TBMM kanun fabrikasi gibi çalisti
Türkiye Bülteni’ne ulaşmak için TIKLAYIN
AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, “Anayasa Uzlaşma Komisyonu, Türkiye’yi dolaşarak, halkımız nasıl bir anayasa istiyor bunun çalışmasını yaptı. Şu anda biz halkımızın nasıl bir anayasa istediğini biliyoruz. Ey aziz milletim biz senin nasıl bir anayasa istediğini biliyoruz, taleplerini, ihtiyaçlarını biliyoruz. O iradeyi bize ver” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çok yoğun bir dönemi geride bıraktı ve 24. Dönem çalışmalarını tamamladı. Bu dönemde kaç yasa çıkarıldı, kaç yasa teklifi verildi, gensorular, araştırma önergeleri… Rakamsal olarak bakarsak bize 24. Dönem TBMM çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu dönem TBMM 512 birleşim gerçekleştirdi. 3 bin 868 saat çalıştı ve bu tabii Genel Kurul’da yapılan çalışmalar var. Aynı zamanda ihtisas ve araştırma komisyonları da toplamda 4 bin 666 saat çalıştı. Meclisin çok temel iki görevi vardır. Birincisi yasama, ikincisi de denetim görevi. TBMM, yasama ve denetim görevini 24. Dönem’de son derece verimli bir şekilde gerçekleştirdi.
Yasama faaliyetleri açısından hükümetimiz tarafından TBMM’ye toplam 744 adet kanun tasarısı sevk edildi. Bunun dışında 282’si uluslararası sözleşme, 136’sı tasarı ve teklifler olmak üzere 418 adet kanun çıkarıldı. Bakanlar Kurulu’nca kararlaştırılıp, 24. Dönem’de süre yetersizliği nedeniyle yasalaştırılamayan kanun tasarıları da var tabi. Bunlar genel anlamda yasama faaliyetleri. Denetim faaliyetlerine baktığımızda milletvekillerince bu güne kadar 63 bin 112 adet yazılı ve sözlü soru önergesi verildi. Bunların 36 bin 631’i ilgili kurumlarca cevaplandırıldı. Yine milletvekilleri tarafından hazırlanan toplam 7 bin 62 adet sözlü soru önergesinin de 2 bin 134 adedi ilgili bakanlarımızca cevaplandırıldı. Yine meclisin denetim faaliyetinin diğer bir ayağını da araştırma önergeleri ve komisyonlar oluşturuyor. Milletvekillerince 3 bin 274 adet araştırma önergesi hazırlandı. Bunlardan 115 adedi görüşüldü. Yine denetim faaliyetinin bir parçası olarak gensoru önergeleri var. 55 adet gensoru önergesi verilmiş, 39’u reddedilmiş ve 14’ü de önerge sahibi milletvekillerince geri alınmış, 2 adet önerge de içtüzüğe uygun görülmediği için işlemden kaldırılmış. Toplam 81 genel görüşme önergesi verilmiş, 24’ü gündeme girebilmiş, 4’ü genel kurulda görüşülmüş, reddedilmiş, 19’u da şu anda Genel Kurul gündeminde. Diğer 57 önerge ise gündeme girmemiş olup şu anda işlemdedir.
24. Dönem’de komisyon çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni kurulan komisyonlar var. “Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Yollarının Değerlendirilmesi” bu dönemde kurulan komisyonlardan biri.
Toplam on araştırma komisyonu kuruldu. Denetim faaliyetinin bir gereği olarak kurulan araştırma komisyonlarına baktığımız zaman Haberleşme Özgürlüğü ve Hayatın Gizliliğine dair bir araştırma komisyonu kuruldu. Üstün yetenekli çocuklarla ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu. Darbeleri Araştırma Komisyonu kuruldu. Sağlık çalışanlarına şiddet uygulanmasına dair bir araştırma komisyonu kuruldu. Yasa dışı dinlemeye dair bir araştırma komisyonu kuruldu. Çözüm sürecine dair bir araştırma komisyonu, doping, Soma’da meydana gelen maden kazasına ilişkin bir komisyon kuruldu. Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarına ilişkin araştırma komisyonu kuruldu. Kadına yönelik şiddete dair bir araştırma komisyonu kuruldu. Bunun dışında bir de soruşturma önergeleri ve kurulan komisyonlar var.
Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan bayraktar hakkında bizzat partimizin verdiği soruşturma önergesi kabul edilerek, soruşturma komisyonu kuruldu. Komisyon raporları da Genel Kurul’da görüşülerek, ilgili bakanların Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığına karar verildi.
Bu dönem, toplumun taleplerine, beklentilerine cevap veren hangi kanun teklifleri ve tasarılar yasalaştı?
24. Dönem’de siyasi anlamda Türkiye’nin toplumsal taleplerini beklentilerini karşılayan, çok önemli, hangi kanun teklifleri ve tasarıları yasalaştı onlara da bir bakalım. Öncelikle 28 Şubat ürünü olan 8 yılık kesintisiz eğitim verilen bir kanun teklifi ile esnek, ebeveyn taleplerini dikkate alan, çok seçenekli 4+4+4 diye nitelendirdiğimiz kademeli eğitime geçiş sağlandı, bu çok önemli. Tabii muhalefet ciddi anlamda buna direnç gösterdi.
Ama Türkiye’nin hem demokratikleşmesi hem de modernleşmesi anlamında geçmişteki darbelerin izlerini de eğitimde, kültürde her alanda temizlemek anlamında önemli bir adımdı. Ondan sonra yine demokratikleşme paketleri bu dönemde önemli adımlardı Meclis’in yasalaştırdığı. Hakimler ve savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili 17-25 Aralık darbe girişim sonrası özellikle yargıda yapılanmış olan paralel yapının bu etkisine TBMM el koydu ve o konuda ciddi bir düzenleme getirdi. Tabii daha öncesinde 7 Şubat 2012’de yine paralel yapının bizzat MİT Müsteşarı’na dönük yaptığı hamleyi yine TBMM, MİT Kanunu 26. Madde’de yaptığı düzenleme ile engelledi. TBMM’de siyasi anlamda önemli kanun tasarılarından bir tanesi İç Güvenlik Paketi idi. Çünkü hem Gezi olaylarından sonra sokağa taşan vandallık ve sivil masum insanların evlerine iş yerlerine, araçlarına dönük saldırılar hem 6-8 Ekim Kobani olaylarından insanlarımızın ciddi anlamda şiddete uğraması, kamu düzeninde yeni güvenlik tedbirleri almayı zorunlu kıldı. Çünkü bizim hükümet olarak asli görevimiz özgürlük güvenlik dengesini sağlamak. Bu anlamda bir iç güvenlik reformuna gidildi ve TBMM, iç güvenlik reformunu da yasalaştırdı. Bunlar ilk akla gelen düzenlemeler. Tabii toplumsal talepler anlamında birçok düzenleme var ki bunları ayrıca saymak lazım. Şehitlerimize, gazilerimize dönük düzenlemeler, diğer taraftan iş dünyasına dönük düzenlemeler, aile, kadın ve emeklilerle ilgili yapılan düzenlemeler, Sayın Başbakan’ın birçok yerde zikrettiği mesela evlenecek kişilere yapılacak destekler, ev almak isteyenlere yapılacak destekler, yani toplumun bütün kesimlerine dönük çok ciddi düzenlemeler yapıldı.
24. Dönem’de iktidar ve muhalefet ilişkisi açısından değerlendirirsek TBMM çatısı altında nasıl bir çalışma ortamı oluştu?
