Ilk sinyal birlik ve kardeslik olsun
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bugün bu şer odaklarına karşı milletimizden tek beklediğimiz, bu acı terör olayı karşısında o buz dağının altına kadar gideceğimiz yönündeki bizden gelecek açıklamaları beklemeleri" dedi.
Davutoğlu, TRT Haber’de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bursa mitinginden çok memnun kaldığını ifade eden Davutoğlu, yaşlı bir amca ile aralarında geçen konuşmayı şöyle anlattı:
"Amca, ’Ne tür sıkıntılar içinde olduğunuzu biliyoruz. Allah bizim ömrümüzden size versin’ dedi. Ben de ’Amca size de Allah daha fazla ömür versin’ dedim. ’Biliyoruz, ne tür sıkıntılar içinde bu ülkeyi yönettiğinizi’ dedi. Halk biliyor. Bugün bu şer odaklarına karşı milletimizden tek beklediğimiz bu acı terör olayı karşısında, o buz dağının altına kadar gideceğimiz yönündeki bizden gelecek açıklamaları beklemeleri" ifadesini kullandı.
Türkiye’nin ilgilenmemesi gereken alanlara kendisini çektiği yönünde eleştirilerde bulunulduğunun hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Dışarıda birileri içeride onlar gibi düşünenler, Türkiye’yi duvarlarla çevrili kendi içine kapanık bir ülke olarak tutulabileceğini zannettiler. 70’li yılları düşünün, biz imparatorluk çocukları, torunları, imparatorluğu görmeden sağcı da olsak, solcu da olsak, onurlu bir Türkiye için başkaldırdık. Bize hep şu söylendi, 12 Eylül bunun çarpıcı örneğidir; ’Bırakın dünya ile ilgilenmeyi, etrafınızdaki masum insanlarla ilgilenmeyi. Bırakın bağımsız Türkiye ya da büyük Türkiye demeyi. Siz kendi küçük dünyanızda içine kapanan bir Türkiye’nin lideri ile kavga eden bireyler olun.’ Hep içeride birbirimizle kavga etmeye bizi ayarladılar. 70’li, 80’li, 90’lı yıllarda ufkumuzu şöyle yukarı doğru çıkıp da sağ, sola, Balkanlar’a, Kafkaslara, Ortadoğu’ya bakmamızı istemediler."
Davutoğlu, Ortadoğu’da Türkiye’nin en pahalı petrolü kullanmasının istendiğini dile getirerek, Irak’ta petrol anlaşmaları yapıldığında, Azerbaycan ile TANAP anlaşması yapıldığında da birilerinin rahatsız olduğunu söyledi.
Türkiye’nin Kafkasya, Balkanlar’daki girişimlerinden de birilerinin yine aynı şekilde rahatsız olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları dile getirdi:
"Balkanlarda Bosna Hersek, Sırbistan, Türkiye üçlüsü kurduğumuzda rahatsız oldular. Bütün o çatışmaları körükleyerek bir şey kurmaya çalıştılar. ’Stratejik Derinlik’ kitabını akademisyen olarak yazdığımda işin esası şuydu; bu coğrafya ancak çevre coğrafyalarla ilişkiye geçerek ve o coğrafyalardaki halklarla birlikte güç kazanır. Türkiye’nin kendi içine kapanan dünyasından çıkmasının çağrısını yapıyordum. Türkiye derin bir krizdeydi. 28 Şubat dönemiydi ve ekonomik krizi yaşıyorduk. 2001’in Mayıs’ında yayınlandı kitabım. O zaman yayınlandığında birçok kişi ’Nasıl bu kadar iddialı şeyler söylüyorsun’ diye eleştiriler getirdi. Zayıf bir Türkiye’den nasıl böyle bir iddialı Türkiye çıkar. Ama çıktı, ekonomik krizler içinde boğuşan bir Türkiye’den 2001 Mayıs’ı, ondan birkaç ay sonra da AK Parti kuruldu. Ondan bir buçuk sene sonra AK Parti iktidara geldi. Aradaki fark açık bir şekilde ortaya çıktı."
