Ögretmenlere ‘subat’ müjdesi
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye’ye dönecek her mermiyi durdurur, Türkiye’ye dönecek her namluyu kırarız. Bunu çok açık ve net söylüyorum. O namluyu kim verirse, ’DAEŞ’e karşı verdim’ demesi bize izahat olarak yetmez" dedi.
Davutoğlu, TRT 1’de canlı yayınlanan "Başbakan ile Özel Yayın" programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"PYD’ye verilen silahlar PKK’ya bir şekilde ulaşıyorsa biz bunları vururuz" dediğinin anımsatılması ve "Burada sorun nedir? Yani Suriye’de bir Kürt etnisitesinin olmasından mı Türkiye rahatsız oluyor, yoksa burada PKK’nın yürüttüğü başka bir tehlikeyle mi Türkiye karşı karşıya?" diye sorulması üzerine Davutoğlu, Türkiye’nin, sınırlarının ötesindeki Kürtlerin de Arapların da Türkmenlerin de hamisi ve dostu olduğunu söyledi.
Davutoğlu, Türkiye’nin gerektiğinde bu kardeş topluluklara kucak açtığını anlatarak, hiçbir bir ayrım gözetmediklerini ifade etti.
Suriye’de Kürtlerin, Araplar ve Türkmenler ile eşit haklarda, eşit vatandaşlar olması gerektiğini kaydeden Davutoğlu, Beşşar Esed’i Suriye’deki Kürtlere kimlik vermesi için defalarca ikna etmeye çalıştıklarını aktardı.
Davutoğlu, 2011’de Suriye’ye gittiğinde de Beşşar Esed’den Suriye’deki Kürtlere vatandaşlık vermesini talep ettiğini dile getirerek, meselelerinin Kürtlerle ve kazanımlarıyla alakalı olmadığının altını çizdi.
Türkiye’de nasıl Türk, Kürt ayrımı gözetmiyorlarsa Suriye’de de Irak’ta da gözetmediklerini belirten Davutoğlu, meselelerinin Türkiye’nin huzurunu, istikrarını bozmak isteyen ve aynı zamanda da birtakım iş birlikleriyle bölgede terör odağı oluşturan gruplarla ilgili olduğunu söyledi.
DAEŞ nasıl Arap olmakla ilgili değilse PYD’nin de Kürt olmakla ilgilisi bulunmadığına işaret eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diyelim Türkiye’de Çözüm Süreci tam da bize söylediği gibi, söz verildiği gibi 2013 Mayıs’ında silahların geri çekilmesiyle neticelenip Türkiye’de silahlar susmuş ve silahlar indirilmiş olsaydı herhalde Türkiye’nin PYD’ye bakışı da farklı olurdu. Ama PKK Suriye’deki PYD mevcudiyetini Türkiye’ye karşı da bir koz gibi kullanma yönüne gitme kararı aldı ve Türkiye’yi sanki kuşatmak isteyen güçlerle işbirliği halinde güneyden kuşatma yapmaya kalkıştı. Doğrudur, Sayın Barzani ile ilişkilerimiz bizim mükemmel. Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi ile gayet iyi ilişkilerimiz var. Çünkü Türkiye’yi tehdit etmiyorlar. Çünkü Türkiye’ye dönük herhangi bir terör faaliyetini meşru görmüyorlar ve Türkiye ile işbirliği içinde Kuzey Irak’taki enerjinin Türkiye’ye gelmesini istiyorlar."
Davutoğlu,Türkiye ile işbirliği yapanın ırkına, etnisitesine bakmadıklarına dikkati çekerek, tehdit edenin de ırkına, etnisitesine bakmadan, nereden ve kimden gelirse gelsin gereken cevabı vereceklerini söyledi.
2013 Mayıs’ında, tam da Çözüm Süreci silahları bırakma ekseninde giderken PYD’nin kendi dışındaki bütün Kürt grupları Suriye’den sürmeye kalktığını ve ılımlı muhalefete saldırdığını ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye’ye dönük olarak da PKK saldırıları başladı. O zaman oyunun kuralları değişti. Oyunun parametrelerini değiştiren biz değiliz, onlar değiştirdi. Türkiye’ye saldırdılar, PKK saldırdı ve eğer Türkiye’ye birisi saldırı yaptıysa biz PKK Kuzey Irak’ta, PYD Suriye’de diye ayrım yapmayız. Orada sınır kalmadı. Çünkü vurduğumuz silah depoların bir kısmı eğer Suriye’den gelen silahlardan oluşuyorsa o depoları bir kez daha vururuz. Eğer PYD’nin elindeki silahlar PKK’ya giderse o gidiş koridorunu kapatır ve Türkiye’yi tehdit eden kim olursa olsun haddini bildiririz. Eğer bunlar devam edecek olursa, kimin silahları verdiğine bakmayız, gerekirse Suriye’de de yok ederiz. Türkiye’ye dönecek her mermiyi durdurur, Türkiye’ye dönecek her namluyu kırarız. Bunu çok açık ve net söylüyorum. O namluyu kim verirse, ’DAEŞ’e karşı verdim’ demesi bize izahat olarak yetmez.