Bu çerçevede baktığımızda biz TBMM’yi çalıştırmaya yönelik gayret gösterirken, maalesef, muhalefet meclisi kilitlemek, meclisi çalıştırmamak için her şeyi yaptı. 24. Dönem bir yemin krizi ile başladı. CHP, tutuklu bulunan bazı kişileri milletvekili adayı olarak gösterdi ve bir TV programında da CHP Genel Başkanı’na “Siz tutuklu kişileri aday gösterdiniz. Bu konuda yargının kararını dikkate alacak mısınız?” diye sorulduğunda “Biz yargının kararına saygı duyarız” dedi. Ama daha sonra bunlar milletvekili seçildiler ve yargıda bunların tutukluluk halini sona erdirmedi. Bunun üzerine CHP, “Biz yemin etmeyeceğiz” dediler. Seçilmiş milletvekilleri meclise gelmediği sürece de TBMM’yi gayri meşru ilan ediyoruz dediler. Bu bir muhalefet değildir. Bu bir muhalefet biçimi de değildir. Bu milletin kalbi olan, milletin iradesinin tecelli ettiği TBMM’nin itibarını zedelemek, meşruiyetini tartışmaya açmaktır. Maalesef CHP, Türk siyasi tarihi içerisinde bazı dönemlerde özelikle vesayet odaklarının milletin iradesi dışındaki iradelerin, milletin egemenliğini tanımayan bazı egemenlerin, işbirlikçisi, onların siyasetteki uzantısı haline gelmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı döneminde de bunu biz TBMM’de yoğun bir şekilde yaşadık. Maalesef Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı döneminde CHP, paralel yapının kontrolüne girdi. Paralel yapının kontrolünde, milletin iradesinin tecelli ettiği TBMM’nin çalışma düzeninin her fırsatta sabote etti, provoke etti. Paralel yapıya biz neden paralel yapı diyoruz; milletin iradesinin dışında hiçbir irade tanımadığımızı söyledik. Şimdi eğer bir irade ortaya koyacaksanız, bir siyasi parti kurarsınız. Milletin önüne gidersiniz. Milet sizin boyunuzun ölçüsünü alır, sandıkta sizi değerlendirir ve size bir yetki verir. Sizi ya muhalefette ya iktidarda değerlendirir. Ya yüzde 10 verir ya yüzde 15 verir ya da yüzde 50 verir. Siz milletten aldığınız temsil oranında da TBMM’de sözünüzü söylersiniz. Ama şimdi paralel yapı dediğiniz yapı iradesinin kaynağı belli olmayan, iradesinin kaynağı meşru olmayan bir yapı. Kasetler, şantajlar, montajlar üzerinden korsan ve gayrimeşru bir güç kullanıyor. Bir karar verme bir irade hakkı sanki kendisinde varmış gibi davranıyor. TBMM’de milletin temsilcileri olarak bulunan bütün milletvekillerinin milletin iradesi dışında hareket etmemesi gerekir. Demokrasiye inanması ve anayasal zeminde meclis iç tüzüğüne uygun bir şekilde hareket etmesi gerekir. İnsanları sokağa çağırmak, milletin iradesine karşı durmak demektir. CHP 20 bin kişi sokağa çıktı diye 21 milyon insandan oy almış Ak Parti’nin seçilmiş meşru hükümetini gayrı meşru ilan etti. Bu 20 bin kişi, 21 milyon kişinin iradesini geçersiz hale getirebilir mi, getiremez.
Meclis çalışmaları bazı dönemlerde, kilitlenme noktasına geldi. Meclisin kasıtlı olarak mı çalıştırılmadığını düşünüyorsunuz?
Ak Parti milletin iradesinin tecelli ettiği TBMM’nin çalışmasını sağlamakla yükümlü. Çünkü TBMM çalıştığı sürece Türkiye’de demokrasi ve demokrasinin kuralları, kurumları işliyor demektir. 24. Dönem’de yapılan tüm çalışmaların nihai amacı meclisi en iyi şekilde çalıştırmak, meclisin yasama ve denetim faaliyetini en iyi şekilde yerine getirmek. Çünkü bizler burada milletin seçtiği temsilcileriz ve milletin taleplerini, ihtiyaçlarını TBMM çatısı altında çözüme kavuşturmaktır bizim asli görevimiz. Çünkü demokrasi dediğimiz şey, milletin temsilcileri aracılığıyla kendisini yönetmesi, yani millet, bir seçim sistemi çerçevesinde sandığa gidiyor, sandıkta temsilcilerini seçiyor ve onları TBMM’ye gönderiyor. TBMM’nin de asli görevi çözüm üretmektir. TBMM çalıştığı sürece de milletin iradesi tecelli ediyor demektir. TBMM’nin çalışmaması veya çalıştırılmaması milletin iradesinin bloke edilmesidir, milletin iradesinin yok sayılmasıdır. Çünkü milletin iradesinin yok sayıldığı zaman başka iradeler devreye girer. Vesayet dediğimiz şey nedir; milletin iradesi dışındaki odakların egemenlik hakkını milletten çalması anlamına gelir.
