Devrim mahiyetinde reformlar yaptik
Başbakan Davutoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla Marriot Otel’de düzenlenen etkinliğe katıldı.
Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, bazı mesleklerin konjonktür ve belli mekanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın var olduğu günden bu yana devam ettiğine dikkati çekerek, bunların varoluşsal meslekler olduğunu ifade etti.
Bazı ilişkilerin de hiçbir şekilde maddi menfaatle ifade edilemeyeceğini, sadece ruhi bağla, çok güçlü bir varoluş idrakiyle izah edilebileceğini kaydeden Davutoğlu, “Ben üç ilişkiyi bizzat yaşadığım için hep bu bağlamda görmüşümdür. Birisi ebeveynle çocuk arasındaki ilişki, anne-baba ile çocuk ilişkisi. Üçüncü faktör, bu ilişkiye anlam katamaz. Doğrudan varoluşunu borçlu olduğu anne babasına dönük çocuğun duyduğu hürmet, anne babanın çocuğa duyduğu şefkat varoluşsal ilişkidir. İnsanoğlunun başından beri vardı, ebediyete kadar sürecek. O ilişkinin doğası hiçbir şekilde değişmeyecek. İkincisi bizzat tecrübe ettiğim hoca-talebe ilişkisi. Bir kez bir genci, bir öğrenci olarak görmeye başlamışsanız, hoca-öğrenci ilişkisi hayat boyu, hatta açık bir defter niteliğinde hayat sonrasında da devam edebilecek ilişkidir. Şimdi 10, 20 yıl görmediğim öğrencimi dünyanın bir köşesinde görsem ilk an, ona verdiğim dersi hatırlar ve o ruhi irtibatı kaybetmemişimdir. Üçüncüsü ise doktor ve hasta ilişkisidir. Bu da aynen diğer ikisi gibi varoluşsal ilişkidir” şeklinde konuştu.
Şifa veren ve şifa alan ilişkisinin hep devam ettiğini vurgulayan Davutoğlu, bunu, bazı sosyal çevrelere girdiğinde kimi zaman kendi öğrencilerinin kimi zaman da eşi Sare Davutoğlu’nun hastalarının yanlarına gelerek aynı yakınlıkta ilişki biçimini ortaya koyarken gözlemlediğini belirtti.
"Doktorlar her türlü saygının ötesinde bir meslek icra ediyorlar"
Doktor ve hasta ilişkisinin varoluşsal ilişki olduğunu yineleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Gerçekten doktor doktorluğunu yaptığında, ki yapıyorlar, hepinize teşekkür borçluyuz, hasta bunu hisseder. Derununda bunu yaşadığı için o ilişkiyi hep görmek ister. Sadece kendi doktorunun gözüne baktığında şifa bulan hastalar vardır. Psikolojik bir ilişki bu. Telefonda sesini duyduğunda o ses ile şifa bulan veya hastalığında iyileşme hisseden hastalar vardır. Çünkü o ses, o bakış, yürekten gelen bir bakıştır, yürekten gelen bir sestir. Yürekten gelen sesle hastasına seslenen, yürekten gelen bakışla hastasına bakan bütün doktorlarımıza selam olsun. Onlar her türlü saygının ötesinde bir meslek icra ediyorlar. Her türlü saygının ötesinde. Öylesine bir aşkla bu mesleği icra ediyorlar ki verdikleri her şifayla aslında bir muhabbet tohumu da ekiyorlar.”
Doktorluğun esas özünün, merhamet olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bir anne baba çocuğuna nasıl merhametle bakıyorsa bir hoca talebesine nasıl merhametle bakması gerekiyorsa doktor da her zaman hastasına merhametle bakar. Aynı şekilde hasta da doktoruna bakışında hiçbir zaman maddi menfaatinin yansımasını görmediği zaman ona gönülden bağlanır ve o bağ hep devam eder. Biz bugün eğer ülkemizde yeni sağlıklı nesiller yetiştirmeyi hedefliyorsak, huzur ve mutluluk içinde taahhüt ediyorsak en çok ihtiyaç hissettiğimiz meslek dallarının başında doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları gelir ve en çok teşekkürü onlar hak eder."