"Yanı başında Esad’ın 300 bin kişiyi öldürdüğünü örtmeye çalışıyor"
CHP Genel Başbakanı’nın Suriye konusundaki açıklamalarını da eleştiren Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"(Bizim Suriye ile ne problemimiz var) diyor? Yanı başında Esad’ın 300 bin kişiyi öldürdüğünü örtmeye çalışıyor. Türkiye-Suriye sınırı öyle bir sınır ki dünyanın en doğal olmayan sınırlarından birinde yaşıyoruz. Türkiye, Suriye ile hiç ilgilenmemiş olsaydı sanki bu problem bize hiç bulaşmayacak mıydı? Hama’da, Humus’ta İdlib’de insanlar katledilecekti. Türkiye’ye doğru geleceklerdi, nereye doğru gidecekti bunlar. Japonya’ya mı gidecekler. Türkiye’ye gelecekler. Türkiye ilgilense de gelecekler ilgilenmese de gelecekler. Halepçe Katliamı’ndan sonra Kürtler nereye gitti, Türkiye’ye geldi. Ya tarihinizi bütün sorumlulukları ile üstlenirsiniz ya da o tarih sizi ezer geçer. Ben bir insan olarak, bu coğrafyadaki acılardan dünyanın hiçbir yerinde kaçamayacağımızı düşünüyorum."
Davutoğlu, Ekim 2010’da Türkiye, Lübnan, Suriye ve Ürdün’den dört dışişleri bakanı olarak toplandıklarını aktararak, burada ortak alan oluşturma kararı aldıklarını söyledi. Ekonomi, turizm bakanlarının da toplanarak, Doğu Akdeniz’de yeni bir denge kurmaya başladıklarını kaydeden Davutoğlu, Irak’ın da buna katılmayı arzu ettiğini ancak birilerinin bundan yine rahatsız olduğunu vurguladı.
Bölgede, Suriye’yi parçalayarak Doğu Akdeniz’de mezhep temelli devlet kurmaya çalışan bir rejim olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları ifade etti:
"Şimdi bizim bütün idealimiz bölgeyi toparlamaktı, birleştirmekti. Halkların ortak kaderini tayin edecek ekonomik kültürel bir altyapı kurmak istiyorduk. Birileri bunu fark ettiği için bunu engellemeye çalıştı. Allah aşkına Boşnaklar ile Sırpların bir araya geleceğini kim düşünürdü? Türkiye aracılığıyla yeni bir Balkan düzeni tahayyül ettik. ’Kafkasya Barış Platformu kuralım’ dedik. Bir gün bunlar gerçekleşecek. Türkiye hiçbir zaman içine kapanmayacak. Bu coğrafya içine kapananları tarihe kapatır."
ABD’nin bölgede yoğun bir hakimiyet oluşturduğu yönündeki soru üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye Brezilya ile birlikte Tahran’da anlaşma yaptığı zaman o anlaşma o gün kabul görseydi, anlaşmayı imzalayan, o anlaşmanın gerisinde kalan Batı, başta ABD ’doğru bir anlaşma’ deyip imzalamış olsaydı, kabul etmiş olsaydı, yüzde 3,5 zenginleştirilmiş uranyumdaydı İran. Orta ölçekteki zenginleştirilmiş uranyuma geçmemişti. Eğer o gün olmuş olsaydı, İran bölgede böylesine bir politika süreci takip eder miydi? Eğer biz Suriye-İsrail görüşmelerinde, istediğimiz neticeyi almış olsaydık, acaba nasıl bir Suriye olurdu? Hepsi durduruldu bunların. Demin söylemiş olduğum dörtlü bir ittifak kurulmuş olsaydı, acaba Doğu Akdeniz’de nasıl bir tablo doğardı?"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Eğer Mısır’da darbe değil de demokrasi yerleşmiş olsaydı, Avrupa’dan herhangi biri gelip bir ekonomik bunalım yaşayan ülkeye yapılan yardımın onda birini Mısır’a demokrasi yerleştirmek için yapsaydı, bugün Ortadoğu halkları, DAEŞ terörü ile ya da Suriye rejiminin zulmüyle değil demokrasiyle tanışmış olurdu" dedi.
Davutoğlu, Türkiye’nin Ortadoğu politikasına ilişkin soru üzerine, “Herkes bir strateji oyunu oynuyor. Türkiye’nin gücü var, elinde imkanları var ama herhangi bir yerinde, bu satranç oyununu oynarken eğer şu anda, ‘Oyunun dengeleri şu yönde değişiyor’ deyip kendi oyun planınızı değiştirmeye başlarsanız, karşı tarafın oyununun parçası haline gelirsiniz” diye konuştu.
