salalım.
Dün Rize’yle başlattığımız il kongrelerimizi bugün önce Bayburt’la, şimdi de Gümüşhane’yle devam ettiriyoruz. İnşallah bu şekilde illerimizin tamamının kongrelerini gerçekleştirecek ve önümüzdeki yılın sonbaharında inşallah fevkalade bir durum olmazsa Şubat ayının sonuna kadar bütün kongreleri bitirerek büyük kongremizi yapacak ve yolumuza devam edeceğiz. AK Parti her zaman olduğu gibi bu süreci de değişim, yenilenme, daha iyi hizmetler için enerji tazeleme vesilesi haline getirmiştir. Ve biz ne dedik? Niyet hayır, akıbet hayır; yola böyle çıktık. Bu yolda aynı ihlasla, aynı samimiyetle devam ediyoruz. Rabbim bizleri yolundan ayırmasın. Rabbim bizlere, ülkemize ve milletimize çok daha büyük hizmetler verme imkânı, basireti, azmi, gücü versin.
Kardeşlerim; Gümüşhane nüfusu az illerimizden olmasına rağmen siyasette, iş dünyasında, ilimde, kültürde, sanatta oldukça önemli isimler yetiştirmiş bir şehrimizdir. Tarihi, kültürel ve tabii zenginlikleriyle Gümüşhane çok daha iyi bir yerde bulunmayı hak ediyor. Biz de bu anlayışla geçtiğimiz 15 yılda şehrimize çok önemli hizmetler kazandırmanın çabası içinde olduk.
Gümüşhane Üniversitemiz, 20 bini bulan öğrenci sayısıyla maşallah sadece bölgenin değil ülkemizin en önemli yükseköğretim kurumlarından biri olma yolunda ilerliyor. Şu ana kadar 4 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip yurtlarla bu öğrencilerimizin kalacak yer meselesini çözmeye çalıştık. Şimdi de 2019 yılına kadar şehrimize bin 500 kişilik iki yeni yurt kazandırmanın hazırlıkları içindeyiz.
İnşası tamamlanan 200 yataklı modern hastanemiz de ilgili teknik sorunların en kısa sürede çözülerek halkımızın bu güzel hizmetten yararlanmaya başlayacağına inanıyorum.
Zigana Tüneli, şehrimizin ulaşım sorununa köklü bir çözüm getirecektir. Trabzon Yolunun rakımını bin 750 metreden bin 250 metreye düşürecek ve mesafeyi de 10 kilometre kısaltacak bu tünel Doğu Karadeniz limanlarını Gümüşhane üzerinden Anadolu’ya bağlayacaktır. İnşallah bu tüneli arzum o ki 2019 seçimi öncesi hizmete açalım. Bak vebali günahı boynuna, şu anda Ulaştırma Bakanı burada, hiç endişeniz olmasın diyor. Bir aksilik olursa dayanın kapısına. Maliye Bakanı da burada, o da onu gösteriyor. Bayburt-Gümüşhane, var mı birbirinden farkı? O kadar.
Sizler için önemli olduğunu bildiğim bir başka proje de havalimanı. Gümüşhane ve Bayburt’a hizmet verecek, yılda 2 milyon yolcu kapasiteli bu havalimanıyla ilgili proje ve ihale hazırlıkları tamamlanmak üzere. İnşallah hemen 1 ay içerisinde bu ay ihale yapılıyor. Böylece yola çok kararlı çıkıyoruz ve hedefimiz inşallah onu da yine seçim öncesi bitirmek.