Muhalefet partilerinin, toplumun beklentilerine cevap veren tasarıların mecliste görüşülmesi sırasında sergilediği tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhalefet, Arapça halef kökünden gelir. Yeni iktidarın halefi olan, yani iktidarın alternatifi olan demektir. Muhalefet doğası gereği iktidarın alternatifi gibi davranacak bir siyaset ortaya koyması gerekir. İktidarın ortaya koyduğu çözümleri, iktidarın ortaya koyduğu önerileri, iktidarın ortaya koyduğu icraatları muhalefet eleştirir, daha iyi öneriler, daha iyi çözümler ortaya koyar. Çünkü alternatif olduğunu millete göstermesi gerekir ki millete “Onu değil beni seç” mesajı vermesi gerekir. Şimdi Türkiye’de bir muhalefet yok. Türkiye’de ne MHP ne CHP ne de HDP bir muhalefet yapmıyor. Bunların yaptığı karşıtlık ve düşmanlık. Bu karşıtlıklarını ve düşmanlıklarını da nefret söylemi üzerinden gerçekleştiriyorlar. Yani muhalefetin durumuna baktığınız zaman muhalefet bir Ak Parti karşıtlığı ve nefreti ve Ak Parti’nin kurucu lideri üzerinden Recep Tayyip Erdoğan fobiklik gösteriyor.
Şimdi burada Türkiye’nin gerçekten bir muhalefet sorunu var. Muhalefetin kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Muhalefetin siyaseti gerçek anlamda öğrenmesi ve siyaseti millet için yapması gerekiyor. Genel Kurul’da kendisini Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in sahibi zanneden bir CHP var. Kendisini Türklerin ve Türklüğün sahibi zanneden bir MHP var. Kendisini Kürtlerin sahibi olarak gören bir HDP var. Bunlar maalesef kendi zihinlerinde oluşturdukları evhamlar üzerinden siyaset yaptıklarını zannediyorlar. Oysa Cumhuriyet’in sahibi CHP değil milletin kendisidir. Cumhuriyet’i CHP kurmadı, Cumhuriyeti bu millet kurdu. Millet de kimi iktidar yapmışsa iktidar odur. CHP’nin ben Ak Parti’yi tanımıyorum demesi aslında milleti tanımıyorum demesidir. İşte Ak Parti’ye oy verenlere, Aziz Nesin haklıymış bu ülkenin yarısı aptalmış, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği Stockholm sendromu çok çirkin bir ifadeydi. Öteki taraftan yüzde 14 oy alan MHP kendisini devletin, Türklüğün her şeyin sahibi zannediyor. Sen yüzde 14 oyun kadar konuşacaksın. Ayağa kalkıp konuştuğunda başkanının adı Devlet diye kendini devletin sahibi mi zannediyorsun öyle bir şey yok. CHP’nin kendisini Cumhuriyetin sahibi zannetmesi, MHP’nin kendini devletin ve Türklüğün sahibi olarak görmesi, HDP’nin kendisini Kürtlerin sahibi olarak görmesi bir vehim. Kürt seçmenin yüzde 50’den fazlası aslında Ak Parti’ye oy veriyor.