Amerika, işte havadan attığı şeylerle, ’bunu Araplara veriyorduk’, DAEŞ’e karşı. DAEŞ’e karşı verilen Irak ordusuna silahlar, Musul’da DAEŞ’in eline geçti. Şimdi de PYD’ye verilen silahlar, PKK’nın eline geçecek ise biz o silahların kaynağını da kuruturuz, gerekli tedbiri de alırız. Aynı şekilde Nusra, DAEŞ’e karşı çarpışıyor. Ama Nusra, El Kaide diye biz de terör örgütü olarak görüyoruz Amerika Birleşik Devletleri de. Şimdi DAEŞ’e karşı savaşıyor diye Nusra’ya destek mi olacağız. Herkesi ilkeli olmaya davet ediyoruz. PYD hedef olmaktan kaçınmak mı istiyor? Türkiye’yi tehdit etmeyecek. PKK’ya silah aktarımında bulunmayacak. PKK veya onların irtibatları Türkiye’de bu şeylerden korunmak... O zaman çok açık 2013 Mayısı’na dönecekler, silahları bırakacaklar, nereye gideceklerse çekip gidecekler ama Türkiye’de biz, meşru silahlı kuvvetler asker ve polis dışında tek bir silahlı unsur bırakmamaya kararlıyız."
"Mücadele etme kararlılığımızdan taviz vermeyeceğiz"
Davutoğlu, bunun seçimlerle ilgili olmadığına vurgu yaparak, "Seçim sonrasında da Doğu ve Güneydoğu’daki kardeşlerimiz güven içerisinde olsunlar. Birçok yerden bize şu mesaj geliyor, ’Çok iyi gidiyor operasyonlar ama devam edecek mi?’ Edecek. Bu terör saldırısıyla Türkiye’ye savaş açanların, savaş hedefleri kursaklarında kalana kadar, mücadele etme kararlılığımızdan hiçbir taviz vermeyeceğiz" diye konuştu.
Suriye bağlamında toprak bütünlüğünün gelinen noktada bir anlamı kalıp kalmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, ilkesel olarak uluslararası hukuk tanımlarına riayet ettiklerini ve ülkeleri o tanımlarla gördüklerini belirtti.
Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüklerinin korunmasının Türkiye’nin de gözettiği stratejik ilkeler arasında bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, Suriye rejiminin şu anda sadece ülkenin yüzde 14’ünü kontrol ettiğinin altını çizdi.
Fiilen Suriye’nin değişik etki alanlarına bölündüğüne işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Rusya’nın yaptığı operasyon bu etki alanlarını zayıflatma yönünde değil aksine bölünmeyi artıracak şekilde Tartus, Lazkiye, Banyas, Doğu Akdeniz’den Şam’a Humus üzerinden uzanacak mini bir Suriye’nin, Nusayri ağırlıklı bir Suriye’nin, bir Esed Suriye’sinin temellerini atmaya neredeyse dönük çabalar. Bunlar çok tehlikeli adımlar. Eğer birileri Doğu Akdeniz’deki, üs mücadelelerine Suriye’yi kurban edecekse bu hepimiz için büyük kayıp olur. En çok da bu çaba içine girenler için. Dolayısıyla vakaya bakıldığında biz realiteyi görmediğimiz zaman o realite ortadan kalkmıyor. Maalesef Suriye bugün filen birçok etki alanına bölünmüş."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin "Öyle şeyler biliyorum ki, söylersem Davutoğlu rahatsız olur" iddiasına ilişkin, "Her şeyi söyleyebilir, hiç çekincem yok ama bir daha benimle devlet meselesi konuşacaksa karşımda her an şantaj yapabilecek karakterde biriyle konuştuğumu bilerek otururum onunla, hiç çekinmem. Aynı şey Kılıçdaroğlu için de geçerli" dedi.
Suriye’de Türkmenlerin direndiğinin hatırlatılması üzerine Davutoğlu, Türkmenlere de Kürtlere de dönük projelerinin, Suriye’de demokratik ve eşit şartlarda yaşamaları olduğunu söyledi.
