Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Yabanci Sermayeli Yatirimcilar ile toplantida yaptigi konusmanin tam metni

 

İş dünyasının değerli temsilcileri, değerli uluslararası yatırımcılar, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Bizleri bu toplantı vesilesiyle biraraya getiren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile YASED yöneticilerine şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Sizlerle ilk defa 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız o karanlık darbe girişiminden yaklaşık 2 hafta sonra, 2 Ağustos tarihinde biraraya gelmiştik. Bu toplantıda öncelikle darbenin ayrıntılarını paylaşmıştım. Ardından da bu olumsuzluğa rağmen ekonomideki gelişmeleri özellikle ifade ederek geleceğimizin aydınlık olduğunu ifade etmiştim.

Bilindiği gibi Gezi olaylarına ve FETÖ’nün 17-25 Aralık saldırısına rağmen 2013 yılını yüzde 8,5’luk bir büyümeyle kapatmıştık. 2014 yılında önce mahalli idareler, ardından Cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadık. Buna rağmen yüzde 5,2’lik bir büyüme oranı elde ettik. 2015 yılında yaşadığımız iki genel seçime ve terör olaylarındaki tırmanışa karşın yüzde 6,1’lik bir büyümeyle adeta bu tezgahları kuranlara meydan okuduk. 2016 yılında ise yakın tarihimizin en ağır travması olan 15 Temmuz’a terörle mücadelede sınırlarımız içinde ve dışında verdiğimiz yoğun mücadeleye rağmen yüzde 2,9’luk bir büyüme elde ettik. Türkiye’nin demokrasisi yanında ekonomisiyle yerle yeksan olmasını bekleyenleri bu alanda da hayal kırıklığına uğrattık. 2017 yılı içinde oldukça iyi bir ekonomik performans sergilediğimizi söyleyebiliriz. Birinci çeyrekteki yüzde 5’lik büyüme oranımız hepimize ümit vermiştir. Bu yılı da beklentilerin çok üzerinde bir büyüme oranıyla tamamlayacağımıza inanıyorum. İhracatımız yılın ilk 6 ayında yüzde 8,2 artışla yükseliş trendini sürdürüyor. İstihdamda hem ekonomideki iyileşmeye paralel olarak, hem de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizle başlattığımız … (Ses Kayıt Kesikliği) rakamlara doğru gidiyoruz. Borsa İstanbul neredeyse her gün yeni rekorlar kırıyor. Merkez Bankası’ndaki döviz rezervimiz 110 milyar dolara ulaşarak yeniden tırmanışa geçti. Turizmde kayıpları telafi etmeye başladığımız bir döneme giriyoruz. Dünyanın 17, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi olarak hedeflerimiz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Sevgili dostlar, yatırımcıları, girişimcileri, özellikle de uluslararası sermayeyi kalkınmamızın temel unsurlarından biri olarak görüyor ve çok önem veriyoruz. Hatta şöyle bir düşüncem var: Yani uluslararası sermayeyi kurumsallaştırmak suretiyle senede bir kez biraraya gelmek, inanıyorum ki Türkiye ile uluslararası sermayenin daha da bütünleşmesi ve güçleşmesini sağlayacaktır. Yani bu konuda aynen bugün burada olduğu gibi TOBB, YASED birlikte ilgili bakanlarımızın da katılmasıyla bu çalışmaları gözden geçirmemiz bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

Türkiye, 1980’lerden beri özel sektöre dayalı büyüme modeliyle hareket eden bir ülkedir. Bilhassa 2003-2016 yılları arasında çektiği 173 milyar dolarlık uluslararası yatırımla ülkemiz özel sektöre dayalı büyüme modelini başarıyla uygulamıştır. Aynı dönemde ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası firma sayısının 5 binden 51 binin üzerine çıkmış olmasından memnuniyet duyuyoruz. Hayata geçirdiğimiz reformlarla yatırımcılar arasındaki yerli-yabancı ayrımını ortadan kaldırarak herkes için cazip bir yatırım iklimi oluşturduk. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansını kurarak uluslararası yatırımcıların önünü açtık. Ülkemizin yatırımcılara sunduğu fırsatları iş dünyasına tanıtmak için kurduğumuz bu ajansımız daima sizlerin hizmetindedir, emrindedir. Bürokratik süreçler başta olmak üzere yatırımcıların işini kolaylaştıracak her türlü faaliyeti yürütmekle görevli bu ajans, gerektiğinde şahsımla, Başbakanımızla doğrudan irtibat kurmanızı da temin edecektir.