Ak Parti bir halk hareketi ve bu milletin bizzat kendisidir. Bu milletin değerlerini temsil eden, birliğini, dirliğini temsil eden, Edirne’den de, Van’dan da oy alan ve milletvekili çıkaran Türkiye’nin tamamında en yüksek temsile sahip ve Türkiye’nin harcı olmuş bir partiden bahsediyoruz. Bünyesinde Türk’ü de var, Alevi’si de, Çerkez’i de var. Toplumun bütün renklerini, bütün kesimlerini bünyesinde barındıran, çoğulcu, özgürlükçü, temel hak ve özgürlükleri zenginleştiren vesayete son vermiş, Türkiye’nin 2023 hedeflerini gerçekleştiren, 12 yıldan beri yaptığı icraatlarla Türkiye’yi bir uçurumun kenarından alıp, dünyanın 16. büyük ekonomisi haline getiren Ak Parti’dir.
Sizce toplumun 24. Dönem’de TBMM’den en büyük beklentisi ne idi?
Tabii 24. Dönemin bir önemli özelliği de yeni anayasanın hazırlanması için oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ydu. Anayasa Uzlaşma Komisyonu da bin 648 saat çalıştı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu dört aşamalı bir komisyondu. Birinci aşaması veri toplama aşamasıydı. Bu çok önemliydi. Meclis Başkanımız Cemil Çiçek’in başkanlığında bütün Türkiye dolaşılarak, milletimiz, halkımız nasıl bir anayasa istiyor bunun çalışması yapıldı. Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, sokaktaki vatandaş bu çalışmalara katıldı ve bu çalışmalarda nasıl bir anayasa istendiğine dair geniş bir havuz oluşturuldu. Sonra bu havuzdan bir veri analizi ile bir çalışma yapıldı ama maalesef Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun yaptığı teknik çalışmalar bir sonuca ulaşmadı. Ama halkımız nasıl bir anayasa istiyor bu konuda önemli bir havuz oluşturuldu. Şu anda biz halkımızın artık nasıl bir anayasa istediğini biliyoruz. Bu açıdan yapılan çalışmalar çok önemliydi.
Yeni anayasa neden yapılamadı? Üzerinde anlaşılan maddeler ne oldu?
Biz 12 Haziran seçimlerden hemen sonra bir MKYK toplantısı yaptık ve partimizin bünyesinde hemen bir anayasa çalışma komisyonu kurduk. Biz Ak Parti olarak meclis açılmadan önce neler yapmalıyız, kendi ev ödevimizi hazırlamak anlamında hemen bir çalışma komisyonu kurduk. Ömer Çelik’in başkanlığında, benim, Beşir Atalay’ın, Mustafa Şentop’un, Mehmet Ali şahin, Ahmet İyimaya, Osman Can’ın hukukçuların da içinde bulunduğu bir komisyon kurduk ve biz meclis açılana kadar bu konudaki çalışmalarımızı tamamladık. Sonra Ekim ayında TBMM bünyesinde Meclis Başkanlığı bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurma teklifi getirdi ve biz bir mutabakat zemini, bir uzlaşma zemini oluşsun diye TBMM’de temsil oranların farklı olmasına rağmen her partinin eşit olarak üç üye vermesini kabul ettik. Ama ilk günden itibaren özellikle CHP mevcut anayasanın ruhunu korumak için her şeyi yaptı. Anayasaların ruhu önemlidir. Anayasaların ruhu milletin ruhunu temsil etmelidir. Ama CHP ısrarla darbe anayasasının ruhunu muhafaza etti. Ne dedi; değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelere dokunamazsınız. Bunların değiştirilemeyeceğini darbeciler söylemiş. Atatürk’ün yaptığı 1924 Anayasası’nda böyle bir şey var mı, yok ama 1961 Anayasası’nda darbeciler yaptıkları anayasanın ruhunu muhafaza etmek için milletin kendi anayasasını yapmasını engellemek için böyle bir mayın koymuşlar. CHP bunun koruyucusu kesildi. Şapka Kanunu hala cari, şapka takmayan insanlar anayasal suç işliyorlar, savcının bir tanesi dese ki siz anayasal suç işliyorsunuz, şapka takmıyorsunuz dese, herkesi tutuklar. Dediler ki istemeyiz. Biz devrim kanunlarını değiştirtmeyiz dediler. CHP Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda 1961’de darbecilerin