Yükleniyor...

Türkiye, dostlugu kiymetli bir ülke

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Gurur duyduğum ve bütün güvenlik birimlerimize teşekkür ettiğim bir husus var ki, bakın 2,5 ayı geçen bir süre var 3 aya yaklaşıyor, güvenlik birimlerimizin operasyonları dolayısıyla ortaya çıkan bir sivil kayıp yok. PKK’nın, yerleştirdiği mayınlar dolayısıyla onlarca sivil kaybımız var. Güvenlik birimlerimiz bu konuda net talimatlıdır" dedi. 

Davutoğlu, A Haber ve ATV ortak canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

Bir soru üzerine, hiçbir zaman teröre müsamaha gösterilemeyeceğinin altını çizen Davutoğlu, "12 Eylül döneminde yaşanan şeyler, hadi istismar edildi ki acı şeylerdi. Bugün söylüyor, ’Hiç Başbakan eleştiri yaptı mı?’ 12 Eylül’e en sert eleştirileri biz yaptık" diye konuştu. 

Herkes susarken Dersim’de yaşananları bizzat oraya giderek kendisinin ifade ettiğini aktaran Başbakan Davutoğlu, yapılan ne yanlış varsa ona karşı ret, asimilasyon politikalarını en temelden eleştirdiklerini, karşı çıktıklarını söyledi.

Davutoğlu, insan hakları bağlamında herhangi bir kültürel, etnik, mezhebi gruba verilebilecek hakların tümünün verildiğini bildirerek, şöyle konuştu:

"Neyse talep edilen... Ayrıca bir şey mi talep ediyorsunuz, yolu belli, getirirsiniz demokratik olarak tartışılır, Meclis’te özgürce konuşulur, hiç katılmasam bile fikirlerine onların özgürce ifade etmelerine en fazla ben sahip çıkarım. Ama bu ülkenin kaderini ilgilendiren bir konuda, Başbakan olarak herhangi bir vatandaşımız üzerinde birisi Demokles’in kılıcı gibi silahı tutmak isterse ki tutuyorlar, işte Diyarbakır’da bayramda ziyaret ettiğim Osman Bey ve Şehmuz Bey’in aileleri. Biri çorbacıda garson, birisi çorbaya giden müşteri. Oğlunun düğün hazırlıkları için alışveriş yapmaya gidiyor. İkisi de Kürt kökenli, Diyarbakırlı, o güzel şehrin güzel insanları. Hani Kürt olmaları, Türk olmaları önemli değil, ölen bizim canımız. Peki çıkıp bunu lanetleyebiliyorlar mı? Bu baskılar devam ederken, bizim devlet olarak o vatandaşlarımızın hukukunu korumamız üzerimizde bir ahlaki ve siyasi sorumluluktur. Dolayısıyla konuşulacak şey şu; 2013 Mayıs’ın da verilen sözler nasıl hayata geçirilecek? Burada onları şımartan, ya da onları bir vehme sevk eden temel amil, Irak ve Suriye’de DAEŞ’in yükselmesinden sonra ortaya çıkan atmosfer ile kendilerine bir meşruiyet alanı açıldığı vehmiydi."

DAEŞ’in Suruç’ta vatandaşları katletmesinden sonra, "Bu saldırıyı DAEŞ’le birlikte AK Parti’nin üzerine yıkarız, bütün dünyaya da AK Parti’nin DAEŞ’le işbirliği yaptığı, dolayısıyla da PKK’nın, PYD’nin hatta Kürt ve Alevilerin bir isyanını haklı gösteririz" kanaatine kapıldıklarını dile getiren Davutoğlu, bunun ardından DHKP-C’nin de İstanbul’da silahlı gösterilere başladığını belirtti. 

Davutoğlu, "DHKP-C militanları Kandil’de eğitilmeye başlandı. Şunu açıkça söylüyorum; Suruç’ta yapılan o saldırının daha sonra da başlayan PKK ve DAEŞ gösterilerine zemin hazırlaması bakımından onlarla irtibatı vardır. Bir el Türkiye’de bir ayaklanma, isyan çıkarmaya... Zannettiler ki, ’Türkiye boşlukta, yönetim boşluğu var. 7 Haziran sonrası karar alma meşruiyetine ya da iradesine sahip olmayan geçici bir hükümet var.’ O zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum; bir saniye dahi bu makamda olacaksam ve bir nefes alacak kadar vaktim olsa görevim neyse onu yaparım" değerlendirmesinde bulundu.