Türkmenlerden kendileri dışında sadece MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bahsettiğini aktaran Davutoğlu, "Türkmenlere de Kürtlere de dönük projelerimiz var. Türkmenlerden bizim dışımızda bahseden var mı? Mahcup bir şekilde Bahçeli bahsediyor. Türkmenlere giden yardımları kim engelledi? O Türkmenler bugün hala direnebiliyorlarsa, bizim verdiğimiz yardımlar sayesinde, gururla söylüyorum" ifadesini kullandı.
Çevre ülkelerin Türkiye’nin müzahir unsur istemediğine ilişkin yanlış bir yanılgısı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Kürt, Arap, Türkmen, Türkiye müzahir unsurları çevremizde bulundurmaya, onları desteklemeye devam edeceğiz" diye konuştu.
"Biz gelene kadar Lübnan’da Türkmen olduğu bilinmiyordu. Hiçbir politika yoktu" ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Kavaşra bölgesinde, Akar bölgesinde sonra Beka vadisindeki Türkmenlere ulaştık. Hiçbiri Türkçe bilmiyordu, unutmuşlardı Türkçe’yi ama ’Türkmeniz’ diyorlardı ve dediler ki ’Biz buranın en terk edilmiş varlıklarıydık, şimdi Türkiye yükselince biz de fark edildik, her yerde itibar görüyoruz.’ Şimdi o gençleri yazın biz, Türkiye’de kamplara getirip, Türkçe öğretiyoruz ve bu bilinmeyen bir vakadır. Ne oldu biliyor musunuz? Humus kuşatılıp, rejim Humus’u vurduğunda, Humus’tan kaçan Türkmenler ki Humus’un önemli kısmı Türkmendir ve Humus’ta şehit edilenler bizim kardeşlerimizdir.
Bu Türkmenler Humus’tan Kavaşra’ya, Lübnan’a geçtiler ve oradaki Türkmenler, unutulmuş Türkmenler onları evlerinde misafir ettiler ve bütün masrafları Türkiye devleti tarafından karşılandı. Bunu ilk defa burada açıklıyorum. Bütün oradaki kardeşlerimize, Humus’tan kaçan Türkmen boylarına yardım etmeleri için Lübnan’dakilere insani yardım yaptık. Biz değil Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Türkiye sınırları dışındaki, bize bakan, bize yönünü dönen kimseyi ihmal etmedik, bu Kürtler için de geçerli. Hiçbir yerde herhangi bir ayrım yapmadık."
"Hodri meydan, sorun konuşsunlar"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bazı sırları bildikleri fakat açıklamadıkları yönündeki iddialarına ilişkin soru üzerine Davutoğlu, "Ben hayatımda kapalı kapılar ardında veya önünde söylediğim hiçbir şeyden gocunmadım, hiçbir zaman hakikat dışına çıkmadım, hiçbir zaman da milletimden veya o ortamda sakladığım bir sırrın arkasına sığınmadım. İsteyen istediği şey konuşabilir, hiç gocunmadım, hodri meydan, sorun konuşsunlar" değerlendirmesinde bulundu.
Bahçeli’yle yaptıkları görüşmede eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’le bir kişinin daha olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Dolayısıyla şahitlerimiz de var ama böyle bir şey bir müphemlik yaratarak benim üzerimden bir tartışma başlatmak isterlerse biz Rabbimizin şahit olduğu şeyleri milletten de saklamayız, her şeyi konuşuruz. Her yerde de biz sağımızda ve solumuzda iki melek, iki duyanla yürürüz. Hiç önemli değil çıksınlar konuşsunlar" ifadesini kullandı.
"Bu siyasetin adı şantaj siyaseti, bana şantaj yapmaya kalkıyorlar"
Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Eğer ’Şimdilik bu bilinmesin’ demişsem, bu bir devlet mahremiyetinin gereğidir. Eğer mahremiyete bu kadar saygı göstermeyeceklerse, o da onların devlet ahlakını yansıtır. Ama yok ’Göstermeyeceğiz, Davutoğlu rahatsız olur’ demiş. Ben hayatta hiçbir şeyden rahatsız olmadım, Sayın Kılıçdaroğlu rahat olsun, çıksın anlatsın, ne anlatacak doğrusu merak ediyorum, beni rahatsız edebilecek ne söyleyebilir. İkisinin vermeye çalıştığı intiba şu; sanki ben şu veya bu siyasi saikle onlara dışarıda duyulmasını istemediğim bazı şeyler söylemişim gibi özellikle de benim hakkımda şüphe uyandıracak bir hava oluşturmak için, güvenirliğimi sarsmak için... Her şey ortada. Bu siyasetin adı devlet siyaseti değil bu siyasetin adı şantaj siyaseti, bana şantaj yapmaya kalkıyorlar, açık bir şekilde yaptıkları şantaj."