Her birini teker teker anlatmaya gerek yok. Görmediğim yol, toplu konut, baraj, spor tesisleri, sağlık tesisleri, okullar ve daha pek çok yatırımı 15 yıl içinde peyderpey sizlerin hizmetine sunduk. Şimdi kardeşlerim, Allah aşkına soruyorum sizlere; yahu şöyle bir 15 yıl öncesi Gümüşhane’yi düşünün, Bayburt’u düşünün, şu yollara bir bakalım, 15 yıl önce Gümüşhane’mizde böyle yollar var mıydı? Ama bak şimdi elhamdülillah bakıyorsunuz kavşaklar alttan-üsten hepsi Gümüşhane’yi başka bir hale getirdi. Üniversitemiz var mıydı? Yok. Artık kim düşünürdü ki 20 bin öğrencisi olan bir üniversite Gümüşhane’de olsun, şimdi bu da var. Buradaki pek çok insanın hafızasında önemli yeri olan Gümüşhane Lisesinin şehrin şanına yakışır yeni bir binaya kavuşturuluyor olmasından da memnuniyet duyduğumu özellikle belirtmek istiyorum.
Kayak tesislerinden arıcılığa, elma bahçelerinden madenlerine kadar pek çok nadide değeri bünyesinde barındıran şehrimizin en büyük eksikliği olarak imar meselesini görüyorum. Aslında ülkemizdeki pek çok şehrin sorunu olan imar çarpıklıklarının Gümüşhane’mizi de pençesine almış olmasından üzüntü duyuyorum. Onun için Belediye Başkanımızdan rica ediyorum, ihmalkâr davranmayalım, aman. Şehri saran çirkin yapılaşmayı bir an evvel önleyecek ve ortadan kaldıracak bir imar anlayışını derhal Gümüşhane’mize hakim kılmamız lazım. Yerel mimariyle Sayın Başkan, bu işi özdeş hale getireceğiz. Gümüşhane’nin yerel mimarisi neyse Gümüşhane’mizde de bunu yapacağız. Başkan, bundan taviz olamaz, olmamalı. Bakanlığımızdan Belediyemize sorumluluk sahibi tüm kurumlarımızı bu konuda hareket etmeye davet ediyorum.
Kardeşlerim; biz bir yandan Türkiye’yi büyütmek, güçlendirmek, kalkındırmak, zenginleştirmek için çalışırken, diğer taraftan da ülkemizin ve milletimizin bekasına yönelik tehditlerle canhıraş bir mücadele içindeyiz. Dünyanın düzeni belki her zaman sorunluydu, ama şu anda çok daha çarpık bir işleyişle karşı karşıyayız. Bazı ülkeler tüm dünyayı kendi tapulu mülkleri gibi görüp istedikleri gibi kural koyma, kural çiğneme hakkına sahip olduklarını sanıyorlar. Hâlbuki şöyle tarihe bir baktığımızda nice tiranların, nice Firavunların, nice zalimlerin aynı hissiyatla hareket ederek hem kendilerinin, hem de bölgelerinin mahvına sebep olduklarını görüyoruz. Bugün dahi sırlarını henüz tam olarak keşfedemediğimiz nice parıltılı medeniyet öldürmekten ve yıkmaktan başka meziyetleri olmayan güçler tarafından ortadan kaldırılmıştır. İran’daki, Irak’taki, Suriye’deki, Mısır’daki, Kuzey Afrika’daki, Endülüs’teki, Güney Asya’daki, Güney Amerika’daki medeniyetlerin yıkılışlarına bakarsanız hep benzer hikâyeleri görürsünüz. Ama daha dikkat çekici olan nedir biliyor musunuz? Kadim medeniyetleri yıkan güçlerin hiçbiri de dünya tarihinde kalıcı olmamışlar, kısa sürede ya yok olup gitmişler, ya da kendi kabuklarına çekilmişlerdir.
