Yükleniyor...

Saglik çalisanlarina zam müjdesi

 

Davutoğlu, Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında düzenlenen etkinlikte, sağlık çalışanlarının karşılaştığı zorlukları bildiklerini, birçok sıkıntıdan haberdar olduklarını, çalışma şartlarını iyileştirmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

Tıp Bayramı vesilesiyle güzel haberler paylaşmak istediğini dile getiren Davutoğlu, Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı sonrasında Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ile bütçe imkanları kapsamında neler yapılabileceğini ele aldıklarını belirtti.

Sağlık çalışanlarının nöbet ücretlerinde önemli iyileştirmeye gidildiğini bildiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Yapacağımız düzenlemeyle nöbet ücretlerine yüzde 50 zam yapıyoruz. Hekimlerimiz yanında diğer tüm sağlık çalışanlarını da bu zamlı nöbet ücretlerinden yararlandıracağız. Düzenlemeyle daha önce 2014 yılı Ocak ayında 6514 sayılı Kanun ile yoğun bakım, acil servis ve 112 acil sağlık hizmetlerinde nöbet tutanlara, normal nöbet ücretlerinden yüzde 50 zamlı ödenmesi hakkı getirilmişti. Yapılan bu düzenlemeyle aciller ve diğer riskli yerlerde nöbet tutanların ücretlerine yüzde 75 zam gelmiş oluyor."   

"Emekliliklerinde daha yüksek aylık alabilecekler"

Davutoğlu, döner sermaye ve emeklilik bağlantısı çerçevesinde, 2010’da sabit döner sermaye gelirlerinden emeklilik primi kesilerek, hekimlere ikinci bir emekli aylığı elde etme imkanının getirildiğini anımsatarak, şöyle devam etti:

"Bu düzenleme aynen devam edecek. Ancak artı olarak sabit döner sermaye ödemelerinin üzerindeki gelirlerinin, emeklilik primine tabi tutulması söz konusu değildir. Arzu eden hekimlerimize, sabit döner sermayenin üzerindeki döner sermaye gelirlerinden de emeklilik priminin kesilmesi imkanı getirilerek, emekliliklerinde daha yüksek aylık almalarına fırsat verilmiş olacaktır. Düzenleme isteğe bağlı olup, herhangi bir zorunluluk söz konusu değildir. Bu primlerde ayrıca bir düzenleme yapılıp, yapılmayacağı hususunu da tekrar çalışacağız."

Hekim sayısında açık ve çalışmak isteyen hekimlerle ilgili çok sayıda talep olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Çalışmak isteyen hekimlerimize, talepleri halinde, herhangi bir zorunluluk ve yük getirmeden 70 yaşına kadar çalışma fırsatı vereceğiz" dedi.

"Mali sorumluluk sigortası 600 ile 800 bin liraya çıkarılacak"

Şiddete maruz kalan hekimlere de değinen Davutoğlu, şunları söyledi:

"Hekimlerimizin meslekleri icabı yapmış oldukları tıbbi işlemler nedeniyle haklarında açılan tazminat davalarında karşılaştıkları çok yüksek tutardaki mali riskler için 2010’da mali sorumluluk sigortası getirilmişti. Bu çok önemli bir husus çünkü hem şiddete maruz kalıyor hekim, o stres altında bir operasyon yapıyor, tıbbi müdahalede bulunuyor. O esnada da acaba bir hata yapıp, bir de ’bunun maddi olarak da büyük bir risk altına girer miyim’ korkusuyla ameliyatı gerçekleştiriyor. Bir kasıt olmaksızın hata olduğunda tabii bunun da tıbbi değerlendirmesi yapılır. Ama doktorlarımızın sürekli bu stres altında olmaları, hataların sayısını artırır, hataları azaltmaz. Bu nedenle ödenecek primlerin yüzde 50’sinin de kamu ya da özel işveren tarafından ödenmesi o zaman sağlanmıştı."

Davutoğlu, yapılacak yeni düzenlemeyle mali sorumluluk sigortasında, vaka başına olan 400 bin liralık üst tazminat limitini, özellikle riski yüksek cerrahi branşlarda 600 bin ila 800 bin liraya çıkaracaklarını belirterek, böylece 400 bin lirayı aşan tazminat ödemelerinde limitlerin yüzde 50 ile 100 arttırıldığını kaydetti. Davutoğlu, ödenmekte olan primlerde ise herhangi bir artışın söz konusu olmayacağına işaret etti.   