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin "Öyle şeyler biliyorum ki, söylersem Davutoğlu rahatsız olur. Davutoğlu bana öyle şeyler anlattı da ben bunu devlet için saklıyorum" şeklindeki ifadeler kullandığını aktaran Davutoğlu, "Saklama Sayın Bahçeli, saklama. ’Hayır’ dediğini saklamaya çalışıyorsun, bunu niye saklayacaksın, bunu da saklama. Her şeyi söyleyebilir, hiç çekincem yok ama bir daha benimle devlet meselesi konuşacaksa karşımda her an şantaj yapabilecek karakterde biriyle konuştuğumu bilerek otururum onunla, hiç çekinmem, aynı şey Kılıçdaroğlu için de geçerli" dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyarete ilişkin, "Zihinlerde Türkiye yalnızlaşıyor resmi oluşturmak istediklerinde Sayın Merkel’in ziyareti bu oyunu bozuyor, bu imajı bozuyor" dedi.
Başbakan Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hitaben, "Böyle bir dönemde, bu kadar ağır terör şartlarının olduğu bir dönemde onlar bizimle birlikte bir geçici hükümet kurma konusunda ellerini taşın altına koymamışlar ve kaçmışlarsa sorumluluktan ve bundan utanmamışlarsa, gocunmamışlarsa buna rağmen ben onları çağırıp, ’Gelin konuşalım’ dediğim şeyleri açıklayacaklarsa buyursunlar açıklasınlar, ne istiyorsa açıklasın, hiç gocunacağım bir şey yok" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile yapacağı baş başa görüşmeden önce, bir arkadaşının, "Biz bazı geçmiş uygulamaları biliyoruz sonra ’şunu konuştuk, şunu konuşmadık’ diye Sayın Kılıçdaroğlu laf edebilir, birer şahit alsanız yanınıza" dediğini belirten Davutoğlu, "Dedim ki ’Ülkenin başbakanıyla ana muhalefet partisi arasında eğer bu kadar mahremiyet ilişkisi olmayacaksa devleti idare edemeyiz, demokrasimiz yürümez, gerek yok’ dedim. Şimdi anlıyorum ki o arkadaşımız haklıymış ama bu şantaj siyasetiyle şu ülkenin, şu şartlarında sırf beni zora sokmak için bu lafları ediyorlarsa, hodri meydan" diye konuştu.
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyarete ilişkin iç kamuoyunun rahatsız olduğunun dile getirilmesi üzerine Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Rahatsızlık olan ne biliyorsunuz. Bunlar 2-3 yıldır hep şunu söylediler, ’Şu AK Parti var ya, şu TayyipErdoğan, Ahmet Davutoğlu’nun takip ettiği dış politika var ya bu sebeple Türkiye yalnızlaştı, kimse yüzümüze bakmıyor.’ İki yıldır bu teraneyi okudular, ’yalnızlaştı’, ’yalnız kaldı’, ’izole edildi’. Şimdi Sayın Merkel’in gelişi değil sadece, son 1-2 ay içinde öyle bir trafik var ki Türkiye’de dün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı vardı, aynı gün Avrupa Komisyon Başkan Yardımcısı Timmermans vardı. Biz Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantılarına gittiğimizde emin olun 60’a yakın devlet, hükümet başkanı görüşmek istedi. Birçok Avrupa lideriyle görüşmeler yaptım, 45’ini ancak yetiştirebildik ki çok kalmadan dönmek için. Zihinlerde Türkiye yalnızlaşıyor resmi oluşturmak istediklerinde Sayın Merkel’in ziyareti bu oyunu bozuyor, bu imajı bozuyor."
Milli maçta ıslık çalınması
Avrupa Şampiyonası Elemelerinde Türkiye’nin İzlanda ile yaptığı milli maçta Ankara’daki terör saldırısında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunulduğu sırada ıslıklar çalındığının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Ben bir Konyalı olarak şimdi burada söyleyeyim, biraz da Konya’yı da ima ederek, nasıl ıslıklama... Sanki bunlar Ankara’da vefat eden vatandaşlarımızı ıslıklamış gibi. Açıklama yaptık Konya’nın son derece disiplinli ’Nalçacılar’ denilen bir taraftar grubu da vardır. Islıklama kesinlikle saygı duruşuyla ilgili değil, küçük bir grup ve hangi partiye yakın olduğunu da zikretmeden söyleyeyim ama küçük bir grup slogan atmaya başlayınca o slogan atanları bastırmak için stadyumlarda genellikle uygulanan bir yöntemle yapılan bir şey. Bunu da Konyaspor taraftarları açıkladılar. ’Konya Hazreti Mevlana’nın hoşgörü yerinde bu olur muymuş’ diye Sayın Kılıçdaroğlu şey yaptı. Biz Konyalılar biliriz, hoşgörüyü de biliriz, hesap sormayı da biliriz. Konya imalı hakaret edenlerin haddini bildirmeyi de biliriz."