Bugün de benzer bir hoyratlıkla karşı karşıyayız. İnsanlığın kadim değerlerinden arta kalan bir avuç miras, yine hoyrat bir istilacı güç tarafından hedef alınmıştır. Ülkemiz de bu hedeflerden biridir. Yaşadığımız dönem bize Mehmet Akif’in: “Tarihi "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi” tespitini kulaklarımıza küpe etmemizi gerektiriyor. Evet, geçmişte yaşadıklarımızdan ibret alıyor ve geleceğimizi kendi arzu ettiğimiz istikamette biçimlendirmek için çalışıyoruz. Bakınız size Osmanlı’nın son döneminin ve Kurtuluş Savaşımızın büyük kahramanlarından şehit Deli Halit Paşa’ya atfedilen bir hikâyeyi aktarmak istiyorum.
Biliyorsunuz Anadolu’da atın iyisin doru, yiğidin iyisine deli derler. Deli Halit Paşa’nın namı da akıl noksanlığından değil yiğitliğinden geliyor. Ülkemizin düşman işgali altında inim inim inlediği günlerde anası Deli Halit Paşa’ya der ki; oğlum, nedir Müslümanların, din kardeşlerimizin bu zalim gâvurlardan çektikleri? Bu zulümler ne zaman bitecek? Deli Halit Paşa üzüntülü bir şekilde cevap verir; Ana, ne yapayım kılıcım kısa. Bunun üzerine anası şöyle der: Kılıcın kısaysa adımını ileri at. Evet, bugün Türkiye adımını ileri atması gereken günlerden geçmektedir.
Gençler; kılıcımız da, Allah’a şükür Kurtuluş Savaşı yıllarındaki kadar kısa değil. Bize göre önemli olan karşımızdaki güçlerin azameti değil kendi mücadele azmimizin büyüklüğüdür. Hamdolsun Türkiye milletiyle, devletiyle, tarihiyle, bugünü ve geleceğiyle büyük bir ülkedir. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’na, 15 Temmuz’a kadar hep karşımızdakilerin cesametine değil kendi cesaretimize ve hedeflerimize ulaşma konusundaki kararlılığımıza baktık. Bugün de öyle yapıyoruz.
Kardeşlerim; tabii mesele sadece ileriye doğru adım atmak değil. Aynı zamanda bunu doğru zamanda yapmaktır. Yine tarihten bir kıssayla ne demek istediğimi ifade etmeye çalışayım. Cengiz Han Anadolu’yu yerle bir ederek ilerlerken bir şehri kuşatır ve teslim alır. Şehre giren Cengiz Han, eli silah tutan genç, yaşlı tüm erkekleri bir araya toplayarak kendi mezarlarını kazmalarını ister. Bu sırada bir ihtiyar yalvar yakar Cengiz Han’ın yanına yaklaşır. Şurada mezarını kazan 20 yaşındaki delikanlı benim oğlumdur, daha çok gençtir, ne olur onu affedin diyerek gözyaşları içinde Cengiz Han’ın ayaklarına kapanır. Bunun üzerine Cengiz Han, yaşlı adama şöyle der: Affetmem ihtiyar, çünkü sen oğlun kendi mezarı başındayken ağlıyorsun, ama vatanın uçurumun kenarındayken sadece seyrettin. Evet, biz bugün vatanımız uçurumun kenarındayken seyretmeyeceğiz ki yarın kendi evlatlarımız mezarlarını kazarken başlarında ağlamayalım.
Masa başında ülkemizde ve bölgemizle ilgili yapılan hesapları, çizilen haritaları bir asır önce nasıl yırtıp attıysak, bugün de Allah’ın yardımıyla aynı şekilde paçavraya çevireceğiz.