hazırladığı anayasanın ruhunu korumak ve daha sonra 1982 anayasasının ruhunu korumak için masada direndi. MHP de buna destek oldu. HDP’nin de zaten çok başka bir gündemi vardı. Biz buna rağmen yaklaşık 60 maddede uzlaşma sağladık. O günkü Başbakanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘gelin bu 60 maddeyi değiştirelim’ dedi. Dört partinin altına imza attığı, üzerinde uzlaştıkları bu 60 maddeyi de maalesef yasalaştıramadılar. Bu onların samimiyetsizliklerini, o masaya anayasayı değiştirmek için değil, darbecilerin anayasaya koyduğu ruhu korumak için oturduklarını ispat etti. Ama Anayasa Uzlaşma Komisyonu çok güzel işler de yaptı. Bütün Türkiye’yi dolaşarak halkımızın nasıl bir anayasa talep ettiğini tespit etti ve bir veri havuzu oluşturdu. Bugün artık elimizde halkımız nasıl bir anayasa talep ediyor bununla ilgili tüm veriler var. Geriye sadece biz sadece milletimizden bize 2015 Seçimleri’nde bize anayasa yapma yetkisini vermesini talep edeceğiz. 2011’de millet bu anayasayı dört siyasi parti birlikte yapın dedi, biz de bunu yapmak için Ak Parti olarak elimizden geleni yaptık ama inanılmaz bir dirençle karşılaştık. Birileri kendisini, darbecilerin anayasaya koyduğu ruhu korumakla görevlendirmişti, bunu değiştiremedik. Ama şimdi diyoruz ki: Ey aziz milletim; biz senin nasıl bir anayasa istediğini biliyoruz, taleplerini, ihtiyaçlarını biliyoruz. Geriye sadece bu anayasayı yapmak için güçlü bir millet iradesi gerekiyor. O iradeyi bize ver. Bir de yapım tekniği gerekiyor, anayasa yapım tekniği de hukukçulara kalmış bir şey zaten. İnşallah bu seçimlerde, bu iradeyi milletimizin bize vereceğini düşünüyoruz. Anayasaların kalbini hükümet sistemleri oluşturur. Maalesef parlamenter sistem, ifade ettiğim vesayete çok açık. O yüzden biz diyoruz ki hükümet sistemimiz başkanlık sistemi olsun. Halk parlamentoyu, meclisi ayrı seçsin, yasama organını ayrı seçsin, yürütme organını ayrı seçsin. Böylece keskin kuvvetler ayrılığı dediğimiz, kuvvetler ayrılığı prensibi de gerçekleşmiş olur. Aynı zamanda yasama organı asli görevi olan yasama ve denetim işlevini görür, halk tarafından seçilmiş, yürütme organı başkan da yürütme görevini, icra görevini gerektiği gibi yerine getirir. Zaten şu anda halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanımız var. Dolayısıyla, inşallah bundan sonraki süreçte son yaptığımız kamuoyu araştırmasında da başkanlık sistemine verilen destek yüzde 50 oranında. İnşallah biz hem anayasamızı değiştireceğiz, hem artık bu büyük Türkiye’nin, Yeni Türkiye’nin taşıyıcısı olmaktan çıkmış mevcut siyasal sistemi, hükümet sistemini değiştireceğiz. Türkiye’nin hızlı karar almaya, hızlı sorun çözmeye, hızlı hareket etmeye ihtiyacı var. Çünkü bizim çok açığımız var. Geçmişten gelen, kapatmamız gereken çok açığımız var. 1990’larda dünya değişirken Türkiye kendi iç sorunlarıyla boğuşuyordu. 28 Şubat süreciyle Türkiye çok zaman kaybetti. Maalesef 1970’lerde Türkiye sağ-sol olaylarıyla çok zaman kaybetti. 1980 darbesi ve ondan sonraki süreçte Türkiye, değişen gelişen dünyayı takip etme konusunda çok zaman kaybetti. Bizim bu açığı kapatmamız, çok hızlı hareket etmemiz, çok güçlü bir sıçrama gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunun için de bizim her konuda engellemeyi, karşı çıkmayı siyaset yapmak zanneden muhalefet anlayışından kurtulmamız gerekiyor. Meclis, yasama ve denetim görevini yerine getirsin. Milletin seçtiği başkan icranın sorumluluğunu üstlensin. Meclis Başkanı denetlensin. Dolayısıyla, Başkan ve Meclis arasında bir denge fren sistemi oluşsun ve Türkiye hızla yol alsın istiyoruz.