"Devrim mahiyetinde reformlar yaptık"
Son dönemde sağlık alanında yaptıkları reformların herkesçe malum olduğunu dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"12 yıl içinde devrim mahiyetinde reformlar yaptık. Bu reformların yansıması olarak eğer halkın sağlık hizmetlerden memnuniyeti, 2002’de yüzde 40’lar civarında olan memnuniyeti bugün yüzde 75’lere ulaşmışsa bunu biz doktorlarımıza borçluyuz. Aldığımız kararlara değil. En iyi kararları Ankara’da alabiliriz, en güzel hastaneleri kurabilir, en modern araçları getirebiliriz ama insan faktörü olmadan ne araçlar, ne kararlar, ne kanunlar bir işe yarar. Nihayet o kanunu değerlendirecek olan insan faktörüdür. Nihayet o mekanları dolduracak olan o mekanları bir hapishane hastane arasındaki farkı oluşturan mekanda sadece çevre düzenlemesi ve mekan düzenlemesi değil doktorun yüzündeki tebessümdür. Yine o mekanlardaki araçlar ne kadar modern olursa olsun, o aracı kullanan doktorumuz, teknisyenimiz o araçları kullanırken hastayamuhabbetle bakamıyorsa o memnuniyet olmazdı. Memnuniyetin oluşması için çalışan doktorlara, sağlık çalışanlarının her birine teşekkür ediyorum.”
Yaptıkları her reformun doktorlara, sağlık çalışanlarının üzerine nasıl yük getirdiğini aile olarak bizzat içinde oldukları için de bildiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle dedi:
"Ama herkesin bir şeyden şikayet etmesi normal karşılanır ama bazı mesleklerde şikayet yoktur, aşk vardır. Doktorluk böyle bir meslektir. Aşkla yapılan bir meslektir. Onun için aşkla yapılan bu mesleğin tarihten bugüne İbn-i Sina’dan bugüne şifa üzerine yazan herkes önce insan sevgisinden bahseder. Devlet idaresi nasıl insan sevgisine dayanıyorsa, dün Dede Korkut Kitabı üzerine yaptığım konuşmamda söylediğim gibi tababet ilmi de nihayetinde insan sevgisine, insan muhabbetine dayanır. Nasıl insanı yaşat ki devlet yaşasın diyorsak, devletin yaşaması insanın yaşamasına bağlıysa devletin dahi nihai saadeti insanın saadetine ve salığına bağlıdır."
Davutoğlu, Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte, gelecek dönemde sağlık alanındaki projeleri çeşitlendireceklerini belirtti.
AK Parti iktidarından önce Türkiye’nin 19. yüzyıldaki Osmanlı gibi "hasta adam" olarak nitelendirildiğini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Dış yardım isteyen, kendi ayakları üzerinde duramayan, tabiri caizse tüm mecali kesilmiş, yüzü soluklaşmış, hani hastaların yüz ifadeleri var ya, Türkiye’nin yüz ifadesi de öyleydi. Kasları zayıflamış. Askeri araçlarımızı başka ülkelerin hibelerinden ya da modernizasyon imkanlarından istifa ederek kullanabiliyorduk. Damarlarda akan kan zayıflamıştı. Toplumda, ekonomide finansal güç tümüyle dumura uğramıştı. Zihni üretim zayıflamıştı. Ülkede patent, Ar-Ge çalışması yoktu, üniversiteler kaynak bulamıyordu. Dışişleri Bakanlığı gibi kritik bir kurumda, bana arkadaşların anlattığı o günlerde, tasarruf tedbirleri dolayısıyla çok önemli kağıtları bastıracak evrak olmadığı için ’dışarıya şahsi paralarımızla gidip fotokopi çektiriyorduk’ diyorlardı. Bir hastanın bütün emareleri Türkiye’nin üzerinde vardı."
Türkiye’nin AK Parti iktidarıyla birlikte 12 yıllık terapiden geçtiğini dile getiren Davutoğlu, "Şimdi elhamdülillah, kaslar sağlam. 9 saat içinde Suriye içine, derinliğine 40 kilometre girip, Şah Fırat operasyonunu yapıp, 100 tankı ve zırhlı araçla gelebilen bir Türkiye var. Elhamdülillah artık damarlar açık, kan süratle akıyor" diye konuştu.