Türkiye’yi istedikleri gibi evirip çevirebilecekleri uydu devletleriyle karıştıranlar gerçekleri yavaş yavaş görmeye başladılar. Biliyoruz ki durmayacaklar. Gençler, ama biz de durmayacağız. Önce 2023 hedeflerimize ulaşacağız, ardından 2053 ve 2071 vizyonlarımızı hayata geçireceğiz. Bugüne kadar milletimizi hep; aman kimseyi ürkütmeyelim, başımıza bassalar bile herkesle iyi geçinelim. Bir yanağımıza tokat atıldığında karşılık vermek bir yana, öte yanağımızı çevirelim dendi. İşte bu telkinler sebebiyle darbeler yapıldı, sesimizi çıkarmadık. Ülkemizi kriz, faiz oyunlarıyla soyup soğana çevirdiler, sesimizi çıkarmadık. Sanayimizi, ticaretimizi, teknolojik altyapımızı, üretimimizi, ihracatımızı, istihdamımızı geliştirecek adımlar engellendi, sesimizi çıkarmadık. Bunlar da yetmedi, kendi vatanımızda parya muamelesi gördük sesimizi çıkarmadık. Sandılar ki bu millet artık öldü bitti, kül oldu. Hâlbuki Türk milleti binlerce yıldır olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. 15 Temmuz bunun en büyük ispatıdır, öyle mi? F16’lar bomba yağdırmıyor muydu, helikopterlerden yağdırmıyor muydu? Tanklar-toplar halkımızın, insanımızın üzerine gelmiyor muydu? Ama benim genç-yaşlı o kardeşlerim o F16’ların yağdırdığı bombalardan kaçmadı, hepsi şehadete yürüdüler. Tankların altına kendilerini attılar. Yılmadılar, niye? Onlar bir şeye inanıyorlardı; ölüm Hakk’tır, şehadet makamdır ve bunun üzerine yürüdüler. Ne oldu? 16 saatte o FETÖ denilen kahpenin evet arkasından gidenler hepsi kaçacak delik aradılar. Şimdi bir kısmı nerede? Cezaevinde. Bir kısmı yurt dışına kaçtılar gittiler. Bitti mi? Bitmedi, inlerine inlerine gereceğiz bunların, kovalayacağız. PKK neyse bunlar da odur, fark yok. Gençler, inşallah önümüzdeki dönemde ayakta olduğumuzun daha çok işaretleri görülecektir.
Şair ne diyor:
“İnsan büyür beşikte
Mezarda yatmak için.
Ve kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için...”
Hamdolsun bu yurdu yaşatmak için can vermeyi göze alan 80 milyon kahraman var. Böyle bir milletin evladı olmaktan ben mutluluk duyuyorum, şeref duyuyorum. Ya Rab, sana hamdolsun.
Kardeşlerim, milletlerin tarihteki yürüyüşleri hem uzundur, hem de inişlerle, çıkışlarla doludur. İnsan hayatı ise buna göre nispeten kısadır. Fakat bazı dönemler vardır ki hem insanların, hem de milletlerin hayatında çok önemli dönüm noktalarını ifade eder. Türkiye olarak işte böyle bir süreçten geçtiğimize inanıyorum. Hep birlikte hem kendimiz, hem de dostlarımız için yepyeni bir gelecek inşa ediyoruz. Her inşa gibi bu da meşakkatlidir, zorluklarla doludur, aynı zamanda bu süreç çok çalışmayı, çok mücadele etmeyi, çok risk almayı gerektirir. Kurtuluş Savaşımız ve ardından kurduğumuz Cumhuriyetimiz son 200 yıldaki en büyük başarımızdı. Ancak Cumhuriyet tarihimiz boyunca o kadar çok fırsat kaçırdık, enerjimizi ve zamanımızı öylesine hoyrat kullandık ki üzülmemek elde değil. Nitekim 2000’li yıllara geldiğimizde bulunduğumuz yer ile olmamız gereken yer arasındaki makas gerçekten çok açılmıştı. AK Parti olarak 15 yıl boyunca büyük bir gayretle çalışarak bu farkı nispeten kapattık. Türkiye’yi kişi başına 3 bin 500 dolarlık milli gelir seviyesinden 11 bin dolar seviyesine getirdik. Düşünün ya, 79 senede bu ülkede 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı, ya biz bunun üzerine 15 senede 19 bin 500 kilometre bölünmüş yol ilave ettik; fark bu ya. Biz geldik 25 tane Türkiye’de havaalanı vardı, biz bunun üzerine 27 tane daha havalimanı ilave ettik. Ne dedik? Durmak yok, yola devam. Daha güzellerini de yapacağız, daha çok şeyler yapacağız. Yüksek hızlı tren nedir bu millet biliyor muydu? Bilmiyordu. Ama yüksek hızlı treni bu millet kiminle tanıdı? Bizimle tanıdı, bizimle tanıdı. Geldiğimiz yer çok önemliydi, ancak asıl zor olan orta gelir tuzağı denilen bu seviyeyi geçerek üst gelir grubuna çıkabilmekti. Biz bir süredir ülkemizi işte bu orta gelir tuzağından çıkartıp dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmenin mücadelesini veriyoruz.
