Cumhurbaskani Erdogan’in Kandilli Rasathanesi 150. Yil Programi’nda yaptigi konusma
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Kandilli Rasathanemizin ve Deprem Araştırma Enstitümüzün 150. kuruluş yıldönümünü kutluyor, sizleri tebrik ediyorum.
Kuruluşundan bugüne Kandilli’deki bu mümtaz kuruluşumuzun çalışmalarında emeği geçen, katkı sağlayan herkese şükranlarımı sunuyorum.
Enstitümüzün çalışanlarından ve burada bilimsel faaliyet yürütenlerden ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet niyaz ediyorum.
Haluk Hocamız başta olmak üzere Kandilli’nin bilime ve ülkemize hizmet etmesini sağlayan kadromuza çalışmalarında başarılar diliyorum.
Biraz önce Mustafa Hocamızın gayet etraflı bir şekilde izah ettiği gibi, bizim ecdadımız rasat, yani semayı gözleme konusuna büyük önem vermiştir. Ecdadımızın güneşin ve yıldızların sırrını keşfetme hareketlerini takip etme, sistematiğini çözme ve yorumlama konusunda ortaya koyduğu eserler gerçekten hayranlık vericidir. Semerkant’taki Rasathanenin kurucusu Uluğ Bey’in öğrencisi, az önce de ifade edildi, Ali Kuşçu vasıtasıyla bu topraklarda başlatılan çalışmalar maalesef daha sonraki dönemlerde buram buram cehalet kokan tepkiler sebebiyle durma noktasına gelmiştir. Tophane sırtlarındaki devrim en önemli rasathanelerinden biri olan binanın yıkılışı, aslında bu yanlışlardan biridir.
Ülkemizde rasat faaliyetlerini yeniden ayağa kaldıran Sultan Abdülhamid-i Sani Hazretlerini bir kez daha rahmetle yad ediyoruz. Ancak aynı cehalet bu dönemde de yakımızı bırakmamıştır. Sultan Abdülhamit’in gayretleriyle temin edilen gözlem aletleri maalesef 31 Mart Vakası sırasında yok edilmiştir. Cumhuriyet döneminde Kandilli Rasathanesiyle kurumsallaştırılan çalışmalar ise işte bugünlere gelmiştir. Halbuki bizim medeniyetimizde evreni gözleme ve yorumlama konusu çok çok önemlidir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de güneşle, ayla, yıldızlarla, kainatla ilgili pek çok ayet vardır. Hatta birçok ayette güneş, ay, yıldızlar ve tüm kainat üzerine yemin edildiğini görürüz. Bunların bir kısmı mecazi anlamda olsa da doğrudan rasathanelerimizde takip ettiğimiz kainattaki o mucizevi işleyişi kastettiği açıktır. Teknolojideki büyük ilerlemeye rağmen hala bırakınız tüm evreni, henüz güneş sistemimizi dahi tam olarak çözebilmiş değiliz. Karşımızda bilim kurgu romanlarının ve filmlerinin tahayyüllerini de fersah fersah aşan bir ilahi hikmet olduğunu görüyoruz. Bunun için de Kur’an-ı Kerim’de geçen Peygamberimizin Miracından Kadir Gecesinin hikmetine kadar pek çok mesajı bugün bile layıkıyla anlama ve yorumlama imkanına sahip olmadığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla rasat çalışmaları insanlığın doğuşundan bugüne önemini koruyan bir husustur.
Değerli dostlar, deprem dünyanın yaratılışından beri insanlığı tehdit eden bir afettir. Kandilli, aynı zamanda ülkemizin en önemli deprem araştırma merkezidir. Teknolojinin yardımıyla yerkürenin hareketlerinin takip edilmesi suretiyle elde edilen verilere dayalı olarak yapılan tahminler afete hazırlık planlarımızın aslında en kıymetli yardımcısıdır. Kandillinin aynı zamanda Boğazdaki köprülerimizden tarihi camilerimize ve kritik sanayi tesislerimize kadar pek çok binanın yapı sağlığını sensörler aracılığıyla takip ediyor olmasını da doğrusu çok çok önemli görüyorum.