"Fiili hizmet zammı konusunda talimat verdim"

Birçok meslekte yıpranma payı, fiili hizmet zammı taleplerinin söz konusu olduğunu bildiklerine dikkati çeken Davutoğlu, "Bu konuda da özellikle ayda belli saat nöbet tutan hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız için fiili hizmet zammının mahiyeti konusunda çalışmaların bir an önce tamamlanması talimatını verdim" diye konuştu.

Davutoğlu, kademeli ve basamaklı bir şekilde bu çalışmaların en kısa sürede tamamlanacağını bildirdi.

Tıp Bayramı’na girerken şiddete maruz kalan hekimlerin üzerinden aslında bütün hekimlere ve sağlık çalışanlarına mesaj iletmek istediğini vurgulayan Davutoğlu, "Sizlere güveniyoruz. Sizlerin şifalı elleriniz sadece hastalarınıza değil bütün bir ülkemize, toplumumuza şifa dağıtmaktadır. Sizin kıymetinizi biliyoruz. Size müteşekkiriz. Bütüntoplum olarak yaptığınız fedakarlıkların hem farkındayız hem bu fedakarlıkları için döktüğünüz alınterinin kıymetini en iyi biz biliyoruz" ifadelerini kullandı.

"Şifa veren ellere vefa diyoruz"

Hastaların, doktorlara en kutsal emanet olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Emin olunuz ki bir hasta yakını olarak sizin hastanıza duyduğunuz yakın ilgiyi aynı şekilde belki daha fazlasıyla doktorlarımız, hemşirelerimiz onlara duymaktadır. Herhangi bir şekilde hastanelere gittiğinizde hastalarınızı, yakınlarınızı doktorlarımıza, hemşirelerimize, hasta bakıcılarımıza emanet ettiğinizde kalbiniz huzurlu olsun. En doğru müdahaleyi yapacaklarından emin olunuz" diye konuştu.

Davutoğlu, herhangi bir yanlış uygulama karşısında şikayet yollarının olduğunu ve ne gerekiyorsa yapılacağını vurgulayarak, "Ama hiçbir şey doktora, hemşireye, hasta bakıcıya, sağlık çalışanına yönelik şiddeti mazur gösteremez. Biz doktor hasta ilişkisini ulvi, manevi, iki cihanda da sürecek kadim bir ilişki olarak görüyoruz. Bu ilişkinin doğası gereğince tek özelliğinin muhabbet ilişkisi olduğunu düşünüyoruz. ’Şifa veren ellere vefa diyoruz" ifadesini kullandı.

Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte konuşan Davutoğlu, doktorluğun nasıl aşkla yapıldığını hayatı boyunca hep tecrübe ettiğini ifade etti.

Eşi Sare Davutoğlu’nun, evlendikleri dönemde başörtüsü nedeniyle okuldan uzaklaştırma cezası aldığını aktaran Davutoğlu, o dönemde eşi için okulu bırakır diye düşündüğünü, ancak eşinin bırakmadığını, çünkü mesleğine aşkla bağlı olduğunu anlattı.

Başörtüsü yasağı sebebiyle, ihtisas için yurt dışına gittiklerinde, burada eşinin başka alanlara yönelmesini ümit ettiğini, ancak eşinin mesleğini terk etmediğini belirten Davutoğlu, 28 Şubat döneminde de zorluklarla karşılaşan eşinin mesleğini yine terk etmediğini söyledi.

Başbakan Davutoğlu, "Başdanışman oldum, Ankara’ya geldim, bütün aile sorumluluğuyla birlikte doktorluğuna devam etti. Acaba bırakır mı diye ümitle bekledim demeyeyim ama en azından birlikte çoğu zaman nöbet de tuttuğumuz için, gece yarısı eğer bir telefon gelmişse ki kadın doğumun saati yoktur hepiniz biliyorsunuz, gece yarısı bizzat başdanışmanlık dönemindeyken dahi nöbet tuttum birlikte. O içeride hastayla, ben dışarıda kitabımla. Terk etmedi" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de "Acaba bütünüyle hayatın temel şeyleri değiştiği için eşim mesleğini bırakır mı" diye sorduğunu aktaran Davutoğlu, ancak eşinin mesleğini bırakmadığını söyledi.