İşadamlarımızdan ricamız, yatırımları için ihtiyaç duydukları ilişkileri kurma, bilgileri alma, işlemleri yürütme konusunda hiçbir aracıya itibar etmeden doğrudan ajansımıza gitmeleridir.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizle Yabancı Sermaye Derneği YASED’in de yatırımcılarımla yakından ilgilendiğini biliyorum. Yurt dışı seyahatlerimde de her fırsatta ilgili arkadaşlarımızla birlikte ülkemizde yatırımı olan firmaların temsilcileriyle biraraya gelmeye gayret gösteriyorum.

Geçtiğimiz yılı yaşadığımız onca sıkıntıya rağmen tüm bu çabalar sayesinde 12,3 milyar dolarlık uluslararası yatırımla kapatmıştık. Bu yılın ilk 4 ayında 3,6 milyarlık bir performansla geçen yılın üzerine çıktık. Yatırım portföyümüzde Amerika ve Avrupa’yla birlikte Körfez ve Uzak Doğu Asya ülkelerinin payının da giderek yükseldiğini görüyoruz. Ayrıca, yatırımların geldiği alanların çeşitleniyor olması, bilhassa imalat ve enerji sektöründeki artışlar önemlidir.

Bununla birlikte, Türkiye’nin uluslararası yatırımlardan aldığı payın hala yüzde 1’in altında olması kesinlikle ülkemizin potansiyeline yakışan bir durum değildir. Yatırım ve ihracat seviyemizi ülkemizin potansiyeline uygun hale getirmek…

Değerli arkadaşlar, ülkemizde yaşanan gelişmelerin uluslararası yatırımcıların kafalarında çeşitli soru işaretlerine yol açtığını biliyorum. Ancak, şu gerçeğin görülmesini, değerlendirmelerin de buna göre yapılmasını istiyorum: Türkiye dünyanın en ciddi çatışma ve kriz bölgesinin tam ortasında yer almasına rağmen, istikrar ve güven ortamının tehlikeye düşmesine asla izin vermemiş bir ülkedir. Bu, Türkiye’nin en büyük aslında gücüdür. Bunun için Türkiye’yi lütfen çevresindeki ülkelerle kıyaslamayın, onlarla karıştırmayın, onlara benzetmeyin, Türkiye’de bu noktada çok farklı ve güçlü bir ülke. Sahip olduğumuz binlerce yıllık devlet geleneği, yaşadığımız coğrafyadaki bin yıllık varlığımız ve geleceğe ilişkin iddialı hedeflerimizle biz farklı bir ülkeyiz.

İşte şurada 3 gündür devam eden Uluslararası Petrol Kongresi var, işte bu kongrede her şey çok açık, net ortada. Ve bütün Türkiye’de bu Petrol Kongresine katılan dostlarımızla yaptığımız görüşmelerde hepsinin iyi niyet mesajlarını özellikle kendilerinden dinliyoruz. Ve böyle yüksek bir katılımın İstanbul’da olmuş olması da bir gerçeği yansıtıyor, artık dünyada en önemli güç, potansiyel enerji ve bu enerjide de adeta İstanbul bir İpek Yolu’dur, bu duruma gelmiştir. Ve bu İpek Yolu her taraftan, kuzeyden, doğudan, batıdan, her taraftan bir kesişme noktası oluşturmuştur, buna güney de dahildir. Ve böyle bir güce, böyle bir potansiyele sahip olan Türkiye, şu anda yeni yeni arayışların içerisindedir.

3-T olarak hep ifade ettiğim, yani tedarik, transit, tüketim, bu noktada Türkiye adeta bunların 3’ünü de yakalar konuma gelmiştir ve bunu daha da ileri seviyelere taşıyacağız.

İçinde yer aldığımız coğrafya bizim handikabımız değil, tam aksine avantajımızdır. Çünkü hem siyasi olarak, hem ekonomik olarak, hem insani olarak bölgenin güvenli limanı olan Türkiye’nin farkı işte bu vasfıdır. Ülkemizin denklemde olmadığı hiçbir projenin bölgemizde ve dünyada yürütülebilmesi mümkün değildir. Biz de bu konumumuzu dayatma veya şımarıklık için değil, kendimizle birlikte tüm dostlarımızın, kardeşlerimizin huzuru ve refahı için değerlendirmeye çalışıyoruz.