"Şu anda bir AK Parti hükümeti yok"

"Şu anda bir AK Parti hükümeti değil, kendilerinin katılmadığı, katılmadığı için de sorumluluktan kaçtıkları bir seçim hükümeti var" diyen Davutoğlu, kendisinin AK Parti Genel Başkanı olarak bu hükümetin Başbakanı olmadığını hatırlattı. 

Cumhurbaşkanının verdiği görevle Başbakanlığı yürüttüğünü dile getiren Davutoğlu, bu durumun anlaşılmasının çok önemli olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"HDP bizi eleştiriyor, peki bakanlarını niye çektin o zaman? Hükümet çalışmalarına katılsalardı, orada dile getirselerdi. MHP eleştiriyor. Peki, Sayın Bahçeli’ye ben her iki gittiğimde de birinci gittiğimizde daha terör mücadelesi başlamamıştı. O zaman da söyledim, ’Zor bir süreçten geçiyoruz birlikte davranmamız çok önemli.’ ’Siz gidin CHP ile konuşun’ dedi. Sonra gittiğimizde terör mücadelesi başlamıştı ve telefonda bana, terör için bilgi vermek için aradığımda ’Arkanızdayız, yanınızdayız’ dedi. Hükümet kurmak için gittiğimde son gittiğimde, ’Hükümete katılmayız, seçim hükümetine katılmayız, azınlık hükümeti kurarsanız destek vermeyiz, seçim getirirseniz Meclis’e, erken seçim kararı ona da destek vermeyiz.’ Her şeye ’hayır’ dedi. Şimdi sormak gerekmez mi: Terörle mücadele eğer bir zaruret idiyse, siz de yıllarca bize bunu söylediyseniz terörle mücadeleyi en etkin şekilde yürütmek durumunda olan bir hükümete niye katılmadınız? Niye bu hükümetin dışında kalmayı tercih ettiniz? Şu anda terörle mücadeleyi bu hükümet yürütüyor."

"Her gün bilgi alıyorum..."

Terörle mücadeleyle ilgili olarak her gün, silahlı kuvvetler ve emniyet birimlerinden bilgi aldığını aktaran Davutoğlu, Tuğrul Türkeş’in de sol yanında Başbakan Yardımcısı olarak oturduğunu söyledi. 

Davutoğlu, "Eğer onlar da vermiş olsalardı, yani o zaman Türkeş’e MHP kontenjanından biz başbakan yardımcılığı verdik. CHP de verseydi, bir başbakan yardımcısı da muhtemelen onlardan oturuyor olacaktı orada. Milli bir mesele olarak üstlenmiş olacaktık. Ama vermediler. Çünkü çekindiler, korktular" açıklamasında bulundu. 

Sorumluluk almanın kolay bir şey olmadığının altını çizen Davutoğlu, her kararın altında bir risk olduğunu, Genelkurmay’a bir direktif gönderirken günlerce düşünüp imza attığını bildirdi. 

Davutoğlu, Başbakanlık imzasıyla bunların olduğunu, görevlendirmelerin de Bakanlar Kurulu tarafından yapıldığını anlatarak, "Peki niye siz katılmadınız? Şimdi MHP’nin vatanperver seçmenlerinin Bahçeli’ye sormasını istiyorum: Niye terörle mücadele sürerken hükümete katılmadınız? Koalisyonu kastetmiyorum, o ayrı bir şey. Seçimle ilgili hükümete niye katılmadınız? Niye terörle mücadele destek vermediniz?" dedi.

Dün, CHP’den de bir açıklama olduğunu ifade eden Davutoğlu, kendisinin "kaçtılar hükümetten" deyişini, koalisyona ilişkin söylediğini zannettiklerini aktardı. 

"Biz de katılmasaydık..."

Onun ayrı bir tartışma olduğunu ve CHP ile medeni bir müzakere yürüttüklerini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Olmadı. Yine CHP’ye de soruyorum: Niye seçime giden hükümette yer almadınız? Demokratik bir seçimin gerçekleşmesi için niye çaba sarf etmediniz? Madem onlar katılmıyor, ’Biz de katılmıyoruz’ deseydik kim bu mücadeleyi yürütecekti" diye konuştu. 