Başbakan olduktan sonra eşi Sare Davutoğlu’nun yine aynı aşkla vazifesini yerine getirdiğine işaret eden Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben de bir an bile bırak diye bir talepte bulunmadım. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey ona ve onun gibi çalışan doktorlara bir doğum sonrasındaki mutluluk içinde dünyaya gelen bir çocuğun ağlama sesinin verdiği mutluluğu veremez. Hiçbir makam, hiçbir mevki bir doktorun hastasını sağlığa kavuşturduğu andaki hissi veremez. Bunu, bulunduğumuz bu ulvi görevlerin makamları dahi veremez. Yani Başbakanlık makamı, millete hizmet anlamında çok büyük bir makamdır ama o an gözlerde hissettiğim mutluluğun karşılığı olacak hiçbir makam ve mevki yok. Çünkü her şey ona bağlı. Dün gece ben saat 2 civarında eve döndüğümde, Sare hanım da aynı saatlerde İstanbul’daki bir doğumu gerçekleştirip son uçakla eve dönmüştü, 2 civarında. Ama ne ben yorgunluk hissediyordum ne o yorgunluk hissediyordu. Çünkü ikimiz için de ulvi olarak yürütülen bir meslek söz konusuydu. Şahsi hayatımdan bahsettiğim için özür dilerim ama benim doktor eşimden yaşadığım bu tecrübe, bütün doktorlar için geçerli olduğu için dışarıdan bir göz ama aile içinden bir göz olarak kendi gözlemimi paylaşmak istedim. Ta ki Türkiye’deki 78 milyon vatandaşımız, doktorlarımızın kıymetini bilsin, doktorlarımıza, hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza hürmette kusur etmesin. Yoksa mesele, tek bir örnekten hareket etmek değil."

"Hepsini bir şekilde şehit olarak değerlendiriyorum"

Başbakan Davutoğlu, "Hastanedeki her ortamda, o telaşlı koşuşturma içinde belki zihninde beş hastayı aynı anda taşıyarak oradan oraya koşuşturan doktorların, hemşirelerin, hasta bakıcıların halet-i ruhiyesini anlamadan, yaşadığı küçük bir sorun dolayısıyla onlara saldırma cureti, küstahlığı gösteren kişilerin merhamet yoksunu olduğuna inanıyorum. Eğer onların kendi hastalarına merhameti olsaydı, o hastalara şifa vermek için orada büyük çaba gösteren bu değerli çalışanlara da mutlaka merhamet duyarlar, onlara muhabbetle bakarlardı" ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ile birlikte bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle şiddete uğramış doktorları biraraya getirme üzerine bir organizasyon düşündüklerini dile getiren Davutoğlu, "Onlar üzerinden bütün toplumumuzu, doktorlara, sağlık çalışanlarına saygıya ve onlara hürmete davet edelim diye bu toplantıyı organize ettik" dedi.

Başbakan Davutoğlu, şiddet mağduru olmuş bütün sağlık çalışanlarına geçmiş olsun dileğinde bulundu.

Görevleri başında hayatlarını kaybeden ve yaralanan sağlık çalışanlarının isimlerini sayan Davutoğlu, "Ben bu anlamda, insanlara şifa dağıtan kutlu insanların hepsini bir şekilde şehit olarak da değerlendiriyorum" görüşünü bildirdi.

Doktor Göksel Kalaycı’nın bunlar arasında yer altığını anımsatan Davutoğlu, 2012’de Dr. Ersin Arslan’ın da Gaziantep’te şehit edildiğinde yüreklere yeni bir ateş daha düştüğünü söyledi. Başbakan Davutoğlu, "Yani ailemizde bir doktor olduğu için bir ateş düşme değil sadece, nasıl olur da böylesine ulvi görev yürüten insanlara dönük bu derece vahşice bir yaklaşım içinde olunabilir diye. Bugün 81 ilimizden doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız burada ve çok sayıda şiddete maruz kalmış doktorumuz, sağlık çalışanlarımızla bir aradayız" diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dr. Ersin Arslan’ın hastanede görevi başında bir hasta yakınının bıçaklı saldırısı sonucu vefat ettiğini anımsatarak, Ersin Arslan’ın eşi Sibel Arslan’ın da o sırada salonda bulunduğunu aktardı. Davutoğlu, "Sibel Arslan’ı, Dr. Ersin Arslan’ın hem tıp camiasına hem de devletimize emaneti olarak görüyoruz. Şiddet sonucu hayatını kaybetmiş olan bütün doktorlarımızın, sağlık çalışanlarımızın eşleri, çocukları bizim ailemizin fertleri gibidir. Emin olsunlar ki her an gözümüz onların üzerinde olacak. Onların şifa eli nasıl hastaların üzerinde olmuşsa bizim de merhamet elimiz hep bu ailelerin üzerinde olacak" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, "acil bir hastası için ameliyathaneye girerken başka bir hasta yakınının acil olmayan hastasına öncelik verilmesi talebinin mümkün olmadığını" belirtince saldırıya uğrayan Doktor Mahir Özçiftci’nin de salonda bulunduğunu aktardı.