Terör örgütleriyle yürüttüğümüz tavizsiz mücadelenin amacı da budur. FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 tahinideki darbe girişimi demokrasimiz ve özgürlüğümüzle birlikte ekonomimizi de hedef alıyordu. Bu örgütün devlet ve toplum hayatımızın her zerresinden temizlenmesi konusundaki hassasiyetimizin sebebi, ekonomimizin geleceğini de güvence altına almaktır. Özellikle Batılı dostlarımızın bu konudaki muhatapları doğru tasnif edemediğini üzüntüyle görüyorum.

Şu anda YASED’in değerli yöneticilerine özellikle bir şeyi burada hatırlatmakta fayda görüyorum; bakınız işte G-20 Zirvesi için malum Hamburg’daydık, Hamburg yanıyordu, Hamburg her tarafta yıkılıyordu ve onbinlerce güvenlik görevlisi her tarafta görevdeydi. Niye? Türkiye’de biz de G-20 yaptık, ama bizim G-20’mizde en ufak bir gürültü patırtı olmadı. En güzel yerde, en lüks otellerde bütün misafirlerimizi ağırladığımız gibi, aynı anda bir taraftan G-20’yi yaparken, bir taratan Kadın-20’yi yaptık, Gençlik-20’yi yaptık, sendikaların 20’sini yaptık vesaire, işadamları 20’sini yaptık, hepsini huzur içinde, mutluluk içerisinde yaptık ve bütün görüştüğüm dostlar da Antalya bambaşkaydı diyorlar.

Değerli dostlar, biz attığımız adımlarda her zaman dürüst olduk, samimi olduk, kararlı olduk ve bununla birlikte de işimizi bilerek yaptık. Şimdi de ben bütün dostlarımıza şunu söylüyorum, lütfen sizler de bize temsilcisi olduğunuz ülkeleriniz ve firmalarınız adına şunu kendi firmalarınıza ve ülkelerinize anlatmanızda fayda var: Türkiye güvenli bir limandır.

İki; Türkiye böyle anlatıldığı gibi yok bilmem basın özgürlüğü yok, yok bilmem fikir, düşünce özgürlüğü yok, bunların hiçbirinin olduğu bir ülke değil.  

Bir defa, şunu çok açık, net söylüyorum: Basında sınırsız bir özgürlük söz konusu olamaz. Eğer medya kalkıp da ülkeyi karıştırmak için, ülkeyi kendi içinde tahrik etmek için her türlü özgürlük alanlarını istismar ediyorsa, onlar için de yargı var, yargı onlar için de çalışır. Dünyanın hiçbir yerinde sınırsız bir özgürlük söz konusu değildir, aynı şeyi Batı orada kendi içindeki özgürlük veya medya mensuplarına da yapmaktadır. Ve geçelim daha ileri, bizim kendi oradaki STK temsilcilerine neler yapığını biliyoruz. Daha da ileri gidiyorum, bizim bakanlarımıza dahi orada konuşma imkanı vermeyecek kadar Batı engelleyicidir. İşte son Hamburg G-20’de soydaşlarımızla Almanya’da salon toplantısı yapalım, Hamburg olması şart değil dedik, daha başka bir yerde yapabiliriz dedik, izin vermediler biliyor musunuz? Ne oldu özgürlük, niye izin vermiyorsunuz? Siz gelin, burada istediğiniz yerde biz size izin verelim, konuşturalım. Hollanda’yı biliyorsunuz, Belçika’sı öyle, hepsi. Niye? Düşünce özgürlüğünden korkuyorlar, düşüncelerine güvenmedikleri için düşünce özgürlüğünden korkuyorlar. Biz düşüncemize güvendiğimiz için düşünce özgürlüğünden korkmuyoruz, biz rahatız.