Davutoğlu, mülteciler dosyasından önce de Merkel ile yoğun bir şekilde görüştüklerini ifade etti. Ocak ayında Almanya’ya gittiğini hatırlatan Davutoğlu, burada Merkel’le "yüksek düzeyde işbirliği konseyi mekanizması" türü bir mekanizma geliştirmeye de karar verdiklerini anlattı.
Mülteciler krizinden sonrada Merkel ile birkaç telefon görüşmesi yaptığını anımsatan Davutoğlu, Birleşmiş Milletler’de de uzun bir görüşme yaptıklarını ve o zaman Merkel’e "Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD arasında üçlü bir mekanizma kuralım" dediklerini belirtti.
Bu konuyu AB Başkanı Tusk ile de görüştüklerini ifade eden Davutoğlu, "Sayın Merkel önce ’Türkiye ile Almanya arasında bir ikili mekanizma kuralım’ dedi, Birleşmiş Milletler’de sonra buna Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerini de katarız ve yavaş yavaş geliştiririz dedik ve ilk çalışma grubu da bu anlamda oluştu. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın Brüksel ziyaretinde bütün bu görüşmeler daha da olgunlaştı, şimdi çok iyi bir noktadayız" diye konuştu.
Davutoğlu, dün Timmermans ile yapılan görüşmede Türkiye’nin talepleri olarak, nelerin yapılması gerektiğini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kendisinin ve Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun söylediğini anlattı.
Merkel ile konuşacakları konulara değinen Davutoğlu, "Timmermans’a söylediğim bir husus var; Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini artık kriz çıktığında canlanan, kriz durduğunda dondurulan ilişkiler olmaktan çıkaralım. Yani bir mesele varsa işbirliğini hatırlıyoruz ve çözmeye çalışıyoruz ama bir mesele yoksa tekrar rafa kaldırıyoruz. Halbuki bizim ilişkimiz kriz merkezli değil, vizyon merkezli, vizyon odaklı olsun" ifadelerini kullandı.
Türkiye AB’ye üye olsaydı ekonomik olarak da AB’nin daha güçlü olacağını vurgulayan Davutoğlu, bütün bu konuların da daha rahat çözülebileceğini söyledi.
Prensipte anlaştıkları konuları açıklayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bir, mülteciler konusunda Türkiye’nin yüklendiği külfeti paylaşacak, mantıklı bir değerlendirme yapalım. Yani ’Bir milyar avro vereceğiz, bütün komşu ülkelere bu arada Türkiye’ye de biraz düşecek, bunları da Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili kullanması düşünülen fondan vereceğiz’ demek, Türkiye’ye hakarettir. Ben bunu kendilerine de söyledim, böyle bir şey olmaz. Dün Avrupa Konseyi’nde çok olumlu bir gelişme oldu. Bizim talebimiz olan yani görüşmelerde dile getirdiğimiz 3 milyar avroluk bir paket konusunda, Türkiye’de mutabakat hususunda bir ortak noktaya geldi Avrupa Birliği Konseyi."
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"İkincisi, mülteciler sorunu dışında bütün bu göç giriş, gelişini düzene koyacak olan vize liberalleşmesi, yani schengene Türkiye’nin girmesi ve bununla birlikte geri kabul anlaşması aynı anda devreye gireceği için bunun uygulamasını 2017’den 2016’nın ilk yarısına çekelim, bu da bize benim gurur duyduğum Dışişleri Bakanlığı dönemimde katkıda bulunmaktan. Schengen, Avrupalılar bize ’Vize kolaylaştırması’ diyorlardı, biz de ’Vizeyi kaldıracaksınız’ dedik ve uzun müzakerelerle buraya geldi. Bakın doğru alınan bir tavrın geldiği yer. Avrupalıların hep bizden talebi şuydu, 2010-2013 yılları arasında, ’Siz geri kabul anlaşmasını yapın, imzalayalım, uygulayalım, sonra schengeni.’ Ben de onlara hep şunu söylüyordum; ’Biz Avrupa’yı biliyoruz artık söze söz, taahhüde taahhüt, imzaya imza, uygulamaya uygulama. Yani siz uygularsanız biz de uygularız, siz imza atarsanız biz de imza atarız, siz söz verirseniz, biz de söz veririz ve sonunda 17 Aralık’tan bir iki gün önce 13 Aralık’ta bu anlaşmayı Ankara Palas’ta imzaladık."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, AİHM’in 1915 olayları kararına ilişkin, "Bu çok büyük bir kazanım ve bu konuda emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Bunu derken, eski Dışişleri Bakanı olma vasfıyla da zikrediyorum, biz bu davayı sayın Perinçek’in davası olarak görmedik, devlet davası olarak gördük" dedi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde olumlu bir atmosfer gördüğünü belirten Başbakan Davutoğlu, "Prensipte anlaşmıştık, Geri Kabul Anlaşması’yla schengen birlikte uygulanacaktı. Şimdi semeresini görüyoruz. Prensipte anlaşmış durumdayız, 2016’nın ilk yarısında temmuz ayı gibi tamamlanacak şekilde schengene geçiş ile geri kabul birlikte olacak. Fasıllarla ilgili de yeni bir açılım bekliyoruz, dördüncüsü de zirvelere Türkiye’nin daveti. Bunlarla da olumlu bir tavır görüyoruz. İnşallah bir krizden Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine yeni ivme katacak olumlu bir atmosfere geçişi görüyorum" diye konuştu.