Kardeşlerim, başımıza gelenler tabii biraz da bundan dolayı geliyor. Haddinizi bilin, ne demek yani ilk 10’a gireceksiniz, biz size müsaade ettik mi? Bundan rahatsız oluyorlar. Türkiye kendi uçağını yapacak, Türkiye SİHA’sını yapacak, Türkiye aa İHA’sını yapacak; yapamazsınız, biz size vereceğiz. Yapacağız yapacağız, isteseniz de istemeseniz de yapacağız, yaptık ve yapıyoruz. Ve dikkat edin, 2010 yılından sonra, özellikle de 2013 yılından itibaren ülkemize yönelik gözle görülür bir siyasi, diplomatik, ekonomik, hatta askeri taarruz başlamıştır. Çünkü Türkiye 2002-2013 yılları arasındaki performansıyla devam ediyor olsaydı, sadece 2023 hedeflerine çok daha erken ulaşmakla kalmayacak, bölgesel güç konumunda, küresel güç konumuna da geçecekti. Bizi 17-25 Aralık gibi sofistike operasyonlarla, Gezi gibi toplumsal tahriklerle, çukur eylemleri gibi bölücü provokasyonlarla, DEAŞ saldırıları gibi sinsi yöntemlerle durduramadıklarını görenler işi 15 Temmuz’a kadar vardırdılar. FETÖ davalarındaki soruşturmalar ilerledikçe görüyoruz ki karşımızdaki yapı öylesine ince bir planla kurgulanmış ki bu örgütün bizim insanlarımızın eseri olması mümkün değil. Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet; böyle bir yapı.
Kardeşlerim; tıpkı bir Matruşka gibi açtığınız kapının ardında yeni bir kapı karşınıza çıkıyor. Tıpkı bir labirent gibi, girdiğiniz hiçbir yol sizi asıl faillere götürmüyor, bir yerlerde tıkanıyor kalıyor. Ancak dünyadaki en azılı terör örgütlerinde görülebilen bu karmaşık organizasyon yapısı, bize FETÖ’nün gerçek amacını çok daha iyi anlatıyor. Kendilerini hala bu ihanet şebekesine kullandırtanlar şunu iyi bilsinler: Bu alçak yapının mensubu olarak kalmayı tercih edenlere acımaktan başka elimizden gelen bir şey yoktur. Ama şunu da unutmayın: Acırsanız acınacak hale gelirsiniz.
Evet, burada bir kez daha tekrarlıyorum; DEAŞ neyse PYD odur, PYD neyse FETÖ odur, FETÖ neyse DEAŞ odur. Hepsi de aynı fabrikada üretilmiş, sadece ambalajları ve etiketleri farklı bu terör örgütlerinin aynı amaca hizmet ettiklerini anlamak için öyle allame filan olmaya da gerek yok. Her şey gün gibi ortada. DEAŞ ile PYD’nin Rakka’da anlaşması, FETÖ ile PKK’nın ülkemizdeki yoldaşlığı, bunları tedavüle sokan ve yöneten gücün amacını gayet iyi anlatıyor. Adana’daki MİT tırları hadisesiyle ülkemizi DEAŞ’a yardım ediyor bahanesiyle uluslararası alanda yargılamaya kalkanlara çanak tutanların da birbirinden farkı yok.