 Davutoğlu, PKK ile mücadelede sağlanan başarıda strateji değişikliğinin etkisinin olup olmadığının sorulması üzerine ise şunları kaydetti:

"Gurur duyduğum ve bütün güvenlik birimlerimize teşekkür ettiğim bir husus var ki bakın 2,5 ayı geçen bir süre var 3 aya yaklaşıyor, güvenlik birimlerimizin operasyonları dolayısıyla ortaya çıkan bir sivil kayıp yok. PKK’nın, yerleştirdiği mayınlar dolayısıyla onlarca sivil kaybımız var. Güvenlik birimlerimiz bu konuda net talimatlıdır. Ben ilk günden söyledim, ’Sivil vatandaşlarımızı ayıracaksınız. Tek bir sivil vatandaşımızın zarar görmesini istemiyorum. Kendinizi koruyacak tedbirler alacaksınız. Şehit, gazi sayımızın mümkünse olmamasını, değilse bile en minimumda tutulması için gerekli tedbirleri alacaksınız.’ Üçüncü olarak da ’Etkin mücadele yürüteceksiniz. Siz bana bir mazeretle gelmeyeceksiniz, bu işin üzerine gideceksiniz. Ama sizden bir talep gelirse de bu talebin hiçbirisinin aksamadığını göreceksiniz. Ne istiyorsanız, hangi ekipmanı istiyorsanız’. Hepsi alındı. ’Efendim biz şunu yapmaktan imtina ediyoruz, siyasi talimat lazım.’ Tek bir talimat talebi yok ki bir saat bile geciktirmiş olayım. Bugün de Suriye sınırıyla ilgili yeni bazı tedbirler alınması gerekti, Genelkurmay Başkanımız iletti, hemen gerekli talimatları verdim. Hukuki sorumluluk bana ait, siyasi sorumluluk Başbakan olarak talimat veren kişi olarak bana ait."

Cizre’deki görüntü

"Son çıkan olaylar nedeniyle asker, polis kendisini baskı altında hissediyor" şeklinde bir kanaat oluştuğunu dile getiren Davutoğlu, "Hiçbir baskı altında hissetmeyin. Bunu da söyledim, bütün toplantılarda. Bunun hesabını biz vereceğiz, siyasi olarak. Bu ağır sorumluluğu taşımak istemedikleri için onlar katılmadılar. Ama hukuktan sapan bir uygulamayı kim yaparsa yapsın, onun da hesabını biz sorarız. Cizre’de ortaya çıkan görüntü, hiçbir suretle tasvibi mümkün olmayan ve soruşturması, kim çekmişse o görüntüyü onun da hesabının hukuki olarak sorulması için..." değerlendirmesini yaptı. 

Davutoğlu, "Arkasında ne var? Paralel yapıyla ilgili özel kurgudan söz ediliyor" denmesi üzerine ise şunları dile getirdi:

"Onunla ilgili ciddi veriler var ama orada bir polis, sorumluluk sahibi bir polis ve emniyet birimimiz, böyle bir işi yapmaz. Çünkü hepsi bu eğitimden geçti ve şu ana kadar da olmamış bu olay. Böyle bir videoyu çekmez, yayınlaması, bunların hiçbirisi hukuk devleti içinde bir emniyet görevlisinin yapacağı iş değildir. Çok açık söylüyorum; İçişleri Bakanımıza duyduğum anda söyledim, ’Soruşturmayı yapacaksınız, kim varsa arkasında.’ Demirtaş’ın eline bunun, görüntülerin hemen geçmiş olması da dikkate şayan bir husustur. Bunun yapılması da yanlıştır, çekilmesi de yayınlanması da yanlış ve bununla ilgili tedbirler alınacak. Bunu şunun için söylüyorum; Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli ve diğer herhangi bir bölgesinde yaşayan herhangi bir vatandaşımızın sahip olduğu haklarına tam sahip olan aziz vatandaşlarıdır. Kimse onlara herhangi bir şekilde yanlış muamele de bulunamaz."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Rusya-Türkiye ilişkileri, Suriye krizinin çözümüne büyük katkıda bulunabilir. Biz böyle bir katkıya hazırız, konuşuruz. Ama Suriye krizinin Türkiye-Rusya krizine hatta daha ileri bir aşamada NATO-Rusya krizine dönüşmesi kimsenin menfaatine değil. Bundan da uzak durmak lazım" dedi.