Türkiye ile AB arasındaki mülteci krizinin Türkiye olmadan çözülemeyeceğinin farkına varılması ve bunun iç ve dış siyasette olumlu bir hava oluşturabileceği yönündeki soru üzerine Davutoğlu şöyle konuştu:
"Bir kere krizler öğretici oluyor. AB’nin oluşum sürecine baktığınızda AB hep krizlerden sonra bir sıçrama yaptı. Yani bir kriz yaşadı, krizi çözerek bir başka düzleme geçti. Türkiye-Avrupa ilişkileri de bu krizler içinde bence o krizlerde birbirimize ihtiyaç hissettikçe karşılık olarak önemimizi fark edeceğiz ve daha iyi bir yere gelecek. Önümüzde Türkiye-AB ilişkileri bağlamında daha parlak bir gelecek bekliyorum. Çünkü bütün çevredeki gelişmeler Türkiye’nin AB açısından taşıdığı önemi, anlamı artırdı. Bir Avrupa önemli liderinin söylediği şu söz çarpıcıdır; ’Şu anda Türkiye’nin bize olan ihtiyacından daha çok bizim Türkiye’ye ihtiyacımız var.’ Bunun fark edilmesi ilişkileri yeni bir çerçeveye oturtmak için önemli bir aşamadır. Trend yavaş yavaş bu anlamda ayrı bir paradigmaya ayrı bir zemine oturduğu zaman pozitif gündemli vizyon odaklı bir yeni dönemin işaretleri olarak bunu değerlendirebiliriz."
Davutoğlu, mülteci kriziyle ilgili, "İçeride Türkiye’deki kutuplaşma bağlamında değerlendirsek, ben AB rotasının ve Türkiye-AB ilişkilerinin bu rotada ilerlemesini Türkiye içindeki muhtemel kutuplaşmaları da azaltacağı kanaatindeyim. Ama samimiyetle herkes, Avrupa standartlarında bir demokrasiyi savunsun. Herkes samimiyetle AB’ye onurla başı dik girecek, güçlü bir Türkiye’yi savunsun. Bizi yıpratmak adına demokrasimizi yıpratanlar, bizi yıpratmak adına Türkiye’nin gücünü yıpratanlar, Avrupa vizyonundan bahsedemezler. Biz Türkiye-AB ilişkilerini de bu anlamda Türkiye’nin kazanımları ve demokratik gelişimi bağlamında elzem görüyoruz, önemli bir çıta olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu.
AİHM’in 1915 olaylarıyla ilgili kararı
AİHM’in 1915 olaylarıyla ilgili kararı hakkındaki düşünceleri sorulan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bu çok büyük bir kazanım ve bu konuda emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Bunu derken, eski Dışişleri Bakanı olma vasfıyla da zikrediyorum, biz bu davayı Sayın Perinçek’in davası olarak görmedik, devlet davası olarak gördük. Çünkü sonunda Sayın Perinçek’in kazanıp kazanmamasının ötesinde Türkiye’nin neleri kazanacağı ya da kaybedilmesi halinde Türkiye’nin neleri kaybedeceğini öngörerek, o zaman bizzat takip ettim, şimdi de Başbakan olarak da bizzat takip ettim ve şunu ifade edeyim; 3-4 ay önce bu kararın bu şekilde tecelli edeceği bilgisini de almıştık ve sabırla bu kararı bekliyorduk."
