Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Stk Temsilcileri ile iftar programinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Hanımefendiler, beyefendiler; sizler en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum, esselamü aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü.

Bu güzel İstanbul akşamında sivil topluk kuruluşlarımızın siz kıymetli temsilcileriyle birarada olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum. Bu anlamlı birlikteliğe vesile olan, bugün burada bu iftar sofrasında gönüllerimizi buluşturan herkese teşekkür ediyorum. Her birinize iştirakiniz ve iftar soframızı bizlerle paylaştığınız için ayrıca saygılarımı ifade etmek istiyorum.

Konuşmamın hemen başında, son orucu tutuğumuz mübarek Ramazan-ı Şerifinizi, bu yılla ilgili olarak söylüyorum, özelikle tebrik ediyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan bu mübarek ayın İstanbul’umuz, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayra, mağfirete ve selamete vesile olmasını Rabbimden diliyorum. Yüce Mevla’mızın hepimizi huzuru kalple idrak edeceğimiz daha nice Ramazan’lara, nice inşallah bayramlara kavuşturmasını niyaz ediyorum.

Kardeşlerim; sözlerimin hemen başında Şanlıurfa Suruç’ta milletvekilimiz, aynı zamanda milletvekili adayımıza ve yakınlarına yönelik saldırıyı şiddetle kınadığımı ifade etmek isterim. Zira milletvekilimizin, aynı zamanda adayımızın ağabeysi de bu saldırıda PKK tarafından öldürüldü ve birçok aynı şekilde kardeşleri de yaralı vaziyette, ağır olanlar hastanede. Onlara da Rabbimden şifalar diliyorum.

Şanlıurfa milletvekilimiz İbrahim Halil Yıldız’ın bu seçim çalışmasını hazmedemeyen, bunu kabullenmeyenler, dün neyse bugün de aynı.

Olayda tabi milletvekilimizin kardeşinin yanında karşı taraftan da 2 kişi ayrıca öldü, 9 yaralı var.

Hayatın kaybeden milletvekilimizin kardeşine Allah’tan rahmet diliyorum ve yakınlarına başsağlığı, sabır diliyorum. Ve yine yaralılara Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.

Bu olay, PKK ve HDP’nin Kürtlerin kanından beslenerek büyüme stratejilerini hala terk edemediklerinin en bariz örneğidir. Bizim Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz yok, bizim PKK’yla özellikle sorunumuz var ve Kürt kardeşlerimizin de ben bu oyunu bozacaklarına inanıyorum. Ve şu anda bir yola girmiş vaziyetteyiz, bu hazımsızlık bunları iyice çılgınlaştırıyor. Artık önümüzdeki durumu görüyorlar, Güneydoğu’da, Doğu’daki gelişmeleri görüyorlar, tabi bunu şimdi hazmedemiyorlar.

6-8 Ekim olaylarında 53 vatandaşımızın ellerine kanları bulaşanlar, çukur eylemlerinde on binlerce Kürt kardeşimizin evini başına yıkanlar, bir kez daha partimiz mensuplarını hedef almışlardır. Biliyorsunuz bunlar daha önce de bölgede bizim pek çok il ve ilçe yöneticimizi ne yazık ki şehit ettiler.

Biz bölgedeki Kürtleri, PKK’nın ve HDP’nin boyunduruğundan kurtarma yolunda mesafe kat ettikçe, bunlar yine en iyi bildikleri iş olan şiddete kayıyorlar, oradan nemalanıyorlar.

Eğer bu şiddet, silah ellerinden alındığı anda şu anda geldikleri noktaya bir defa gelemeyecekler. Ne bölgedeki kardeşlerimizi, ne partimiz mensuplarını PKK ve HDP şiddetine terk etmeyeceğiz. Bu hadisenin önünde ve arkasında kim varsa, emniyetimiz ve yargımız mutlaka bulacaktır. Ağızlarından demokrasiyi düşürmeyen, ama ellerinden de silahı bırakmayanlara derslerini verdik, veriyoruz, vereceğiz.

Bir tek masum vatandaşımıza hangi partiye mensup olursa olsun, bir tek siyasetçiye zor kullanan hiç kimseye en küçük bir müsamaha göstermeyeceğimizin bilinmesini istiyorum.  