"Kadına yönelik şiddet, alkol ve uyuşturucu bağımlısı kesimden geliyor"

Toplantıya gelmeden önce, Necdet Ünüvar başkanlığındaki Meclis Araştırma Komisyonu’nun raporunu detaylı şekilde okuduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Baktığım zaman özellikle acillerde bu olayların arttığını görüyorum. Tabii şunu anlamak mümkün. Acile gelen hasta kendi aciliyetini biliyor ve bütün hastanenin o anda bütün diğer acil vakaları unutup sadece onun hastasıyla ilgilenmesini istiyor. Buradan bütün vatandaşlarımıza tekrar hitap etmek istiyorum. Bizim doktorlarımız ve bizim için her hasta acildir. Ama aciliyet itibarıyla, kimin daha acil olduğunu tayin eden o an orada olan doktordur.

Yakınlarımızın geleceği için kaygı duymamız doğrudur ama o kaygı üzerinden başka acil hastaların yakınlarını düşünmeden kendimizi öne alacak şekilde bir tavır sergilediğimizde, hele acil birimlerini bu tür müdahalelerle bir kargaşa ortamına sürüklediğimizde, nasıl birbüyük suç işlediğimizi daha sonra soğukkanlı olarak düşündüğünüz zaman anlayabilirsiniz. Her bir hasta kıymetlidir, hiçbir hastaya ayrıcalık yapılmaz ama aciliyet sıralaması ancak ve ancak o anda o hastaya müdahale eden doktorlar tarafından bilinebilir. Dışarıdan birisi bunu tayin edemez. O bakımdan acil birimlerinde mutlaka bazı tedbirler alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bazı tedbirler alındı ki özellikle gece yarısından sonra yapılan acil müdahalelerde başka bir faktör de gündeme gelebiliyor.

Aynı raporu incelediğimde, şiddet uygulayanların önemli bir kısmının yüzde 40’a yakınının muhtemelen alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla diğer vatandaşlarımızı tenzih ederiz ama bir anda o alkolün ya da uyuşturucu maddenin getirdiği infialle veya aşırı tepkiyle o anda bütün acil şartlarının bozulmuş olmasının ortaya çıkardığı tabloya da dikkati çekerek, aslında bu mücadelenin çok daha geniş kapsamlı bir mücadele olduğunu ortaya çıkarıyor. Uyuşturucu ile mücadele, kötü alışkanlıklarla mücadele ile kadına yönelik şiddette de aynı husus var. Yine alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kadına yönelik şiddette ki yeni eylem planını açıkladık, orada da ağırlıklı olarak bu kesimden geliyor. O zaman bütün bu mücadelenin ortak bir yönü var, paradigmatik bütünlük içinde bu mücadelelerin yapılması lazım."

"Vatandaşlarımızın doktorlarımıza sahip çıkmasını bekliyoruz"

Bartın’da acil tıp teknisyeni Yaprak Gültekin’in, 112 ekibiyle gece geç saatlerde bir kış günü çağrıldıkları bir travma hastasının saldırısına uğradığını ve hastaneye sevkedildiğini anlatan Davutoğlu, "112 servisleri yine vatandaşlarımıza hizmet için oluşturulmuş servisler ve bizim dönemimizde büyük bir yaygınlık kazanmış olan servisler. Dolayısıyla bizim bu servislerdeki doktorlarımızın güvenliğinin sağlanması lazım" uyarısında bulundu.

Başbakan Davutoğlu, 2002’de 481 olan acil sağlık istasyonu sayısının 2 bin 155’e yükseltildiğine ve 112 acil servisini de her yerde yaygınlaştırdıklarına işaret ederek, "Burada, Yaprak Gültekin kardeşimizin ne kabahati vardı. Bir telefon geliyor ve hastaya müdahale etmek üzere bulunduğu yere gidiyor gece geç saatlerde. Burada da yine bütün vatandaşlarımızın bu tür durumlarda kendilerine yardım için gelen doktorlarımıza sahip çıkmasını bekliyoruz" dedi.

Manisa’da, Acil Tıp Teknisyeni Suna Ünsal’ın, Muğla’da Doktor Ertunç Öztürk’ün ve hamile bir doktorun fiziki şiddete maruz kaldığını belirten Davutoğlu, "Daha birçok saldırıya maruz kalmış dostumuz, kardeşimiz, doktorumuz, sağlık çalışanımız, teknisyenimiz, hemşiremiz var. Bizim kapsamlı bir şekilde bu konuyla ilgilenme, mücadele etme sorumluluğumuz var" değerlendirmesini yaptı.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.