İşte buyurun, 25 gün yürüdüler, kimin güvenliğinde yürüdüler? Hükümetimizin güvencesinde yürüdüler. Herhangi bir şey oldu mu? Vatandaşlarımız herhangi bir şey yaptı mı? Ankara’dan çıkıp İstanbul’a gittiler mi? Gittiler. Kimin güvencesinde? Hükümetin, güvenlik güçlerimizin. Ve mitinglerini de yaptılar mı? Yaptılar. Herhangi bir şey oldu mu? Olmadı. Hala bu Hükümete kalkıp da, siz ülkede güvenlik yok diyemezsiniz, insan utanır.

Ve şu anda OHAL’le uğraşıp duruyorlar. Kusura bakmasınlar, bu OHAL olmamış olsaydı bu kadar rahat, bu kadar huzurlu olarak bu adımlar atılamazdı. Ve OHAL’in sınırlarını da Batılıların çizmiş olduğu çizgiler içerisinde belirlemeyiz, onun sınırlarını biz belirleriz. Bu millet bize bu yetkiyi vermiştir ve milletimizin verdiği yetkiyle de olağanüstü hali biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum, iş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, bir aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde 15 sene önce Türkiye’de olağanüstü hal vardı, ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı, hatırlayın o günleri. Ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz, diyoruz ki, hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız; bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.

Tabi fotoğraf oldukça net, bir yanda 80 milyon vatandaşı ve 780 bin kilometrekare vatan toprağıyla Türkiye Cumhuriyeti, diğer yanda ise ruhunu ve bedenini bir şarlatan adamış bir terörist örgüt vardır; seçim bu ikisi arasında yapılacaktır. Meselenin insan haklarıyla, hukukla, adaletle uzaktan-yakından ilgisi yoktur. Terör örgütleriyle mücadele dünyanın her yerinde nasıl yapılıyorsa, bizde de aynı şekilde yapılıyor.

Değerli dostlar, biz 250 vatandaşımızı 1 yıl önce ne yazık ki kaybettik, 250 vatandaşımız şehit oldu. İşte dün kabristanlarını dolaştık, ziyaret ettik, aileleriyle görüştük, acı onlarda, ateş düştüğü yeri yakıyor, diğerleri için her şey çok rahat. 2193 vatandaşımızı gazi olarak şu anda aramızda saklıyoruz ve onlara da layık olmaya çalışıyoruz. Geçen hafta buradaki GATA’yı ziyaret ettim, GATA’daki yaralılarımızı şöyle göreyim dedim, tabi kimisinin annesi yanında, kimisinin eşi yanında, kimisi çocuklarıyla beraber o yaralılar. Kimisinin ayağı kopmuş, kimisinin kolu kopmuş, bu şekilde yaralı gazilerimiz var. Şimdi bütün bunlar, ee, biz ne yapacağız? Olağanüstü hali kaldır, bunlar gene bildiklerini okusunlar; yok böyle bir şey.

Silahlı Kuvvetlerimizi ele geçirmeye çalışmışlardı ve biliyorsunuz Silahlı Kuvvetlerimizin elbisesini giymiş bir miktar bu çete vardı, aynı şekilde polisimizin içinde de vardı, yargının içinde de vardı ve bakanlıklarımızın içinde aynı şekilde bunlar vardı ve 40 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bunlar bu neticeyi almışlardı. Ve açık, net söylüyorum, bana diyorlar ki, dün bir uluslararası medya organıyla söyleşim oldu, peki ne zaman bitecek? Bu iş tamamen bittiği zaman bitecek.

Bakın, Doğu Almanya Batı Almanya birleştiği zaman anında ne kadar kişiyi açığa aldılar biliyor musunuz? 500 bin kişiyi Almanlar açığa aldı. Kimse kalkıp da Almanlara, ya 500 bin kişiyi nasıl açığa alırsınız diye sordu mu? Sormadı. Biz şu anda yargıyla bir mücadeleyi sürdürüyoruz. Bu ülkemizin huzuru içindir, bütün iş dünyamızın huzuru içindir, aklınıza ne geliyorsa, eğitim kurumlarımızın huzuru içindir, bunları yapmak durumundayız.