Kardeşlerim, sizlerin de takip ettiği gibi bu Ramazan ayını da İslam dünyası olarak gerçekten yürek burkan bir atmosferde geçirdik. Suriye’den Irak’a, Yemen’den Afganistan’a, Filistin’e kadar coğrafyamızın farklı yerlerinde kardeşlerimizin yüzü bu Ramazan’da da bir türlü gülmedi. Dayanışmanın, sulhun, paylaşmanın, merhamet ve şefkatin ayı Ramazan, gözünü kan bürümüş diktatörler, teröristler ve devlet terörü uygulayan yönetimler tarafından adeta bize zehir edilmeye çalışıldı.

Ramazan’dan iki gün önce 14 Mayıs Pazartesi günü Gazze sınırında yaşanan katliam bunun en açık örneğidir. İslam dünyası olarak Ramazan-ı Şerifi karşılamaya hazırlandığımız bir anda, İsrail, Amerikan yönetiminin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak kararına karşı demokratik haklarını kullanan Filistinli kardeşlerimize vahşice saldırdı. Aralarında çocukların, kadıların, tekerlekli sandalyedeki engellilerin de bulunduğu 62 kardeşimiz İsrail askerleri tarafından hunharca katledildi. Aynı saldırılarda bir kısmı ağır 2700’ün üzerinde Filistinli de yaralandı.

Ben bir kez daha Kudüs’ü savunurken şahadete yürüyen Filistinli yiğitlere Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerin yakınlarına başsağlığı ve sabrı cemil diliyorum.

Birleşik Krallık ziyaretimiz esnasında yaşanan bu hadiseler üzerine, hemen o akşam harekete geçtik, hem Trump yönetiminin aldığı gayrimeşru karara, hem de İsrail işlediği cinayetlere karşı Türkiye olarak tepkimizi ortaya koydu. Dönem Başkanlığını yürüttüğümüz İslam İşbirliği Teşkilatını Kudüs’ü ve katliamı konuşmak üzere acilen İstanbul’da toplantıya çağırdık. Çağrımızdan sadece 72 saat sonra İstanbul gerçekten önemli bir zirveye ve tarihi bir mitinge ev sahipliği yaptı. Yenikapı meydanında sizlerin desteği, on binlerce, yüzbinlerce vatandaşımızın iştirakiyle gerçekleştiren zulme lanet, Kudüs’e destek mitingi, milletimizin Kudüs meselesindeki hassasiyetini tüm dünyaya göstermiştir.

Ak koyun ile kara koyunun belli olduğu bu imtihan döneminde, Türkiye dik duruşuyla bir kez daha tarih ve insanlık önünde ibra olmuştur. Bu vesileyle, sıcağı, oruca ve mesai günü olmasına rağmen Yenikapı Meydanını dolduran tüm Kudüs aşıklarına buradan şükranlarımı sunuyorum.

Özellikle MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici ve o gün miting meydanında misafirimiz olan devlet ve hükümet başkanlarına gönülden teşekkür ediyorum.

Böyle asil, böyle cesur, böyle Kudüs sevdalısı bir milletin Cumhurbaşkanı olduğum için Rabbime sonsuz hamdüsenalar ediyorum.

Tabi burada şu hususun altını çizmekte de fayda görüyorum: İlk Kıblemiz Kudüs’ü, kesinlikle tek gıdası kan, katliam ve gözyaşı olan işgalci İsrail Devletinin insafına asla bırakmayacağız. Dört asır boyunca hizmet etme şerefine nail olduğumuz Harem-i Şerif’in üzerine namahrem eli değmesine kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Hem ikili düzeyde, hem uluslararası platformlarda, hem de diğer zeminlerde Filistinli kardeşlerimizin hakkını ve hukukunu savunmayı sürdüreceğiz.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından dün alınan kararı Filistin meselesinde tarihi bir dönüm noktası olarak görüyorum. İnşallah bu kararın gerekleri en kısa sürede yerine getirilir.

Değerli kardeşlerim; biliyorsunuz meyve veren ağaç taşlanır, başarının dostu kadar düşmanı, hasmı da çoktur. Biz de ülke olarak başarı çıtamızı yükselttikçe maruz kaldığımız operasyonların dozu da artıyor. Türkiye bölgesinde ve dünyanda meselelere müdahil oldukça, elbette birilerinin de tekerine çomak sokuyor. Şu an coğrafyamıza yönelik, böl, parçala, yönet taktiğiyle hayata geçirilmeye çalışılan senaryolarının önündeki en büyük engel Türkiye’dir. Ülkemiz diplomatik ve insani yardım alanındaki gayretleriyle bir taraftan fitne teşebbüslerine set olurken, diğer taraftan da bölgemizde kardeşliğin hamurunu karıyor. Bugün Türkiye’nin ana dolu merkezli yaktığı çoban ateşi, Kerkük’ten Somali’ye milyonlarca mazlum ve mağdurun yüreğini ısıtıyor.