“Birileri Ortadoğu’ya demokrasinin gelmemesini istiyorsa, siz de şu anda ’Şu fili, şuradaki fili kurtarayım, rüzgar buradan esiyor’ deyip filin peşine düşerseniz, Ortadoğu’ya barış getirecek olan demokrasi dalgasını, yani şahı kaybedersiniz” ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları kaydetti:
“İsmini zikretmeyeyim, bir önemli Avrupa ülkesinin dışişleri bakanı ile karşılıklı oturduğumuzda, bana, Mısır darbesinin bir darbe olmadığını anlatmaya çalışıyordu, biz eleştirdiğimiz için. ‘Niye Sisi’ye, bu darbeye karşı çıkmıyorsunuz, siz Avrupalı değerleri savunduğunuzu iddia ediyorsunuz’ dediğimde, ‘Ya bu aslında tam da şey değil, orada meydanda insanlar toplanmış, asker onun için harekete geçti’ falan gibi. Dedim ki, ’Çok ilginç bir şeyle karşı karşıyayız. Siz 12 Eylül döneminde, Türkiye’yi AB Konseyi’nden, darbe sebebiyle atmıştınız ve 12 Eylül döneminde, siz benim oturduğum yerde oturan Türk Dışişleri Bakanı’na, ’Darbenin ne olduğunu biz biliyoruz siz bize anlatmayın’ dediğinize dair dokümanlar var. Sizin o yerinizde oturan bakan, benim yerimde oturan bakana, askeri darbenin ne kadar kötü olduğunu anlatmış, Avrupa Konseyi ile Türkiye ilişkilerini askıya almıştınız. Kaderin tecellisine bakın ki garip, şimdi, ben gururla bir Türk Dışişleri Bakanı olarak size darbenin ne olduğunu söylüyorum. Mısır’da olan darbedir. Bunun aksini hiçbir şeyle ispat edemezsiniz.’
Eğer Mısır’da darbe değil de demokrasi yerleşmiş olsaydı, Mursi haklıydı haksızdı, başarılıydı başarısızdı, onu tarih test eder ama Mursi, Mısır halkı tarafından seçilmiştir, eğer Mısır’da demokrasi yerleşseydi, Avrupa’dan herhangi biri gelip bir ekonomik bunalım yaşayan ülkeye yapılan yardımın onda birini Mısır’a demokrasi yerleştirmek için yapılsaydı, bugün Ortadoğu halkları, DAEŞ terörü ile ya da Suriye rejiminin zulmüyle değil demokrasiyle tanışmış olurdu. Ama bunlar olmadı.”
Gazetecinin, “Sizin söylediğiniz, İsrail’in güvenliğinin altına dinamit koymak gibi” sözleri üzerine, Davutoğlu, şöyle devam etti:
“Aynen evet. İşte öyle. Onun için zaten bizim hakkımızda çıkarılan, bütün Türkiye aleyhine çıkarılan, Cumhurbaşkanımız aleyhine çıkarılan, benim aleyhime çıkarılan, hükümetimiz aleyhine çıkarılan şeylere baktığınızda, son 5 yıl içinde, 6 yıl içinde, sadece ve sadece İsrail’in güvenliği için dizayn edilmeye çalışılan ve Ortadoğu coğrafyasına karşı bizim onurlu direnişimizin izlerini bulursunuz.”