Rus yetkililerin, Türk hava sahasının ihlal edilmesiyle ilgili yaptığı açıklamaları ikna edici bulup bulmadığı yönündeki soruya Davutoğlu, verilen bilgilerden ikna olmadıklarını belirterek, "Olmadığımız için zaten tekrar bu konular, büyükelçiyi çağırdık, soruldu" dedi.

Hava sahası ihlali olan yerlerde, Yayladağı, Reyhanlı ve Atme bölgesinde tek bir DAEŞ unsurunun olmadığını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Eğer DAEŞ’e karşı mücadele ediliyorsa Rus savaş uçaklarının buralarda ne işi var. Bu cevap verilmesi gereken bir soru. Eğer Rusya, buraya DAEŞ’e karşı, terör karşı gelmişse zaten bir koalisyon var, biz o koalisyonun içerisindeyiz. Bir arada ortak bir eylem geliştirilebilir. Bütün koalisyon unsurlarıyla, Rusya da katılabilir bu koalisyona hatta. Ortak bir şekilde DAEŞ’e karşı mücadele ederiz. Ama hedef DAEŞ değil de rejimin çıkarlarının korunması, bu çerçevede ılımlı muhalefetin baskı altına alınması, Türkiye’ye de bir mesaj verilmesi, özellikle Bayırbucak Türkmenleri’nin olduğu bölgede bir mesaj verilmesi ise böyle mesajlaşmayı biz Türk-Rus ilişkilerine yakıştırmayız. Mesaj Türkiye’nin DAEŞ unsurları olmayan bölgelerinde bir şey olmuşsa. Hata ise bu hata daha sonra uyarılarla bir kez daha tekrarlanmazsa tabi ortada bir risk olmaz ama bir hata tekrar tekrar gündeme geliyorsa bunu da tabii ki kabul etmemiz söz konusu değil."

Türk hava sahasının ve sınırlarının korunacağını dile getiren Davutoğlu, bunu da herkesin bilmesi gerektiğini, bu konuda gerekli talimatların bu anlamda verildiğini kaydetti.

Davutoğlu, Türkiye’nin çok önem verdiği ilişkilere Rusya’nın da aynı ölçülerde önem vermesini ümit ettiklerini anlatarak, "Bir daha bu tür olaylar, onların da söyledikleri gibi tekerrür etmeyecektir. İnşallah etmeyecektir" dedi.

Türkiye için Suriye sınırının ulusal güvenlik sınırı olduğunun altını çizen Davutoğlu, herkesin bunu böyle bilmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Hem DAEŞ’e karşı mücadele edecek’ diyeceksiniz hem de Türkiye’nin şu anda savaşmakta olduğu ve Türkiye’ye terör tehdidi oluşturan PKK ve PYD’ye. Burada ayrı bir unsur gibi takdim etme çabası var. Evet, daha önce bu ayrı bir unsur olarak telakki edilebilirdi. Türkiye’ye, PKK’nın saldırmadığı dönemlerde. Eğer bazı PKK unsurları kendilerini güvende hissetmek için Haseki ve Kobani’ye geçip PYD unsurlarına karışıyorlarsa ve oradan Türkiye’ye bir tehdit teşkil ederlerse, bilinmelidir ki onlara karşı da aynı tavrı sergileriz. Kim Türkiye’yi tehdit ederse, bu tehdide karşı her türlü tedbiri alırız. O bakımdan Rusya-Türkiye ilişkileri, Suriye krizinin çözümüne büyük katkıda bulunabilir. Biz böyle bir katkıya hazırız, konuşuruz. Ama Suriye krizinin Türkiye-Rusya krizine hatta daha ileri bir aşamada NATO-Rusya krizine dönüşmesi kimsenin menfaatine değil. Bundan da uzak durmak lazım."

NATO’nun yükümlülükleri

"NATO’nun Türkiye ile alakalı konulardaki tavrını, bir siyaset değişikliği olarak okuyor musunuz? Önümüzdeki günlerde yeniden soğuk savaş dönemine dönüş olarak değerlendirilebilecek bir stratejik konsept değişikliğinden yeniden söz edecek miyiz?" sorusuna karşılık Davutoğlu, "NATO ne için var?" diye sordu.