Ay-yıldızlı al bayrağımız bugün Gazze’den Arakan’a kadar, özgürlük, adalet ve hukuk mücadelesinin sembolüne dönüşüyor. Ülkemizin sürekli içeriden ve dışarıdan operasyonlara mazur kalmasının tek sebebi işte budur. Daha biz birini savuşturmadan bir başka saldırı dalgasının üzerimize gelmesinin nedeni, Türkiye’nin sembolleşen işte bu cesur tavrıdır.

MİT krizden Gezi olaylarına, 17-25 Aralık girişiminden çukur eylemlerine, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar yapılan tüm saldırıların amacı, ülkemize had bildirmektir. Bu operasyonların gayesi, Türkiye’nin pençelerini sökmektir. Ülkemizi tekrar belli güçlerin yörüngesine sokmaktır. Sadece bize değil, istiklal ve istikbalinden taviz vermeyen milletimize de diz çöktürmek istiyorlar. Türkiye’yi tekrar eski pısırık, korkak, sermaye ve güç sahiplerinden emir alan yarı müstemleke konumuna geri döndürmeyi hedefliyorlar. Biz taleplerine boğun eğmedikçe, daha da pervasız hale geliyorlar. Biz bağımsızlığımızdan ödün vermedikçe daha da hırçınlaşıyorlar. Son 5 yılda beraberce göğüslemek zorunda kaldığımız sıkıntıları lütfen bir gözünüzün önünden geçirin. Ülkemizin ekonomide, siyasette, dış politika, güvenlik ve yargıda maruz kaldığı operasyonları şöyle bir düşünün. Kim bunların tesadüf olduğunu iddia edebilir? Kim bunların tamamen ülkenin kendi dinamiklerinden kaynaklandığın söyleyebilir?

Kardeşlerim, yaşadıklarımızın hiçbiri sıradan hadiseler değildir, vaka-ı adiye değildir. Türkiye’nin hedefleri büyüdükçe saldırıların dozu da yükselmiştir. Son 16 yılda yapmadıklarına bırakmadılar, terörden ekonomik saldırılara, sokak olaylarından darbe girişimine kadar her türlü çirkefliği, her türlü alçaklığı denediler. 7 Şubat 2012’de MİT üzerinden devlete operasyon yapmak istediler, bunda başarı olamayınca, bu sefer ülke ekonomimizin en iyi dönemini yaşadığı bir dönemde, Gezi olaylarını başlattılar, işte buna ekonomik terör diyorum, bunu özellikle yapmak istediler, onu da başaramadılar ve başaramayacaklar. Günlerce ülkemizin sokaklarını ateşe verdiler, esnafımıza, polisimize, belediye otobüslerimize, helal rızık peşindeki insanlara saldırdılar. Tüketmeyin çağrılarıyla ekonomisi çökertmeye çalıştılar. Yavuz Sultan Selim Köprüsünden üçüncü havalimanına kadar ülkemizi yağa kaldıracak tüm projelerin durdurulmasını talep ettiler. Sivas’ta hızlı trenin ne iş var, bu göçü hızlandırır diyecek kadar ileri gittiler. Ne demek ya, Sivas’a hızlı trene ne gerek var? bir diğeri bakıyorsunuz başka, satarım diyor, durdururum diyor.

Bütün bunlarda başarılı olamayınca, bu kez dershane hadisesini bahane ederek 17-25 Aralık’ta emniyet ve yargı darbesiyle üzerimize geldiler. Ana Muhalefet Partisinin de desteğiyle sosyal medya hesapları üzerinden haftalarca ortalığı yalan, montaja ve iftiraya boğdular.

170 bin Kürt kardeşimizi topraklarımıza aldığımız bir dönemde Kobani bahanesiyle sokak çetelerini kışkırtarak insanımızı birbirine kırdırmak istediler. Kobani’yi de nereye almışlardı? Yine Suruç’a. Ve şu anda bu insanların kahir ekseriyeti ülkemizde. Eğer biz Kürt kardeşlerimize karşı bir tavır içerisinde olsaydık, niye onları biz topraklarımızda ağırlayalım? Hiç içeriye bile almaz, Kobani’ye gönderirdik, ama aldık. Niye? Çünkü biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, ondan dolayı aldık.