İster etnik milliyetçilik histerisiyle, ister mezhep bağnazlığıyla, ister ideolojik saplantıyla bu oyuna destek veren herkes aynı gücün kullandığı bir araç haline gelmiş demektir. Biz işte böyle olmayı reddettiğimiz için bunca saldırıya maruz kalıyoruz.
Hiç kimse kusura bakmasın, Cumhuriyet döneminde defalarca yapılmış olan bir hatayı biz bugün tekrarlamayacağız. Kendi ikbalimiz uğruna ülkemizin ve milletimizin geleceğini feda etmeyeceğiz. Tehditlere boyun eğip istiklalimizi ve istikbalimizi tehlikeye atmayacağız. Milletçe ya adam gibi yaşayacağız ya da adam gibi mücadelemizi verip neticesine katlanacağız. Terörle mücadelede, sınır ötesi operasyonlarda 15 Temmuz’da verdiğimiz şehitlerimize, bu uğurda gazi olan kahramanlarımıza borcumuzu başka türlü ödeyemeyiz.
Kardeşlerim; AK Parti’nin milletimize karşı sorumluluğu seçime kadar değil kıyamete kadardır. Bunun için her seçim bizim için büyük bir imtihandır. Seçimleri güven tazelemenin, sürekli hedef büyütmenin vesileleri olarak görüyoruz. Ülkemizin içinden geçtiği kritik dönem 2019 seçimlerine çok daha fazla önem vermemizi, çok daha hassasiyet göstermemizi gerektiriyor. Sizlerden şimdi 2019 için çalışmaya başlamanızı istiyorum. Gümüşhane, sadece bu yapıda, bu topografyada yaşayanlar değil. Gümüşhane ilimizin dışında yaşayan öyle mi onbinlerce-yüzbinlerce Gümüşhaneli var mı? Telefon diplomasisiyle Gümüşhane dışında ne kadar Gümüşhaneli hemşehrimiz varsa hepsini tek-tek aramanızı istiyorum, hepsiyle görüşmelisiniz, hepsini bu noktada uyarmalısınız. Milletimizin her bir ferdine ulaşıp bugüne kadar ne yaptığımız, şu anda neyle uğraştığımızı ve gelecekte nereye varmak istediğimizi teker teker anlatmalıyız. Ve amcaoğluna telefon açtığın zaman; amcaoğlu, herhalde şimdi uçakla geleceksin değil mi? Şimdi seni uçakla inşallah ben de havaalanında karşılayacağım. Nerelerden nerelere geldik. Bunu başardığımızda inanıyorum ki ne mahalli idareler, ne milletvekilliği, ne de Cumhurbaşkanlığı seçiminde sıkıntı yaşamayız. Ama biz kendimizi doğru şekilde anlatmadığımızda işte sizler de her gün görüyorsunuz, birileri kendi yalanlarıyla, iftiralarıyla, çarpıtmalarıyla milletimizin kafasını bulandırmaya çalışıyor. İnşallah hep birlikte buna meydan vermeyeceğiz.
AK Parti olarak, ana kademe teşkilatlarımız olarak, Kadın Kollarımızla, Gençlik Kollarımızla çok çalışarak kapı-kapı dolaşarak hedeflerimize ulaşacağız. Çünkü çalışmadan netice yok.
Ben bu kongremizde görev alacak kardeşlerime şimdiden başarılar diliyorum. Bayrağı devredecek kardeşlerime de bugüne kadarki hizmetleri için gönülden teşekkür ediyorum.
Kardeşlerim, özellikle tekrar ediyorum; durmak yok… O kadar.
Hazır mısınız?
Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.
Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.
Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Gümüşhane’yi hatırlatıyor.
Kalın sağlıcakla.