Başbakan Davutoğlu, Doğu Perinçek hakkında, "Soykırım iddialarını inkar" davasında AİHM’in verdiği kararla ilgili şöyle devam etti:
"Yoğun bir destek verdik, çünkü nihayetinde bu kararın bir Avrupalı yönü var, bir Türkiyeli yönü var. Avrupalı yönü şu; İsviçre’de özellikle soykırımı reddedenlerin yargılanması, yani reddetmenin yasaklanması ve Fransa’da benzer bir kararın alınmasından sonra biz bütün Avrupa mekanizmalarında şu temel görüşü ortaya koyduk; ’Bu, Avrupa’nın en temel ilkesi olan fikir özgürlüğüne aykırıdır. İsteyen Türkiye’de gelip her türlü fikri savunabilir. ’Soykırım var’ derse karşısında biz de ’Soykırım yok’ deriz. Ama ’Soykırım var’ dedi diye kimseyi hapse atmıyoruz. Avrupa’da ise ’Soykırım yok’ dedi, diye insanlar hapse atılıyorsa, Avrupa demokrasisinin çok geride kaldığının işaretidir. Bunu ısrarla savunduk ve Fransa’da önce Anayasa Mahkemesi’nden döndü bu, şimdi de İsviçre dönemin Dışişleri Bakanı, şimdi de Dışişleri Bakanı ile çok sert tartışmalarım oldu, sırf bu sebeple, iyi de bir entelektüeldir."
"Şimdi bu kararla aslında Avrupalı değerler kurtarılmış oldu, Avrupa’nın fikir özgürlüğüne dayalı değerleri" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye ile olan boyutu da şu; biz kendi tarihimizi dünyanın her yerinde savunuruz. Burada sayın Perinçek’in sol bir çizgiden gelmiş olması, bizlerin farklı bir çizgiden gelmiş olması hiç önemli değil önemli olan Türkiye’de birbirimize ihtilaf etsek dahi dünyada Türkiye’nin ve kendi onurumuzun savunulması söz konusu olduğunda ilkeli bir tutum takınılmasıdır. Onun için dışişlerimizin bütün bürokratları, hukukçuları bu konuda seferber olmuşlardı, ben bunu tarihi bir karar olarak görüyorum. Ümit ederim bir daha kimse bizim tarihimizi savunmamızı, onurumuzu, kimliğimizi savunmamızı en önemlisi de fikir özgürlüğünü savunmamızı yasaklayamaz. O açıdan önemli bir karardır, tarihi bir kazanımdır."
Çözüm Süreci’nin geleceğine ilişkin soru üzerine de Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Aslında 12 yıl içinde çözüm süreci dediğimiz sürecin, hayata geçirilmesinin kilometre taşlarını döşedik. 12 Eylül’den kalan ne kadar yasak varsa, 12 Eylül’de onuru kırılan ne kadar vatandaşımız varsa, 12 Eylül’de reddedilen ne kadar kimlik, tereddüt ve asimilasyona uğrayan kimlikler varsa hepsine iadeyi itibar ettik, verdik. Hepsiyle ilgili de Türkiye’de rahatlıkla savunulacak, rahatlıkla konuşulacak, bir ortam sağladık. Bu sadece Kürtlerle ilgili değil, gayrimüslimler ile ilgili, Alevi vatandaşlarımızla ilgili, Süryani vatandaşlarımızla, Roman vatandaşlarımızla ilgili yani kendisini dışlanmış hisseden, bu ülkeye aidiyet bağının zayıfladığını düşünen herkese, kendilerini ifade etme hakkı yanında onlarla kucak kucağa geldik, yürek yüreğe baktık ve her konularını konuştuk."
Terörle mücadele
Akil adamlar toplantısında, "Çözüm sürecinin iyi tarafı yerli ve milli olmasıdır" dediğini hatırlatan Başbakan Davutoğlu, "Çünkü biz kendi içimizden bunu ürettik, başkaları müdahil olmadan kendi derdimizi çözmeye çalıştık" yorumunu yaptı.