Aynı şeyi Suriye’den gelen diğer 3 milyon kardeşimizi ülkemizde kabul ederken, onlara ev sahipliği yaparken neyi düşünerek yaptık? Emir ilahi böyle gerektirdiği için yaptık. Aralarında fakirlere kurban eti dağıtan Yasin Börü’nün de olduğu gencecik evlatlarımızı vahşice kimler linç etti? Bu kadar gerçekler ortadayken, 53 kardeşimizi, Kürt kardeşimizi kimler öldürdü? Ve şu anda bu zat Edirne’de cezaevinde. Ve bu zatı birileri gidip ziyaret ediyor. Ana Muhalefetin temsilcisi ziyaret ediyor. Neymiş? Cumhurbaşkanı adayıymış. Bakıyorsunuz çıkıyorlar diğer adayların hepsi, bir cumhurbaşkanı adayının cezaevinde ne işi var diyor. Ya bunun her yeri cumhurbaşkanı adayı olsa ne olur, ne olur? İlla mahkum mu olması lazım? Mahkum değil de tutuklu. Mahkum olmayacağının garantisi mi var? Bunlar o 53 kardeşimizin öldürüldüğü o günde söylenen neydi? Dökülün sokaklara ve sokaklara Kürt kardeşlerimizi dökerek o 53 tane Kürt kardeşimizi öldürdüler. Öldürenler de Kürtlerdi.

Bu ülkede milletimizi birbirine vurduran, birbirine kırdıran bu insanları düşünün Cumhurbaşkanı adayı olması onun kalkıp bu mücadele içerisinde cezaevinden dışarı çıkmasını sağlayacak, böyle bir şey olabilir mi? Bunun adı özgürlük olabilir mi?

Akabinde bölücü terör örgütünü devreye sokarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizdeki kimi ilçelerimize saldırdılar. Yine başarısız olunca 15 Temmuz gecesi FETÖ mensubu hainler eliyle darbe yapmaya kalktılar. Milletimiz nasıl diğer saldırılarda oyunu bozduysa, bu sefer de hayatını ortaya koydu ve 251 şehit verme pahasına ülkesine sahip çıktı, canını verdi. Ama canından aziz bildiği vatanını, milletini hainlere teslim etmedi.

Suriye ve Irak üzerinden oynanan oyunları sizler zaten çok iyi biliyorsunuz.

Değerli kardeşlerim, son 16 yılda maruz kaldığımız bütün saldırıları önce Rabbimin yardımı, sonra milletimizin desteği ve duasıyla boşa çıkardık. Kefenimizi giyerek çıktığımız büyük ve güçlü Türkiye davasından bugüne kadar asla taviz vermedik. Bir taraftan ülkemizi kalkındırırken, diğer taraftan da 28 Şubat darbecilerinin hak ve özgürlükler konusunda bıraktığı enkazı kaldırdık. Bin yıl sürecek denilen o meşum dönemi sizlerin de desteğiyle 10-15 sene içerisinde mezara gömdük. Kılık kıyafet üzerindeki kısıtlamaların yasaklarını tamamen çöpe attık. İmam hatipler ve meslek liselerine uygulanan katsayı zulmüne söz verdik. Kur’an-ı Kerim’i ve Siyeri Nebi’yi seçmeli ders olarak tüm okullarımıza yaygınlaştırdık. Sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyet alanlarını alabildiğine genişlettik. Onları ülkemiz ve milletimiz için hayırlı çalışmalarında daima destekledik. Allah’a hamdolsun, hep birlikte ülkemizi 15-20 sene önce hayal dahi edilemeyen seviyelere taşıdık. Bugün 16 yıl öncesine göre daha demokratik bir Türkiye var. Bugün 16 yıl öncesine göre daha özgür bir Türkiye var. Bugün 16 yıl öncesine göre daha güçlü, daha müreffeh bir Türkiye var. Bugün umutsuzluk girdabında boğulan değil geleceğine güvenle bakan bir Türkiye var. Bugün IMF kapılarında borç dilenen değil kalkınma ve insani yardımlarda dünya şampiyonu olan bir ülke var, bir Türkiye var.

Suriye’den Filistin’e, Somali’den Türkistan’a kadar tüm mazlum ve mağdurların sözcüsü, hamisi bir ülke var. Türkiye’nin bu başarısında siyasi irade kadar sivil toplum kuruluşlarımızın da çok büyük emeği, katkısı bulunuyor. Biz bugüne kadar kol-kola, omuz omuza yürüdük. Milli iradeye yönelen saldırıları beraberce püskürttük. Darbecilerin heveslerini kursaklarında hep birlikte bıraktık. 15 Temmuz’da FETÖ’cü alçaklara meydanları birlikte dar ettik.