Soğuk savaş döneminde NATO ile Varşova Paktı arasındaki gerilimlerde bir ortak savunma anlayışına dayalı bir örgüt, soğuk savaş sonrasında değişen risk ve tehditler karşısında üye ülkelerin toprak bütünlüğünü, güvenliğini, sınır güvenliğini korumak üzere birbirlerine taahhütte bulunan ülkelerin ortak olarak geliştirdikleri ve şu anda dünyadaki en önemli ve etkin ortak savunma mekanizması olan örgüt olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Eğer Türkiye tehdit altındaysa, bir ihlal söz konusu ise zaten böyle günler için NATO vardır. Bunu doğal karşılamak gerekir" diye konuştu.

Türkiye’nin, NATO’nun Afganistan, Bosna ve Kosova’daki operasyonlarına katıldığını anımsatan Davutoğlu, Türkiye’nin kendisini koruyacak gücü ve kudreti bulunduğunu, bu anlamda da hemen NATO’dan bir taleplerinin söz konusu olmadığını dile getirdi.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ama bu ihlaller devam eder veya başka riskler söz konusu olursa doğaldır ki NATO’ya karşı yükümlülüklerini her zaman yerine getirmiş olan Türkiye, burada da bir ittifak dayanışması içinde davranılacaktır. Bunu da kimsenin yadırgamaması lazım. İhtiyaçlar bu anlamda karşılıklı olarak müzakere ediliyor. Yani hangi senaryo ne olur, bunlar konuşuluyor. Bunların ihtiyaç olmamasını dileriz ama ihtiyaç olduğunda NATO’nun yükümlülükleri, Türkiye’ye dönük yükümlükleri yerine getirmesi gereken sorumlulukları var. Bunları da doğal karşılamak gerekir. Buradan soğuk savaş türü bir eskalasyona çıkılır mı? Maalesef şu anda öyle bir tablo var. Suriye’de değil, Ukrayna’da var, daha önce Gürcistan’da karşı karşıya kaldık. Bu tür durumlarda süratle tansiyonun düşürülmesi lazım. Bu tansiyonu düşürecek adımlar atmak lazım.

Bu tansiyonu düşürecek adım da belli. Türk hava sahası ihlal edilmeyecek, Suriye’de DAEŞ dışında kalan ve  halkın özellikle Suriye’de kalması konusunda bir güvenlik güvencesi teşkil eden ılımlı muhalefet zayıflatılmayacak. Bunların, bu tansiyonun düşürülmesi durumunda, hatta DAEŞ’e karşı Rusya’nın da var olan koalisyona katılması ve ortak hareket yapmaları söz konusu olursa, bırakın tansiyonun düşmesi ortak bir tavırda birleşilmiş olur. Ümit ederim ki, bugünlerde herkes bir gerilim ve tırmanma yerine bir ortak anlayış ve tavır yönünde aklı selimle davranır."

"Türkiye, dostluğu kıymetli bir ülkedir"

"Cumhurbaşkanımızın Brüksel konuşmasında ’Bir dostu kaybederse, Rusya çok şeyi kaybeder’ dedi. Yeni ittifakların kurulduğu yapı içinde Türkiye’nin dostluğu daha belirgin hale geldi. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?" sorusu üzerine Davutoğlu, Türkiye’nin dostluğunun çok kıymetli olduğunu, Türkiye’ye dönük düşmanlıkların da hiç kimseye faydasının olmayacağını belirtti.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin iyileşmesinin birçok alanda olağanüstü katkılar yaptığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Kafkasya’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da genel olarak tansiyonun düşmesi, ortak bir çalışmanın yapılmasının önünü açtı. Bu kadar kritik alanda, Türkiye ile Rusya arasında olan bölgelerde olumlu bir işbirliği söz konusu olmuşsa, Ortadoğu sebebiyle bu olumlu atmosferin dağılması Rusya’nın menfaatine olmaz. Türkiye, dostluğu kıymetli bir ülkedir, eminim Rusya da bu dostluğun farkındadır,  bunun kıymetinin farkındadır. Zaten son yapılan açıklamalarda dikkat ederseniz, Türkiye’nin kaygılarını gözetecekleri Türkiye ile ilgili dostluk ifadeleri içeren çok sayıda açıklama geldi. Önemli olan bunun eylemde de ortaya konulması."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Suriye ile 911 kilometrelik her türlü riske açık bir sınırımız var. Rusya’nın bir kere bizim bu güvenlik risklerimizi ve çıkarlarımızı göz önüne alması gerekiyor. Hele hele hava sahası ihlalleri konusunda herhangi bir şekilde müsamaha gösterilmesi söz konusu olamaz" dedi.