Depremlerin denizlerde yol açtığı bir başka ilave tehdit olan tsunami tehdidi de Karadeniz’den Akdeniz ve Ege’ye kadar tüm bölgemizi de kapsayacak şekilde yine buradan izleniyor ve değerlendiriliyor. Bu konuda özellikle AFAD ile işbirliği içinde yürütülen çalışmaların daha da yoğunlaştırılması gerektiğine inanıyorum. Afetleri engellemek, insan iradesini aşıyor olabilir, ama afetlerin sebep olacağı yıkımların etkilerini azaltmak bizim elimizdedir. Enstitümüzün çocuklarımızdan başlayarak tüm toplumu ve ilgili kuruluşlarımızı afetler konusunda bilinçlendirmek için yürüttüğü faaliyetleri de takdirle takip ediyoruz. Hatta burada bazı çalışmalarda öğrencilerle beraber yani bir deprem esnasında ne gibi tedbirler alınacağı hususunda bize böyle bir adeta ders verilmişti, biz de öğrencilerimizle beraber onu bizzat burada yaşamıştık.
Deprem konusundaki en zayıf halkamızın sahip olduğu nüfus ve ülkemiz için taşıdığı kritik önem sebebiyle İstanbul olduğunu kabul etmek durumundayız. Gerek tarihteki örnekleri, gerekse de Marmara Denizinin dibinde yapılan çalışmalar bu tehlikenin bizi beklediğini gösteriyor. Marmara bölgemizde yaşadığımız 1999 depreminin acılarını hala unutmuş değiliz. Bu depremden çıkardığımız dersler ışığında şehirlerin imarından binaların inşa standartlarına kadar pek çok konuda tarihi önemde değişiklikler yaptık.
Kentsel dönüşüm çalışmalarımızın öncelikli amacı, depreme dayanıksız yerleşim yerlerimizin aslında yeni baştan inşasıdır. Bilimden ve teknolojiden destek alarak bu çalışmaları hızlandırmamız gerektiğine inanıyorum ve bunu biliyoruz. Kaçınılmaz gözüken deprem geldiğinde mümkün olduğu kadar hazırlıklı olmaktan başka çaremiz yoktur. Geçmişte yapılan hatalardan ibret alarak bu çalışmalarımızı hızlandırmalı ve yaygınlaştırmalıyız. Bu konuda bilim insanlarımızdan daha çok destek bekliyoruz. Ecdadımızdan aldığımız ilham ve yaşadığımız coğrafyanın hakikatleri ışığında deprem araştırmaları ve hazırlıkları konusunda Türkiye’yi Japonya gibi bu işte zirve yapmış ülkelerin seviyesine çıkarmakta kararlıyız.
Değerli arkadaşlar; Türk milleti olarak sadece semavi ve jeolojik afetlerin tehdidi altında değiliz, bunun yanında terör örgütlerinin saldırılarından ekonomik, siyasi, sosyal kaos senaryolarına kadar pek çok tehditle de karşı karşıyayız. Bölgemizde Suriye ve Irak merkezli bir yeniden tanzim projesinin hayata geçirildiği çalışıldığı anlaşılıyor. Burada da tabi Türkiye olarak bize görünen o ki, ciddi manada bir yük düşecek. Bu projenin ülkemizle ilgili ayaklarının bulunduğu açık. Tabi bu hesapları yapanlar Türkiye’yi eski Türkiye sanıyorlar. Dışarıdan dayatılan senaryolara teslim olan o Türkiye artık geride kaldı.
Bakınız, Afrin’de bugün itibarıyla etkisiz hale getirilen terörist sayısı 4250, bunun yanında Kuzey Irak’ta etkisiz hale getirilen terörist sayısı 346, bir diğeri de yurt içinde etkisiz hale getirilen turist sayısı 236; şimdi bunların hepsi yoğun bir şekilde devam ediyor.