"Beynimiz tıkır tıkır işliyor"
Davutoğlu, Türkiye’nin 3,5 milyar dolarla en fazla insani yardım yapan ülkeler arasında yer aldığını belirterek, "Elhamdülillah, sinir sistemimiz sağlam. Çünkü ne kadar stres testi olursa olsun, dünyadaki ekonomik krizden Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün olmasa da, her türlü strese karşı sinir sistemimiz sağlam. Beynimiz tıkır tıkır işliyor. Her gün yeni projelerle 76 üniversiteyi, 176 üniversiteye çıkarmışız" ifadesini kullandı.
Farabi’nin Medineti’l-Fazıla adlı eserine değinen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Siyaseti anlatmadan önce anatomi anlatır. İnsan anatomisi. Bütün organların görevlerini anlatır, sonra da devleti o organlara bağlantılı olarak anlatır. Bence doktorların da siyasilerin de mutlaka okuması lazım. Benim gibi kalbinin bir yarısı doktorlukta, diğer yarısı siyasette olan bir ilim adamının da zaten hiç önünden ayrılmayacak bir eserdir. Orada bunu görürsünüz, insani sıhhat ile toplumsal ve siyasi sıhhat arasındaki ilişki. Şimdi bütün o uzuvlar, aynen Farabi’nin anlattığı şekilde daha sağlam işte. Farabi orada der ki: ’Her şey kalptedir.’ Ben de her vesileyle söylüyorum. Hasta adamdan bugün dünyanın en hızlı büyüyen küresel güç olmaya aday, G-20 dönem başkanlığına giden Türkiye’de bütün bu devrimlerin ötesindeki en büyük devrim, kalp devrimidir. Yani özgüven devrimi. Bir insanın kendine güvenmesiyle ilgili devrimdir. Hepimiz bu devrimin izlerini gördük. Özgüvenimizi hiçbir şekilde kimse sarsamayacak. Bu anlamda doktorlarımızın bize sağladığı imkanları, hep ben Dışişleri Bakanlığı dönemimde hissetmişimdir."
"Ankara’dan Gazze’ye hava köprüsü"
Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı döneminde Somali’de bir TİKA mensubunun insani yardım yaparken çatışma çıkması sonucu yaralandığı hatırlatarak, "Eski Türkiye olsaydı zaten orada o TİKA mensubu olmazdı, çünkü o TİKA mensubu oraya gönderecek kimse bulunmazdı. Ama Yeni Türkiye ne yaptı, telefon geldikten sonra büyükelçimiz onu bulunduğu yerden helikopterle almak için teşebbüse geçti. Sağlık Bakanımızla konuştuk, ambulans uçağımızla Somali’ye uçtuk ve sadece uçuş süresi dışında bir dakika dahi kaybettirilmeden o gün daha akşam olmadan hastamız Ankara’nın en iyi hastanelerinden birine getirildi. İşte yeni Türkiye’nin gücü bu. Anatomiyle siyasetin birleştiği yer de bu" şeklinde konuştu.
Gazze’de İsrail bombardımanında yaralananları, hava köprüsü kurarak helikopterle Ankara’ya getirdiklerini ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Eskiden ilçeyle il arasında bile hava köprüsü kurmak mümkün değildi. Şimdiyse Türkiye’den Gazze’ye hava köprüsü kurup yüzlerce hastayı Türkiye’nin merhametli ellerine, ama en önemlisi de her birini kucaklayarak bağrımıza bastığımız doktorlarımızın merhametli ellerine getirdik. Birçok Gazzeli hastayı bulunduğu hastanede ziyaret ettim, hepsi doktorlarına büyük bir muhabbetle bağlıydılar. Bir gözünde travma oluşmuş, 6 yaşındaki bir kızın Afyon’da, doktoruna, diğer gözüyle bakışındaki muhabbeti gördüğümde, ’Elhamdüllillah ki bu devletin bu kudreti var, elhamdülillah ki bu devletin doktorları var’ dedim. İşte aşkla yapılan mesleğin bereketi budur. Hem dünyada hem ahirette ama her yerde mutlaka bunun ödülünü hastanın tebessümüyle alırsınız. Hiçbir ücret bu şifa veren ellerinizin karşılığı değildir."