A Haber ve ATV ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Davutoğlu, üzerine bir leke yapıştırılmaya çalışılan güvenlik birimlerinin, hukuka, demokrasiye bağlı bir şekilde terörle mücadeleyi son derece başarılı bir şekilde yürüttüklerini söyledi.

Kobani’de olaylar başladıktan sonra Türkiye’deki terör örgütü unsurlarının Kobani’ye gidip çarpışmadığını bildiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Kobani bizim için değerli, onlar için değil. Onlar da PYD’nin baskısı altında inliyorlar orada. Bu terörist gruplar niye Kobani’ye gitmediler. Gencecik 15-17 yaşında çocuklar Kobani’ye kahramanca ölmek için götürüldü. Kandil üzerinden bu irtibatlar sağlandı. Burada samimi bir tutum var mı? Bizim bu noktada hukuk kuralları içinde mücadelemiz sürecek. Bir tek gencimizin kaybolmasını istemiyoruz. Diyarbakır annelerini ağlayarak dinlemiş birisi olarak söylüyorum. Diyarbakır annelerinin temsil ettiği o geniş toplum kesimlerinin acılarının dinmesi için her şeyi yapacağız. Her çabayı göstereceğiz." 

Davutoğlu, eğit-donat faaliyetinin son durumuna ilişkin soru üzerine, bu projeyi Suriye’de krizin çıktığı 2012’den bu yana savunduklarını belirtti.

Halkın büyük bir kesimini karşısına alan, onlara varil bombası ve kimyasal silah atan Suriye rejimine karşı koruyucu bir gücün olması gerektiğine dikkati çeken Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Sonra DAEŞ çıkınca bu gücün aynı zamanda DAEŞ’e karşı da halkı koruması söz konusu. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) denilen yapı Suriye rejimi ordusundan bu baskılarla kaçan askerlerin kurduğu bir yapıydı. Dışarıdan gelen savaşçılar değildi. Dışarıdan gelen savaşçılar DAEŞ’te ve Nusra Cephesi’nde daha çok bulundu. Diğer unsurların hepsi Suriyeli. Meşruiyet bağlamında. Bu unsurlar yeterince desteklenmediği için, hem rejim hem de DAEŞ karşısında mücadele edince zayıflamıştı. Daha sonra vurguladığımız hususlarda haklılığımız ortaya çıktıkça eğit-donat faaliyeti gündeme geldi. ABD ile yapılan görüşmede bunun yapılmasına karar verdi. Eğit-donat faaliyeti istediğimiz etkinlikte, yoğunlukta olmamakla birlikte yürüyor.. ABD’den bu konuda resmi bir bildiri gelmedi. Türkiye’deki faaliyetler devam ediyor. Diğer ülkelerdeki faaliyetlerle ilgili çok etkin veya düzenli gitmediği için bir yaklaşım değişikliğine gidilmiş olabilir. Bunu resmi bilgi geldiğinde daha doğru değerlendireceğiz. Gelen bir bilgide de donat faaliyetine ağırlık verilmesi konusu var, daha önceki de tartışılan. Şu anda savaş şartlarında kendisini eğitmiş ciddi on binlerce savaşçı var."

Davutoğlu, "Kim donatılacak?" sorusu üzerine, sözlerine şöyle devam etti:

"ABD’nin bu kararında eğit-donat faaliyetine dönük olarak bir rezerv var ama donat faaliyetinde herhangi bir duraksama olmayacağı kanaati serdediliyor. Bunlar, oturup tekrar konuşacağımız hususlar. Bu konuda ılımlı muhalefetin desteklenmesi konusunda bir irade değişikliği söz konusu değil. Daha önceki görüşmelerde burada tek ve çıkış yolu olacak yöntemin ılımlı muhalefetin desteklenmesi olduğu herkes tarafından benimsenen bir yaklaşım. Öyle veya böyle ılımlı muhalefetin desteklenmesi konusunda tavır değişikliğine gidileceğini düşünmüyorum. Destek yönetimi ve bu destekle netice alıcı bir sonuca gidilmesi önemlidir. 