Davutoğlu, demokratik reformları yaparken birilerinin de bu reformlar üzerinden Türkiye’nin temel taşlarını sarsma yönüne gittiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Nedir temel taş? Kamu düzeni. Kamu düzeninin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz, kamu düzeninin olmadığı yerde özgürlük olmaz, kamu düzeninin olmadığı yerde kimlik olmaz. Eğer 2013 Mayıs’ında düşündüğümüz şekliyle bütün gruplar silahlarını bırakıp çıksalardı. Bu şartlardan istifade ederek, bunları istismar ederek birileri mezarlık görüntüsü altında haraç toplama yerleri, silah depoları yapmaya kalkmasalardı, bambaşka bir noktada olurduk bugün. Bunu yaptıklarında, buna cevap vermek gerektiğinde de tereddüt etmedik. Pasif olarak yaptıklarında bir müddet Çözüm Süreci hayatiyetini kaybetmesin diye hep bir muhasebe yapıp tekrar onları o mantığa getirmeye çalıştık. Ama bunu aktif olarak yaptıklarında, yani terörü tekrar başlattıklarında yapacak bir şey kalmamıştı, biz de gerekli tavrı sergiledik; terörle mücadeleyi Çözüm Süreci’nin alternatifi değil, tamamlayıcı mütemmim cüzü olarak devreye soktuk. Eğer bu olmamış olsaydı, Çözüm Süreci eksenini kaybedecekti."
Davutoğlu, "Şimdi hani Sayın Cumhurbaşkanımızın ’Buzdolabında’ dediği, o eksen kaybını engellemek için donduruldu gibi bir süreç anlaşılıyor ama değil, dondurulmadı bu kendi doğası içinde seyrediyor. 1 Kasım’da inşallah güçlü bir AK Parti iktidarı olduğunda, biz bu yoldaki kararlılığımızı göstereceğiz" dedi.
Yeni yaptırdıkları anketlerde Çözüm Süreci’ne ve terörle mücadeleye halkın desteğinin yüksek olduğunu kaydeden Başbakan Davutoğlu, "Biz Türkiye’de demokrasi üzerinden, insan hakları ve insan onuru üzerinden bir kardeşlik ihdası yolu olarak gördüğümüz bu süreci devam ettireceğiz. Ama kesinlikle herhangi bir gücün veya bir tarafın bundan istifadeyle Türkiye’de kamu düzenini yok etmesine de izin vermeyeceğiz. Bütün gücümüzle terörle mücadele edeceğiz. Bütün gücümüzle de demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
"Öğretmen atamalarına ilişkin bir beklenti oluştu"
Davutoğlu, "Öğretmenlere bir müjdeniz var mı" sorusu üzerine, "Ben de bir öğretmenim. Geçmişim itibarıyla öğretmenlerimiz bizim geleceğimizi aydınlatacak nesillerin yetişmesi bağlamında en büyük güvencemiz, manevi saygı, hürmet bağlamında da en aziz topluluğumuzdur. Onlarla ilgili hiçbir şeyi ihmal etmedik" değerlendirmesinde bulundu.
Öğretmen atamalarına ilişkin bir beklentinin olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Geçen seneden kalan 10 binlik bir atamamız vardı, 37 bin atadık. 10 bini şubat ayında atayacağız. Önümüzdeki sene içinde ihdas edilen kadroların da yarısını şubat ayında atamayı düşünüyoruz. Bu herhalde 30 bin civarına doğru giden bir rakama ulaşır zamanla. Bu atamaları yapacağız. Ben prensip olarak, önüme atamalar geldiğinde şubat atamalarını geçen sene de yaptık ama biraz tereddütle karşıladı arkadaşlar. Çünkü şubat ayında atandığı zaman öğretmen yılın ortasında nasıl gidecek? Bugün Milli Eğitim Bakanımızla tekrar konuştuk."
Davutoğlu, "Beyannamemizde de var Öğretmen Akademisi kuruyoruz. Yani öğretmenleri tekrar meslek içi eğitimden geçireceğiz ve öğretmen kurmayları yetiştireceğiz tabiri caizse. Nasıl Harp Akademisi harp kurmayı yetiştirir. Polis Akademisi polisi, Öğretmen Akademisi ile de öğretmenlerimizi yenileyeceğiz, geliştireceğiz" dedi.
Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Şöyle bir şey yapacağız; şubat ayında atama olan öğretmenler yeni bir sistemle atandıkları yere gitmeyecekler. Bulundukları yer neresi ise orada bir okula gidecekler, çalışacaklar ya da staj görecekler. Bir dönemi öyle geçirecekler. Doğu’ya, Güneydoğu’ya atandı. Bir dönem evi neredeyse ya da bitirdiği okul neredeyse orada bir okula onu göndereceğiz. Atandıktan sonra bir dönem orada çalışacak. Orada bir öğretmenle birlikte hazırlık yapacak. Yazın da Öğretmen Akademisi oluştuktan sonra yazın da bir meslek içi eğitime tabi tutulacak. Dolayısıyla şubat ayında atandı, eylül ayına kadar geçen 7 ayı öğretmenlerimizin kendi kabiliyetlerini, formasyon üzerindeki gelişimlerini tamamlayacakları bir dönem olarak değerlendireceğiz. Şubat atamalarının dezavantajları da ortadan kalkmış olacak."