“24. Dönem’de TBMM, kanun fabrikası gibi çalıştı”
Biz TBMM’yi çalıştırmaya çalışıyoruz. TBMM, 24. Dönem’de gerçekten de adeta bir kanun fabrikası gibi çalıştı. Her alanda neye ihtiyaç olduysa, millet neye ihtiyaç duyduysa, emeklinin bir ihtiyacı olduysa emekliye, gençlerin ihtiyaçlarında gençlere dönük, kadına şiddet konusunda ne olduysa yani toplumun neye ihtiyacı olduysa TBMM anında harekete geçti, ya bir kanun teklifi ile ya bir kanun tasarısı ile oradaki sorunu çözdü. Çözüm sürecine ilişkin hemen bir araştırma komisyonu kurdu, kadına şiddet konusunda bir araştırma komisyonu kuruldu, internetle ilgili araştırma komisyonu kuruldu. Hem ihtisas komisyonları, hem araştırma komisyonları, hem soruşturma komisyonları her alanda TBMM’yi biz milletin temsilcileri olarak en iyi şekilde çalıştırmaya özen gösterdik. Ama CHP; MHP; HDP ne yaptı, meclisi çalıştırmamak, yasama faaliyetlerini gerçekleşmemesi için maalesef her türlü engellemeyi gerçekleştirdiler. Biz bir Meclis İç Tüzüğü çıkarmak istedik. Nasıl ki darbe anayasasından Türkiye’yi kurtarmak için bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurduk ve bu milleti darbe anayasası ayıbından kurtaralım, milletin ihtiyaçlarına göre sivil bir anayasa yapalım dedik ve bunun çalışmalarını gerçekleştirdik. Ama maalesef muhalefet Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na ‘anayasa çıkarmak için değil direnmek için oturuyoruz bu masaya’ dediler. Biz Atatürk’ün anayasasına dokundurtmayız dediler. Atatürk’ün anayasası 1924 Anayasası’ydı. 1961’de Atatürk’ün anayasasını darbeciler değiştirdi. Şu andaki anayasa zaten darbe anayasası. Bu meclis, gazi meclisidir. Bu meclis savaşta bile çalışmış bir meclistir. Bu meclisi çalıştıralım. Ama maalesef muhalefet temsil ettiğini iddia ettiği milletin itibarını yüceltmeye yanaşmadı. Bunu iddialı olarak söylüyorum; geçmişte vesayet odakları, yani milletin egemenlik hakkını millete rağmen kullananlar, milletin temsil alanı olan siyaset kurumunu ve TBMM’yi hep itibarsızlaştırdılar. Bunu nereden yaptılar, medya üzerinden yaptılar. Vesayet odaklarının sözcülüğünü üstlendi medya. Bu ülkede hala bir 28 Şubat yerleşik medya düzeni var. 28 Şubat yerleşik medya düzeninin asli görevi siyaseti ve meclisi ve milletvekillerini itibarsızlaştırmaktır. Bunu şunun için söylüyorum, Türkiye’de maalesef, milletin iradesinin tecelli etmesini istemeyen ve milletin egemenlik hakkını, karar verme yetkisini kabullenemeyen ve 90 yıldan beri kendilerini bir egemen ve güç odağı olarak konumlamış bir kesim var ve bunlar maalesef hala etkin durumdalar. Bunlar siyasetin içinde de Truva atları olarak bazı siyasi partileri kullanmaya devam ediyorlar. Bir siyasi parti, milletin iradesini meclise taşıyıp, sonra nasıl milletin iradesinin tecelli ettiği o mecliste, milletin iradesinin aleyhine davranışta bulunabilir? Bütün bunları milletimizin