Rusya’nın yaptığı operasyonlarda DAEŞ’ten çok ılımlı muhalefeti hedef alması, ılımlı muhalefetin rejim karşısında güçlü bir direnç odağı oluşturduğunun da doğrudan göstergesi. Suriye’nin geleceğinde bu ılımlı muhalefet unsurlarının temel bir rolü var. Aksi takdirde Suriye, rejim ile DAEŞ arasında ikiye bölünecek. Bu ifrat ve tefrit uçlarını ortadan kaldıran yegane unsur Suriye’nin omurgası dediğimiz, Azez, Halep, Hama, Humus, Şam, Dara. Kuzeyden güneye olan hatta DAEŞ ve rejimle mücadele edebilecek güce sahip olan ılımlı Suriye muhalefeti."

Davutoğlu, "Muharip güç eğitimine devam edilecek mi?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Bizim için değişen bir durum yok. Biz bir karar aldığımızda çok ciddi düşünürüz. Sonuçlarıyla, gerekleriyle şu anda kanaatimiz odur. Suriye’nin DAEŞ denilen barbar bir terör örgütüyle, rejimin barbarca yöntemleri arasına sıkışmasını engelleyecek yegane güç ılımlı muhalefetin ve de Suriyeli ılımlı muhalefetin desteklenmesidir. Dışarıdan gelen yabancılar değil. Ilımlı muhalefete dönük bir zayıflama olursa Halep’in üçte ikisine yakın bölgeleri DAEŞ’in ya da rejimin eline düşerse Türkiye’ye yüz binlerce mülteci gelir. Göç riski de var. Dolayısıyla ılımlı muhalefetin desteklenmesi lazım. Rusya’nın operasyonlarına eleştirimiz hem hava sahası ihlalleri hem de DAEŞ’e karşı mücadele eden ılımlı muhalefeti vurmasıyla ilgili."

"Türk hava sınırını ihlal eden Rusya’ya da Suriye uçaklarını vuracak noktada bir kararlılık var mı?" sorusu üzerine Davutoğlu, Türkiye- Rusya ilişkilerinin çok önem verdikleri bir ilişki olduğunu aktardı.

Sadece sıradan bir komşudan bahsetmediklerini, aynı zamanda yoğun enerji ilişkisi olan, Almanya ile yarış halinde en fazla ticaret yapılan ülke ve en fazla turist çektikleri ülkeden bahsedildiğini anımsatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Balkanlarda, Orta Asya’da, Kafkaslar’da istikrar konusunda ortak çıkarlarımız olan bir ülkeden bahsediyoruz. Rusya-Türkiye ilişkileri çok önemli ama onun kadar önemli olan husus ise karşılıklı olarak birbirlerinin güvenliğini göz önüne alarak karar alınması. Türkiye’den şu ana kadar Rusya’nın güvenliğine, hava sahasına, herhangi bir şekilde Rus çıkarlarına halel getirici bir durum söz konusu olmadı. Hiçbir komşumuzla ilgili böyle bir şeye izin vermeyiz. Görüş ayrılıklarımız oldu. Ukrayna’da oldu. Rusya’ya, Kırımı’ın ilhakını kabul etmeyeceğimizi dostça, dürüstçe söyledik. Kırım Tatarlarının haklarının korunması gerektiğini söyledik. Suriye konusundaki görüş ayrılığımız en başından belliydi. Rusya da son derece iyi bilir ki Türkiye’nin Suriye ile ilgili ilkeli bir tutumu var. Hem de yoğun ve derin çıkarları söz konusu.

Rusya’nın Ukrayna’da çıkarları varsa ki var, Türkiye’nin Suriye’de çok daha fazla çıkarı ve ilişkisi var. Suriye ile 911 kilometrelik her türlü riske açık bir sınırımız var. Rusya’nın bir kere bizim bu güvenlik risklerimizi ve çıkarlarımızı göz önüne alması gerekiyor. Hele hele hava sahası ihlalleri konusunda herhangi bir şekilde müsamaha gösterilmesi söz konusu olamaz."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.