Bugün önünde 2023 hedefleri olan, 2053 ve 2071 vizyonları konusunda kararlı olan bir Türkiye var. Özellikle son 4-5 yıldır yaşadığımız her önemli hadise bizim için aslında bir imtihan anlamı taşımaktadır. Hamdolsun bu imtihanların hepsini de başarıyla verdik. Ne sokakları kaosa sürüklemek isteyenlere teslim olduk, ne milletimizi terör örgütlerinin insafına terk ettik, ne de sınırlarımız dışından yönelen tehditlere boğun eğdik. Ülkemizi içeriden çökertme çabaları için kullanmadık araç, harekete geçirmedik ihanet çetesi bırakmadılar.
FETÖ’nün 17-25 Aralık, az önce Mustafa Hocanın söylediği şey işte ta bizi Haşhaşilere kadar götürüyor, onlar da bunu yapıyordu, benzer bir şeyi de bunlar yaptı. FETÖ’nün 17-25 Aralık kumpasından 15 Temmuz darbe girişimine kadar ülkemize yapmadığı alçaklık kalmadı. Şimdi yurt dışında bulundukları her yerde aynı ihaneti sürdürüyorlar. Neyse ki, teker teker enselerinden tutup ülkemize getiriyor, yargının karşısına çıkartıyoruz, şu ana kadar 80 tanesini değişik ülkelerden topladık ve ülkemize getirdik. Kaçmanın, firar etmenin, inlerde gizlenmenin adaletten kurtulmak manasına gelmediğini onlara gösteriyoruz.
Aynı şekilde bölücü terör örgütünün 6-8 Ekim olaylarıyla başlattığı, çukur eylemleriyle tırmandırdığı, sınır ötesinde farklı isimlerle devam ettirdiği ihanetlerle de bu arada mücadele ettik.
Güney sınırlarımız boyunca çekilmeye çalışılan terör hattını yaptığımız operasyonlarla pek çok yerinden kırdık. Yani dost bildiklerimize bakıyoruz, örneğin NATO’da Fransa’yla beraberiz, ama o kadar ilginç ki, bakıyorsunuz o gördüğünüz dev tünellerin bütün betonu meşhur Lafarge denilen Fransız firmasından temin edilerek bu tüneller yapılıyor. Yoksa bu öyle taşıma suyla olacak işler değil. Lafarge orada, oradan betonlar veriliyor. Silah, bakıyorsunuz sağ olsun stratejik ortak Amerika, 5 bin tır bölgeye silah gönderiyor, mühimmat gönderiyor, 2 bin kargo uçakla gönderiyor, bunların rakamlarını, her şeyi kendilerine söylüyorsun, onlar bize hala bunun teröristlerle alakası yok, işte şu anda DEAŞ’la yapılan mücadele biter bitmez, biz bunların seri numarasını aldık, bunları tekrar teslim alacağız. Kendilerine tabi bir gerçeği hatırlatıyoruz, diyoruz ki, bakın Sayın Bush döneminde de Bush bana bunları aynen söylemişti, Kuzey Irak’ta terörle mücadele biter bitmez, seri numaralarını adlık, biz bunları toplayacağız. Daha sonra biz Irak’a girdik ve teröristlerle verdiğimiz mücadelede bu silahları toplarken baktık ki bunlar hep bize dost görünenlerin onlara verdiği silahlar. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız ve ülkemizin üzerinde oynanan oyun da bu. Bütün bu FETÖ filan, bunların arkasında olan yerler belli, bunları gayet iyi biliyoruz.
Ülkemiz dışarıdan tezgahlanan, ama içeride de destekçileri olan daha başka siyasi ve ekonomik saldırılara da maruz kaldı. Milletimizle bir olduk ve hepsinin de üstesinden geldik.
Tabi bu süreçte güzel şeyler de oldu. Mesela 15 Temmuz darbe girişimi milletimizin gösterdiği büyük kahramanlık sayesinde başarısızlığa uğradı. Bu girişimin ardından 7 Ağustos 2016 tarihinde İstanbul Yenikapı Meydanında milyonlarca vatandaşımızın katılımıyla Türkiye tarihinin en büyük, en kalabalık mitingini yaptı. Milletimizin demokrasisine ve şehitlerine sahip çıkışının sembolü olan bu miting, siyasi tarihimizde de yepyeni bir dönemin kapısını açmıştır. Bu sayede 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen halkoylamasında milli irade tarafından tasdiklenen yönetim sistemi değişikliğini gerçekleştirdik. 200 yıla yaklaşan demokrasi serüvenimizde tarihimizde ilk defa milletimizin kendi tercihiyle böylesine kapsamlı bir yönetim değişikliği yapılmıştır. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ilk defa millet iradesinin böylesine güçlü şekilde hissedildiği bir reformu hayata geçirerek demokrasimizin rüştünü de ispatlamış olduk.