“Filistin devletinin bağımsızlığı için konuşan tek dışişleri bakanı bendim”
BM’de Filistin bayrağının dalgalandığı süreci anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
“Birçok ülke dışişleri bakanları oradaydı, devlet başkanı, hükümet başkanı düzeyinde bir veya iki kişiydik. Bir Lübnan Başbakanı vardı bir de ben vardım. Bir de tabii Sayın Mahmut Abbas ama daha çarpıcısını söyleyeyim, 29 Kasım 2012, BM Genel Kurulu’nda oylama var. O hafta sonunda, Türkiye’de de Türk-Arap Dışişleri Bakanları toplantısı var. Ben oylamayı duyunca, bütün programları iptal edip, New York’a gittim ve New York’ta Filistin devletinin bağımsızlığı için konuşan tek dışişleri bakanı bendim. Hiçbir Arap dışişleri bakanı yoktu, orada. İslam ülkelerinden yoktu, dünyadan yoktu. Bir de Kanada Dışişleri Bakanı vardı, Filistin’in tanınmaması için, İsrail’in görüşlerini anlatan bir konuşma yaptı. Mahmut Abbas ile orada kucaklaştık. Büyükelçiliğimize götürdüm ve dedim ki, bu büyükelçilik, artık sizin büyükelçiliğinizdir, ne gerekiyorsa yapılacak. O konuşmada da dedim ki, BM Genel Kurulu’na hitap ederken, ‘Bir gün Filistin bayrağı, bu binanın önünde dalgalanacak.’
Elhamdülillah, 3 sene sonra Filistin bayrağı dalgalanırken, ilginç tesadüf, Mahmut Abbas son Cumhurbaşkanı olarak konuşuyor, ben de ilk Başbakan olarak konuşuyorum. Arka arkaya konuşmalarımız denk gelmiş, Mahmut Abbas, konuşmadan çıkıp, genel kurula hitaptan çıkacak, törene gidecek. Bir gün önce buluştuk, dedim ki, ‘Sayın Başkan böyle bir durum var, eğer siz hemen törene giderseniz, ben törene katılamayacağım. Dolayısıyla acaba biraz beklemeniz mümkün mü?’ Dedi ki, ‘O BM’de tanındığımızda salonda bir tek sen vardın. Senin olmadığın törene gitmem. Bekleyeceğim. Oradaki herkes bekleyebilir’. Ve benim de konuşmam yaklaşık yarım saat töreni erteletti. Benim konuşmamı bekleyip el ele gittik."
Davutoğlu, 29 Kasım 2012’deki BM Genel Kurulu toplantısında, kendisinin dışında başka bir ülkenin dışişleri bakanının olmamasının bir sebebi bulunduğuna dikkati çekerek, "Niye hiçbir dışişleri bakanı orada yoktu biliyor musunuz? Çünkü birilerini rahatsız etmekten çekiniyorlardı. Ama biz doğru bildiğimizi, hak bildiğimizi orada yaptığımız için şu anda Filistin’de birçok evde bir Filistin bayrağı var bir de Türk bayrağı var. Şimdi 7 Haziran’da, seçim akşamı, Filistin’den ağlayan birçok arkadaştan telefonlar geldi, ’Ya size bir şey olursa bize kim sahip olacak’ diye. İşte millet olmak ile olmamak arasında, insan olmak ile insan olmamak arasındaki ince çizgi orada” değerlendirmesinde bulundu.
"Diri olmanın, yorulmamanın tam vakti"
Davutoğlu, Suriyeli çocukların da 20-30 sene sonra, bugün takip edilen politikası sayesinde Türkiye’yi kendi ülkesi olarak göreceğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birilerini rahatsız eden boyut bunlar. Bunlar hep birikti birikti ve dediler ki ‘Şimdi tam vakti, terör odaklarının hepsini Türkiye’nin üstüne salalım. Şimdi tam vakti, Türkiye’de istikrarı yok edecek şekilde bir kaos ortamı çıkaralım.’ Biz de diyoruz ki milletimize, ‘şimdi tam vakti, bir arada olmanın, ayakta olmanın, diri olmanın, yorulmamanın tam vakti.’ Bakalım kim kazanacak. Ama biz hep insanın yanında olanların kazandığını biliyoruz."