Bakınız, bir başka konuya geleceğim, PKK ve YPG, bunlar da yine mücadele ettiğimiz önemli terör örgütü. Ve son 2 yılda 2 bine yakın güvenlik görevlimiz şehit eden, Suriye’de kontrolü altına aldığı her yerde etnik temizlik, baskı, zulüm yapan bir örgüte hangi devlet acaba başka türlü yaklaşabilir, soruyorum? Bizim sizlerden ve Batılı dostlarımızdan tek ricamız, biraz empati yapmanızdır. New York’taki köprüleri kapatıp yaklaşanları vuran, Londra sokaklarında tanklarıyla insanları ve araçları ezerek ilerleyen, Berlin’de Parlamento, Roma’da emniyet, Brüksel’de belediye binasını bombalayan bir örgüt düşünün, aynı şekilde sınırlarınızın içinde ve hemen yanı başınızda sürekli askerleriniz saldıran, topraklarınızı taciz eden, vatandaşlarınızı katleden bir başka örgüt tahayyül edin, temsil ettiğiniz şirketlerin bulunduğu devletler bunlara karşı ne yapardı acaba? Türkiye’nin yaptıklarından kesinlikle daha fazlasını yapacaklarını ben çok iyi biliyorum, işte en son Hamburg’da da bunu gördüm.

Şundan emin olunuz: Türkiye terörle mücadelesini başka hiçbir ülkenin riayet etmediği derecede hukuk devleti sınırları içinde yürüttü, yürütüyor ve yürütecektir. Operasyonlar ve yargılamalar tüm Türkiye’nin, tüm dünyanın gözü önünde yapılmaktadır. Bu derece büyük saldırılara maruz kalıp da hukuka ve teamüllere böylesine sadık kalan bir ülkenin daha anlayışlı, daha adil, daha makul bir yaklaşımı hak ettiğine inanıyorum. Şu anda Türkiye’nin Ana Muhalefeti ve PKK terör örgütünün arkasında olduğu muhalefet işte Avrupa’da, gittikleri her yerde bu ülkenin aleyhinde her türlü yalanı-yanlışı söylüyorlar.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz’un gecesinde havalimanından kaçıp giden bir muhalefetin başı var. Artık bütün belgeler ortaya çıkmaya başladı. Ve o geceyi Bakırköy Belediye Başkanının evinden izleyen bir muhalefetin başı var. Ve şu anda konuşuyor ve kontrollü darbe diyor. Nasıl bir kontrollü darbeyse bu. Ha doğru doğru, havalimanından kaçacaksın, Bakırköy Belediye Başkanının evinde oradan kontrollü darbeyi izleyeceksin. Öbür taraftan da kalkıp darbe olduğu zaman tankların önüne ilk defa ben çıkarım diyeceksin. Orada iki tane tank vardı, seni uğurladılar, nasıl tankların önüne çıkmak bu, tam aksine oradan kaçıp gittin ya. Ve tanklar da dostlarının geldiğini görünce, onlar sana yolları açtılar ve sen de oradan Bakırköy Belediyesine gittin. Ama yüreği olan benim vatandaşım, o yürekli olanlar kaçıp gitmediler, onlar tankların önüne yattılar. Ve biz havaalanına indiğimizde F16’lar bizim üstümüzde uçuyorlardı ve helikopterler bizim üstümüzde uçuyorlardı ve biz orada halkımızla bütünleştik, onlarla beraber olduk ve 16’sı öğleye kadar da orada onlarla beraber yine kaldık. Çünkü bize kaçmak yakışmazdı. Lider, eğer bir taşın arkasına saklanırsa, millet dağın arkasına saklanır diye bizde güzel bir söz var. Öyle tüm Hükümet, Polis Teşkilatı seni koruma altına alacak, sen de 25 gün yollarda yürüyecek ve ondan sonra da karavanlarda akşamları gayet güzel bir şekilde geçireceksin, bak adalet yürüyüşü yaptık; bunun adı adalet yürüyüşü olmaz, bunun adı sözde adalet olur. Ve sen partinin içerisinde karşı aday olanlara tahammül edemeyecek kadar demokrasiye inanmış birisisin, bu farklı bir şey.