takdirine sunuyoruz. Bunları millete şikayet ediyoruz. Bu zihniyet, siyaseti bulaşık olarak görüyor. Siyaset kurumunun merkezi mecliste, bir siyasetçi çıkıp diyor ki ‘siyaseti bulaştırmayın’, siyaseti kirli olarak görüyor. Halbuki siyasetin olmadığı her yer milletin iradesinin, denetiminin olmadığı yerdir. Bir yeri eğer siyaset denetlemiyorsa, meclis orayı denetlemiyorsa, orada milletin iradesinin dışında bir gayri meşru bir irade var demektir. Asker de meclise tabi olacaktır. Bürokrasi de meclise tabii olacaktır, bu işin kalbi TBMM’dir. Biz neden iktidardayız, neden millet ısrarla bizi iktidarda tutuyor? Çünkü biz milletin iradesini layıkıyla temsil ediyoruz. Biz sivil ve askeri bürokrasinin oluşturduğu vesayetle mücadele ediyoruz. Biz kendisini üstün, seçkin, elit gören bazı siyaset dizaynırları ile mücadele ettiğimiz için millet bizi onaylıyor ve temsilcisi olarak seçiyor. Biz bunu yapmaya devam edeceğiz. Biz siyaset kurumunun itibarını artırmaya, TBMM’nin mehabetini ve itibarını muhafaza etmeye, milletten aldığımız iradeyi, emaneti en iyi şekilde temsil etmeye ve hepsinden önemlisi milletin egemenlik hakkını, karar verme hakkını en iyi şekilde muhafaza etmeye ve korumaya devam edeceğiz.
Meclisin önümüzdeki dönem daha verimli çalışabilmesi için neler yapılmalı?
25. Dönem’de inşallah bizim birinci önceliğimiz iç tüzüğü değiştirmek olacak. İç Tüzük değişirken, artık TBMM’de hakaretin, küfürün olmaması için gerekli her türlü önlemleri alacağız. Meclisin saygınlığını, mehabetini korumak için ne gerekiyorsa bunları yapacağız. İhtisas komisyonlarının iyi şekilde çalışabilmesi için, Meclis Genel Kurulu’nun en iyi şekilde çalışması için gerekli önlemlerimizi alacağız. Yeni gelen milletvekillerimiz ile birlikte 25. Dönem daha verimli, daha etkin, daha hızlı ve işlevsel bir süreç oluşturacak inşallah.
24. Dönem’de Ak Parti grubunun birliğini, bütünlüğünü ve çalışmalarını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu dönemde grubumuz gerçekten çalışma disiplini, devamlılığı, grup disiplini açısından son derece iyiydi. 24. Dönem’de biz son derece kritik kanunlar yaptık, çok kritik düzenlemeler gerçekleştirdik. Grubumuz büyük bir özveriyle ortak bir takım olmanın ruhuyla çok güzel çalıştı. Komisyonlardaki arkadaşlarımız çok iyi çalıştı, Genel Kurul’da arkadaşlarımız çok iyi çalıştı. Bizler de grup başkanvekilleri olarak milletvekili seçim sürecinde grubumuzu mümkün olduğu kadar korumaya özen gösterdik. 312 milletvekilimiz vardı en son, 70 tanesi en son üçüncü dönem kuralı gereği aday olmadılar. On milletvekilimiz de kendileri aday olmadılar. Geriye kalan 232 kişiden 100 arkadaşımız bir süre dinlenmeye alındı. Onun dışındaki 132 arkadaşımızı muhafaza ettik. Dolayısıyla 24. Grubumuzun büyük bir kısmını bundan dolayı muhafaza ettik.
MAHİR ÜNAL
AK PARTİ GRUP BAŞKANVEKİLİ
Türkiye Bülteni’ne ulaşmak için TIKLAYIN