“Ortadoğu’da halkların nezdinde Türkiye’nin itibarı çok yüksek fakat sanki biraz da Türkiye kapasitesini zorluyor mu? Yani şimdi birçok türbülanslar da yaşamaya başladık, son 2 yılda ve iç siyasette de buna yönelik eleştiriler daha da ayyuka çıktı. Sizin inancınız, bu sıkıntılı dönemi aşarak Türkiye’nin kapasitesinin, yani gerektiğinde Amerika ve Rusya’nın perspektifleriyle uyuşmayan bu kaotik ortamda daha öne çıkacağını mı düşünüyorsunuz” yönündeki soruyu da yanıtlayan Davutoğlu, şöyle dedi:
“Ben öğrencilerle ders yaparken hep şunu söyledim; ’Hayatınızı planlarken, bir barfiks çıtasına zıplamayı düşünerek planlayın. Eğer hedeflerinizi çok yukarıya koyarsanız, zıplayamayacağınız bir hedef olduğu için bir müddet sonra yorulursunuz ve o barfiksin anlamı olmaz. Ama hedef barfiks, boyunuzdan aşağıdaysa, kapasitenizin altındaysa o zaman da barfiks yapmanın anlamı yok, iki büklüm, kambur olursunuz. Olması gereken barfiks, boyunuzun biraz üzerinde olacak. Yani kapasitenizin biraz üzerinde olacak, sonra oraya boyunuz uzadığında barfiksi biraz da haya yukarı çekeceksiniz’. Bununla kastettiğim şey şu; işte Türkiye’ye tam da bunu söylediler, ‘Türkler bunu yapamaz, Türkiye’nin bana kapasitesi yetmez, ne gerek vardı, sağa sola yardım etmeye.’ Dikkat edin, eğer biz ’Türkler bunu yapamaz, Türkiye’nin buna kapasitesi yetmez’ diye düşünüyor olsaydık, Marmaray yapılır mıydı, Avrasya Tüneli yapılır mıydı? Şimdi herkes samimiyetle kendisine sorsun, Türkiye’nin 2002’deki kapasitesini esas alan bir rasyonel akıl, yani Türkiye’nin 10 sene içinde Boğaz’ın altından iki tünel geçirip, üçüncü üç katlı tüneli planlayabileceğini hayal edebilir miydi?
Kıbrıs siyasetini, sadece oraya verilen birkaç yüz milyon dolarla sınırlı görenler, ve orada askeri mevcudiyetimizi mümkün olduğu kadar uzun tutmaya ayarlı bir zihin, bunun için de Türkiye’nin bütün dış politikasını Kıbrıs’a endekslemeye çalışan zihin, gün gelip Türkiye’nin Anamur’dan Girne’ye bu sefer bir boru hatlarıyla su götüreceğini hayal edebilir miydi?”
“Yine aynı şeyi söylüyorlar bize, ‘haddinizi bilin’ diyorlar”
“Eğer Türkiye, 2001’deki dünyasına ve zihin dünyasına saplanıp kalmış olsaydı, Allah aşkına dünyada en fazla temsil edilebilen 6. büyük ülke olabilir miydik” diyen Davutoğlu, şunları söyledi:
“Türk Hava Yolları, dünyanın en büyük, en çok, 286 zannediyorum son rakam, destinasyona uçan hava yolu şirketi olur muydu? Bunu şunun için söylüyorum; yine aynı şeyi söylüyorlar, ’Haddinizi bilin’ diyorlar bize. Aynen bu kapasite. ’Türkler hadlerini bilsinler.’ Problemimiz şu; biz başkalarına had bildiriyoruz. Şimdi rahatsızlık doğuran bu. ‘Siz haddinizi bilin’ diyorlar. Bana getirilen, ‘Efendim hayal kuruyorlar, efendim macera.’ Allah aşkına Türkiye’yi hangi maceraya soktuk biz. ‘Hayal kuruyorlar’ dedikleri şeylerin hepsini de birer birer gerçekleştirdik. Şimdi tekrar bizi bütün şeylerin üzerinden, bizi savunmaya sokmak istiyorlar. Şöyle bir dil istiyorlar bizden; (Doğru ya haklıymışsınız aslında, biz gücümüzün çok üstünde şeylere niyetlenmişiz.Hiç merak etmeyin biz kendi sahamıza çekiliyoruz, içimize kapanıyoruz. Sizin gibi efendileri, dünya yönetmeyi kendine adamış efendileri rahatsız edecek hiçbir şey yapmayacağız. Vallahi billahi yapmayacağız.)”
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Biz ya sınırlarımızın ötesindeki güvenlik hatlarıyla kendi güvenliğimizi koruyacağız ya da dünyanın en olmaz sınırlarıyla... Osmanlı’dan kalan son büyük Cumhuriyetimizi, en az savunulabilecek sınırlara, İran sınırı hariç mahkum etmişler" dedi.