Şimdi önümüzde yeni ve çok daha ağır bir imtihan bulunuyor. Bu imtihan sevgili kardeşlerim, 24 Haziran seçimleridir. Çünkü bu seçimler Türkiye’nin kader seçimi, dönüm noktası olacaktır. Türkiye inşallah 24 Haziran’la beraber yeni bir yönetim sistemine geçiyor. On yıllardır ülkemizi esir alan milli irade üzerine Demokles’in kılıcı gibi sallanan mevcut sistem artık yerini cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bırakıyor. Türkiye’de artık sivil iradeyi temel alan yeni bir sistem kuruluyor. İşte biz 24 Haziran’da bu sistemi kimin kuracağını oylayacağız, bu bakımdan bu seçim çok önemli. Ya geçmişi yasaklar, baskılar, darbe şakşakçılığıyla dolu muhalefete yeni sistemin anahtarlarını vereceğiz ya da 7 Ağustos Yenikapı ruhuyla çok daha demokratik, çok daha özgürlükçü, kadim değerlerimizle daha barışık bir sistemi beraberce inşa edeceğiz.

Muhalefet cephesinde garnitür olarak bulunanların durumu bize ve milletimize asla bir ölçü olamaz. Biz niyete bakarız, sicile bakarız, dile getirilen vaatlere bakarız. Biz karşımızdakilerin bugüne kadar başörtüsünden imam hatiplilere kadar sergilediği tutuma bakarız. Bunlar akşam başka, sabah başka; bu şekilde. Uygulaman ne uygulaman, icraatın ne icraatın, biz buna bakarız.

Kardeşlerim; unutmayalım ki gayret takdire, takdir ise tedbire mani değildir. Rabbimiz mukaddes kitabımızda başarının sırrını şu şekilde bizlere ifade ediyor: İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Evet, emek olmadan, zahmet, çile, gayret olmadan zafer de olmaz. Kim daha çok çalışırsa, kim daha fazla ter dökerse, milletin kapısını kim daha sık çalarsa, Allah başarıyı da ona nasip eder. Biz de her görev millete ve kutlu davamıza hizmet etmenin bir vesilesidir. Mesele, üstlendiği mesuliyetin hakkını en iyi şekilde vererek Hakk ve halk katında ibra olmaktır. İnşallah 24 Haziran gecesine kadar sizlerin bu anlayışla çalışmalarınızı yürüteceğinize inanıyorum. Biliyorsunuz biz vakit Türkiye vakti, vakit birlik vakti diyerek yola çıktık. Amacımızı da irade, erdem, cesaretle Türkiye’yi şahlandırmak olarak ilan ettik. Bunları gerçekleştirmek için de ihtiyacımız güçlü hükümet, güçlü Meclis’tir. Bu iki ayaktan biri eksik kalırsa, güçlü Türkiye idealimiz de çok ağır bir darbe alacaktır. Buna asla fırsat vermemeliyiz. Ve kendimiz şöyle bizim bütünlüğümüzün ilkelerini belirledik, Rabia’mız var bizim. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik, bu şuurla yola çıktık. Ve bunu gerçekleştirebilmek için bütünüyle kardeşliğe, birarada helalleşmeye de ihtiyacımız var. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

16 yıldır aralıksız bir şekilde devam eden hizmet kervanının birkaç tane kifayetsiz muhteris tarafından durdurulmasına göz yummamalıyız. Unutmayın, milletimiz bizden ülkemizi hayalleriyle, idealleriyle, yıllardır ilmek ilmek dokuduğu hedefleriyle buluşturmamızı bekliyor. Filistin’den Arakan’a kadar kalbini bize yöneltmiş, umudunu bize bağlamış milyonlarca kardeşimiz Türkiye’nin başarısı için dua ediyor. Sizler sadece temsil ettiğiniz kuruluşların değil İsrail kurşunlarına hedef olan bebeklerin de mesuliyetini taşıyorsunuz. Sizler gözünü ülkemize dikmiş yüz milyonlarca mazlum sorumluluğunu sırtınızda taşıyorsunuz. Her birinizin omuzlarınızdaki bu ağır yükün bilinciyle sahada koşturacağınıza inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha sizlere özellikle bu gayretlerinizde, bu faaliyetlerinizde Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.

Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Alemi İslam’ın birliğine, beraberliğine, artarda gelecek zaferlerine vesile olmasını diliyorum. Mevla’m yolumuzu, bahtımızı açık etsin.

Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla diyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.