Değerli arkadaşlar, çevremizde olup bitenler ve içimizde yaşadığımız sorunlar, odaklandığımız asıl çalışmalarımızın önünde bir engel değildir. Türkiye’nin 15 yılda üç kat büyümesini gerçekleştirdiğimiz reformlar ve yatırımlar sayesinde temin ettiğimizi çok iyi biliyoruz. Bunun için özellikle reformları da, yatırımları da kesintisiz sürdürmekte kararlıyız. Hukuk sistemimizi baştan sona yeniliyoruz, yeniledik. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından getirdiğimiz olağanüstü hal uygulamasının sadece ve sadece terörle mücadeleyle sınırlı olduğunu en iyi sizlerin biliyor olması gerekir. Ne kendi vatandaşlarımızdan, ne de uluslararası yatırımcılardan herhangi birinin olağanüstü hal uygulamaları sebebiyle mağduriyet yaşaması söz konusu değildir. Böyle bir sorun yaşayan varsa, lütfen ilgili arkadaşlarımıza, hatta doğrudan şahsıma başvursun, ben takipçisi olacağım. Olağanüstü hali bahane ederek Türkiye’nin büyümesinin, gelişmesinin, ilerlemesinin önüne takoz koyan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Terörle mücadelemizdeki ihtiyacı ortadan kalktığında bu uygulamayı elbette sona erdireceğiz. FETÖ davaları yavaş yavaş şekillenmeye başladı. PKK’yla mücadelede de önemli bir mesafe aldık. Dolayısıyla her ne kadar çok sınırlı bir alanda uyguluyor olsak da, olağanüstü halin çok da uzak olmayan bir gelecekte kalkması mümkündür.

Türkiye tarihinin en büyük yönetim reformunu 16 Nisan’da yaptığımız halkoylamasıyla hayata geçirdik. Bunun yanında yeni teşvik paketimiz başta olmak üzere pek çok reform mahiyetindeki kanunu Meclis’ten çıkardık. İdari düzenlemelerle de tahkim ettik. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimiz ekonomi alanındaki reformlarımızda en yakın çalıştığımız, en çok istişare ettiğimiz kurumumuzdur. Önümüzdeki dönemde de ekonomi önceliklerimizin ve reform gündemimizin en başında yer almaya devam edecektir. Dünya ekonomisindeki nispi iyileşmeye paralel olarak ülkemizde de olumlu gelişmeler bekliyoruz. Gelişmekte olan ülkeler statüsünden gelişmiş ülkeler statüsüne geçme hedefimize ulaşmak için her zamankinden daha çok çalışacağız. Türk milleti demokrasi ve refahın öneminin farkında ve bunun idrakiyle de çalışıyor. Bu yoldan geriye dönüş asla mümkün değildir. Şahsımın ve partimin yaşanan bunca hadiseye rağmen niçin hala yüzde 50’nin üzerinde bir desteğe sahip olduğunu merak edenler, ülkemizin son 15 yılda kat ettiği mesafeye bakmalıdır.

Biz demokrasiye ve özgürlüklere olan bağlılığımız yanında eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, özellikle ulaşımda, enerjide, toplu konutta, haberleşmede, sosyal yardımlarda ve diğer tüm alanlarda yaptığımız hizmetlerle ayaktayız. Türkiye’de yapılacak daha çok yatırım, hayata geçirilecek daha çok hizmet var. Tüm dostlarımıza, tüm yatırımcılara diyoruz ki; gelin birlikte çalışalım, birlikte kazanalım, birlikte ülkemizi geleceğe taşıyalım. Sizler sermayenizi, birikiminizi, teknolojinizi, organizasyon gücünüzü koyacaksınız, biz pazarımızı, insan kaynağımızı, bölgesel gücümüzü, geleceğe ilişkin beklentilerimizi ortaya koyacağız ve hep birlikte yol yürüyeceğiz.

Önce 2023’e yürüyeceğiz, arkasından 2030’lu yılları birlikte geride bırakacağız, menzilimizi 2053’e, sonra da 2071’e çevirip yolumuza devam edeceğiz. Bu işbirliğinin kaybedeni yoktur. Bizim çağrımız, kazan-kazan çağrısıdır. Aynı zamanda bu çağrı ekonomik mesajının yanında samimi, hasbi, delikanlıca, dostça bir çağrıdır.

Bu duygularla Cumartesi gecesi seneyi devriyesine ulaşacağımız 15 Temmuz darbe girişiminde alçakça katledilen tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Gazilerimize sıhhat ve afiyet temenni ediyorum. Ülkemize güvendiğiniz, milletimizin zor günlerinde yanımızda olduğunuz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Bizleri biraraya getiren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Yabancı Sermaye Derneği yöneticilerine tekraren teşekkür ediyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.