"Türkiye’de hayal kuruyorlar" denilen her şeyi gerçekleştirdiklerini dile getiren Davutoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ortadoğu bataklığından bahsederken aslında başka yerlere mesaj gönderdiğini, "Biz hiçbir şeye karışmayacağız emin olun. Bizi seçerseniz, bize destek olursanız hiç sizin başınız ağrımayacak" diyerek birilerine o mesajın gittiğini bildirdi.
Türkiye’nin içine kapanması durumunda ayakta kalamayacağının altını çizen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Biz ya sınırlarımızın ötesindeki güvenlik hatlarıyla kendi güvenliğimizi koruyacağız ya da dünyanın en olmaz sınırlarıyla... Osmanlı’dan kalan son büyük Cumhuriyetimizi, en az savunulabilecek sınırlara, İran sınırı hariç mahkum etmişler. Niye Musul’u kaybettik biz, niye korunması zor dağların üzerinden bir Türkiye-Irak sınırı çizildi, niye Tel-Abyad’la Akçakale, Ceylanpınar’la Resulayn bölünerek iki ayrı devlet kuruldu? Bütün bunların arkasında, savunulamayacak bir devlet çıksın istendi."
Türksat 4B uydusunun fırlatılması
Yayın esnasında, Türksat 4B uydusunun Kazakistan’ın Baykonur Fırlatma Üssü’nden uzaya gönderilmesine ilişkin görüntülerin yayınlanması üzerine Başbakan Davutoğlu, gülümseyerek, "Bu Türkler hadlerini bilmiyor" yorumda bulundu.
Bekledikleri haberin canlı yayın esnasında gelmesinin ayrıca güzel bir sürpriz olduğu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye’nin ufkunu gösteren bir gelişme. Yani eskiden etrafımız denizlerle çevriliydi ama karasularımızın dışına çıkmaz, hava alanlarımız, hava imkanlarımız sınırlı idi. Şimdi uzaya kendi imkanlarımızla uydu fırlatıyoruz. Dost ve kardeş Kazakistan’da Baykonur üssünden... Bu yolla birçok imkan kazanacağız. Bir, stratejik olarak uzay yarışında biz gücümüzü gösteriyor, ’Biz varız’ diyoruz. İki, doğrudan vatandaşlarımızı ilgilendiren boyutlarıyla da internete çok daha kaliteli ulaşacağız, çok daha ucuz iletişim imkanlarına kavuşacağız ve kendi yörüngemiz itibarıyla son derece önemli bir boşluğu dolduracak. Emeği geçen bütün mühendislerimize, bilim adamlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum, hayırlı olsun diyorum.
Engellemek istedikleri Türkiye bu. Bunlar daha başlangıç. 2005 yılında Türkiye’de savunma sanayii tesisleri kapatılıyordu. Yani 2005’te bazı tesislerin kapatılması planlanıyordu ama şimdi savunma sanayiinde dünyanın öncü ülkeleri arasındayız. Gurur duyuyoruz ve tekrar dediğim gibi milletimize hayırlı olsun. Bugün 4B uydusunun haberi yarın da Anamur’a gidecek su ile Türkiye’yi kendi içine kapatmak, sadece terör konuşulan bir ülke haline getirmek yerine bizim Türkiye için neleri hedeflediğimiz, neleri planladığımız gösteren iki önemli gelişme..."
Davutoğlu, Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki uydu kontrol istasyonundan programa bağlanan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin’e seslenerek, uzaya fırlatılan 4B uydusunun hayırlı olmasını temenni etti.
Fırlatma işlemiyle ilgili bilgi veren Bakan Bilgin de, yaklaşık 16-17 dakikalık bir süreci geride bıraktıklarını ancak uzun bir bekleme periyodunun bulunduğunu söyledi.
Uydunun ilk yerleşeceği yörüngeye ulaşabilmesi için yaklaşık 9 saat 13 dakikalık bir zaman diliminin geçmesi gerektiğini vurgulayan Bilgin, şunları dile getirdi:
"Bu 9 saat 13 dakikayı müteakip bir 45 dakika sonra da uydumuzdan ilk sinyalleri almış olacağız. Bu sinyal alma süreci bittikten sonra da ilk noktaya varacak. Elips yörüngeye yerleşebilmesi için de arkadaşların buradan bir dokuz günlük süreç içinde uyduyu tam faaliyet göstereceği yörüngeye yerleştirme aşaması başlayacak. Bu 9 günlük süreçte uydunun elemanlarının, cihazlarının test işlemleri de yürüyecek. Tam testlerin bitmesi ve faaliyete geçmesi için yaklaşık bir aylık bir süreç geçmiş olacak. İnşallah aralık ayının ortalarında uydumuzu hizmete vermiş olacağız."