Değerli arkadaşlar; 16 Nisan’da kabul edilen anayasa değişikliği yeni yönetim sisteminin 3 Kasım 2019 tarihinde yapılacak seçimlerle yürürlüğe girmesi öngörülüyordu. Bu tarih hem Cumhurbaşkanlığı, hem de Meclisin anayasada belirtilen görev süresinin bitmesine göre belirlenmişti. Halkoylamasının ardından Hükümetle yakın mesai içinde önümüzdeki dönemi hem ülkemizin önündeki meselelerin çözümü, hem de yeni yönetim sistemine hazırlık fırsatı olarak değerlendirmek üzere kolları sıvadık ve çalışmaya başladık, çünkü biz siyasi hayatımız boyunca hep seçim sürelerinin sonuna kadar kullanılmasından yana olmuştuk. Halkoylamasıyla seçim arasındaki 2,5 yıllık dönemin Türkiye’nin normal gündemiyle geçmesi halinde herhangi bir sıkıntıya yol açmayacağına inanıyorduk. Ancak, iç ve dış siyasi, askeri, ekonomik gelişmelerin seyri bu bize bu süreyi mevcut sistemle devam ettirmemizin oldukça ciddi maliyetleri olacağını gösterdi. Yoksa Cumhurbaşkanı olarak benim şu anda önümde 1,5 yılım daha var, yani bu makamın, bu koltuğun hırslısı konumunda olsak 1,5 yıl daha devam edebilirdik. Böyle bir hırsın içinde değiliz, ama yaptığımız bütün bu hesaplar neticesinde bu sıkıntılar bizim ülkemize, milletimize bir bedel ödeteceği endişesiyle dedik ki, bu adamı atalım.
Bir de, öyle bir Ana Muhalefetimiz var ki sağ olsun, onlar da iki de bir hodri meydan, hodri meydan, hodri meydan diyor. Madem bu kadar hodri meydan diyorsunuz, buyurun meydan demek durumunda kaldık. Ve şimdi biz milletimize verdiğimiz taahhüde bağlı kalarak erken seçim lafını asla telaffuz etmiyorduk. Şimdi artık bu adımı atalım dedik ve bildiğiniz gibi Milliyetçi Hareket Partisi’nin de bu konudaki olumlu yaklaşımı sebebiyle Sayın Bahçeli’nin işte Salı günü yaptıkları açıklama neticesinde kendileriyle daha öne bir biraraya gelme davetim olmuştu ve bu davetimize icabetle oturduk bu meseleleri kendisiyle değerlendirdik. Değerlendirdikten sonra da arkadaşlarımızla da yaptığım istişareler neticesinde Haziran’da Türkiye’de bu erken seçimi gerçekleştirelim istedik. Şimdi ciddi bir heyecanın, olumlu bir havanın ülkemde estiğini görüyorum. Böylece aslında kendi gündemimizde bu durum olmamasına rağmen yapılan çağrıya icabetle erken seçim tarihinin Haziran olması konusunda Sayın Bahçeli’yle mutabık kaldık. Parti gruplarımızın Meclis’e sunduğu teklif dün komisyonda görüşülerek kabul edildi, inşallah bugün de Genel Kurulda karar altına alınacak, hemen ardından da görüldüğü gibi şu anda bu muaccel durumla beraber Yüksek Seçim Kurulu da zaten yol haritasını şu anda süratle hazırlıyor. O yol haritasına göre bizler de hazırlıklarımızı yapacak, 24 Haziran’a giden süreci işletmiş olacağız. Seçimlerin şimdiden ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlar; bulunduğumuz coğrafyanın ve ülkemizin içinden geçtiği dönemin hassasiyeti hızlı kararlar vermemizi ve bunları dirayetle uygulamamızı gerektiriyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmemizin gerisinde de en çok bu ihtiyaç var. Örneğin biz bu kararı Meclis’te aldığımız anda hemen malum YÖK bana bağlı olduğu için de hemen kendileriyle görüştük ve görüştüğümüz andan itibaren de hemen bu yıl yapılacak olan üniversite giriş imtihanlarının da kararını kendileri de hemen toplantıyı yaparak bir hafta ötelemek suretiyle alma imkanını buldu. Bu bir şeyi gösteriyor; yani bu başkanlık sisteminin ne denli seri karar alma, neticeye gitme imkanı verdiğini ortaya koyuyor. Bu yarın birçok konularda bizim önümüzü açacak ve çok daha seri adımlar atmak suretiyle inşallah ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma hedefine ulaşacağız.