"İlk sinyal birlik ve kardeşlik olsun"
Bilgin’e hayırlı olsun dileklerini ileten Başbakan Davutoğlu, "İlk sinyalin birlik ve kardeşlik olmasını istiyoruz. Uzaydan gelecek ve uzaya gidecek ilk sinyalin. Birilerine inat, birlik ve kardeşliğimizi sabote etmek isteyenlere inat 4B uydusundan Türkiye’nin her yerine, 78 milyona ilk sinyalin birlik ve kardeşlik olmasını diliyoruz" ifadelerini kullandı.
"6A’nın da yapım aşamasının süreçleri başladı"
Davutoğlu, "Bu yolla ne tür teknolojik kazanımlar elde edeceğiz" sorusunu yönelttiği Bilgin, şöyle konuştu:
"Sayın Başbakanım; 4A ve 4B’nin 2011 yılında sözleşmesi Japon firmasıyla yapılırken orada uydunun yapım, test ve fırlatma aşamalarında Türk mühendislerinin de orada görev alması yönünde anlaşma yapılmıştı. Bu süreç içinde Türk mühendisleri görev aldılar, çok geniş bir tecrübe sahibi oldular. Bütün birikimlerimizi üst üste koyarak malumunuz olduğu üzere bizim TÜBİTAK Uzay Enstitüsü’nün koordinatörlüğünde gerçekleştireceğimiz ve tamamen yerli katkıyla ve Türk mühendisliğinin birikimi sonucu kendi kaynaklarımızla üreteceğimiz 6A’nın da yapım aşamasının süreçleri başladı. Buradan elde ettiğimiz bütün kazanımlar tamamen kendi kaynaklarımızla ve kendi imkanlarımızla üreteceğimiz 6A’nın bazını teşkil etti. Bunun çalışmaları başladı. 6A uydumuzun inşallah 2019 yılı içinde üretimini bitirip 2020 yılı içinde de yörüngeye yerleştirip hizmete sunmayı amaçlıyoruz. Dizaynıyla, konseptiyle, imalatıyla tamamen Türk mühendisliğinin ve Türk biliminin geldiği son nokta olmuş olacak."
Kapasitenin adım adım, kademe kademe arttığını belirten Davutoğlu, 4B uydusunun vatandaşa yönelik katkılarının ne şekilde olacağını sorması üzerine ise Bilgin, şu bilgileri verdi:
"Bu uyduyla birlikte çok geniş bir imkana kavuşmuş oluyoruz. Bu uydumuz faaliyete geçtiği an 3A uydumuzdaki data kapasitesini 4B uydusuna aktarmış olacağız. Daha önce fırlattığımız 3A ve 4A uydumuz tamamen televizyon yayıncılığına tahsis edilmiş olacak. 4B uydusuyla birlikte tüm Avrupa, Kuzey Afrika, Asya, Türk Cumhuriyetleri ve Ortadoğu’ya yönelik olarak geniş bant internet erişimini de sağlamış olacağız. Çok ucuz maliyetlerle. Ayrıca ülkemizde altyapının gitmediği fiberoptiğin henüz ulaşmadığı alanlar da dahil olmak üzere bu kadar geniş bir coğrafyaya hızlı ve geniş bant internet ağını götürmüş olacağız. Böylelikle bu bölgelerdeki internet erişimimiz, halklarla ilişkilerimiz çok farklı boyuta ulaşmış olacak. Öbür taraftan 4A uydusundan ve 3A uydusundan boşalttığımız dataya yönelik kapasiteleri de tamamen televizyon yayıncılığında kullanacağız ve bütün bu bölgeler, Afrika da dahil olmak üzere radyo ve televizyon yayıncılığı açısından ülkemizin tamamen eriştiği noktalar haline gelecek."
Başbakan Davutoğlu, bunun bugünlerde gelen çok güzel bir haber, çok güzel bir gelişme olduğunu belirterek, emeği geçen herkese teşekkür etti.