Ve bürokrasiyle ilgili ciddi şikayetler hep aldık, alıyoruz. Her zaman söyledim, bürokratik oligarşi diye. Ve ne yazık ki bu bürokratik oligarşiden tüm dünya hep feryat eder, bizde de öyle. Ama şimdi en azından bu bürokratik oligarşiyi bu sistemle büyük ölçüde yıkma fırsatını da buluyoruz, bize bir de bunu getiriyor. Arkadaşlarımla dün de bütün gün bunun çalışmalarını yapıyorduk, getirisi-götürüsü nedir-ne değildir diye. Ve inanıyorum ki 24 Haziran’dan sonraki dönemde bir başka Türkiye’yi inşa ve ihya edeceğiz.
Geçiş dönemi olması sebebiyle pek çok bürokrat farklı hesaplarla sorumluluk almaktan hep çekinmiştir. Bizzat takibini yaptığımız işlerin yürüdüğü, kafamızı çevirdiğimiz her yerde sorunların baş gösterdiği bir düzeni adeta ite kaka sürdürmeye çalışıyorduk. Erken seçim kararı her ne kadar bizim arzumuzla ortaya çıkmamış bulunsa da, yeni yönetim sisteminin bir an önce devreye girmesini sağlayacak olması bakımından çok ama çok isabetli. Bu kararla aynı zamanda ülkemizle ilgili senaryoları da alt-üst ettik.
24 Haziran’da seçim yapma kararını bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak görüyorum; aynen öyle. Türkiye’nin önünde ekonomiden yatırımlara, savunmadan temel hizmetlere kadar her alanda atması gereken adımlar var. Bunları yaptığımızda bölgemizde ve dünyada kendisine rol biçilen değil rol dağıtan bir ülke durumuna geleceğiz, yani depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık yapmış olacağız. Aksi takdirde tıpkı son iki asrımızın olduğu gibi bu süreçten zararlı çıkmamız kaçınılmaz hale gelecektir.
Biz seçimleri büyük ve güçlü Türkiye için yeni bir çıkış, yeni bir enerji depolama fırsatı olarak görüyoruz. Her zaman olduğu gibi, en büyük hakem olan milletin kararına tabiyiz. Demokrasinin güzelliği, milletimizin yöneticilerinin o güne kadar yaptığı hizmetleri murakabe etme, gelecekte yapacaklarının da onayını verme imkanını sağlıyor olmasıdır. Milletimiz bize yola devam derse, yaptığımız hizmetleri katlayarak sürdürecek, hedeflerimize ulaşacak, ülkemizin menfaatlerini her yerde koruyacağız. Eğer milletimizin iradesi başka şekilde tezahür ederse, ona da saygı duymak boynumuzun borcudur. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Bu duygularla bir kez daha Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün 150. kuruluş yıldönümünü tebrik ediyorum. Enstitü bünyesinde birikimleri ve gayretleriyle ülkemize hizmet eden tüm bilim insanlarımıza, çalışanlarımıza, araştırmacılarımıza tekraren şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Allah dünyadaki hiçbir ülkeyi ve milleti, onlarla birlikte bizi de afetlerle sınamasın, imtihan etmesin diyorum.
Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum