Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 54. Uluslararasi Münih Güvenlik Konferansi’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

… Dolayısıyla bu yıl Münih Güvenlik Konferansı bence bir önceki yıla göre çok daha önemli hale geldi. Sebebi, geçen yıldan bugüne kadar acaba dünyada güvenlik anlamında, terörle mücadele anlamında, mülteciler anlamında iyi yönde mi gelişmeler oldu, yoksa durum daha mı ciddileşti, buna bir göz atmamız lazım.

Son 7 yıldır Türkiye’nin 911 kilometre sınırı olan Suriye alanında çok büyük bir iç savaş var. Sözlerimin başında şunu sizlerle samimiyetle paylaşmak isterim: Türkiye bu savaşın ne başlatanıdır, ne sebep olanıdır, Türkiye bu savaşın sonuçlarından doğrudan etkilenen ender ülkelerden bir tanesidir. Buna Ürdün’ü de ilave edebilirsiniz, Lübnan’ı da ilave edebilirsiniz. Ama burada yaşanan insanlık trajedisinin en ağır sonuçları karşılayan ülke Türkiye’dir.

Biz son 7 yıldır 3,5 milyon canını kurtarmak için memleketinden, yerinden, yurdundan ayrılmak zorunda kalan insanlara ev sahipliği yapıyoruz, onlarla ekmeğimizi paylaşıyoruz, evimizi paylaşıyoruz, onların hayata tutunmaları için her türlü fedakarlığı yapıyoruz; bu işin bir tarafı. Bunu biz kendi geleneğimizden, kendi kültürümüzden, kendi tarihimizden aldığımız değerlerle yapıyoruz, kimse istediği için yapmıyoruz.

Diğer taraftan da değerli katılımcılar; bölgede amansız bir mücadele var, DEAŞ, bütün dünya DEAŞ’a odaklanmış vaziyette, ama oradaki mücadele, oradaki terör sadece DEAŞ’la sınırlı değil.

DEAŞ’la mücadele nasıl yapılıyor? Koalisyon var, Rusya var, Türkiye var, İran var, 70’den fazla ülke var DEAŞ’la mücadele ediyoruz. Karşımızda kim var? 5 bin, 6 bin, bilemedin 10 bin tane silahlı çapulcu. Peki, bu mücadelede neredeyiz? Gerçek anlamda bu mücadeleyi kim yapıyor; buna bakmakta yarar var.

Sadece bir örnek vermek istiyorum, Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonuyla beraber bölgede 3 bin 500 DEAŞ örgüt elemanın yok eti, etkisiz hale getirdi. Ve şimdi 2 bin kilometrekarelik bu alanda 135 bin Suriyeli döndü, 160 bin çocuk okula başladı, sağlık tesisleri açıldı, okullar açıldı, ticaret başladı, polis gücü tesis edildi, güvenlik sağlandı ve bizden 3,5 milyondan 135 bini oraya gitti yerleşti. Bunu kim sağladı? Türkiye sağladı. Bununla da yetindik mi? Irak alanında da DEAŞ’la mücadelede sadece Musul civarında 800 DEAŞ örgüt elemanını bizatihi Türkiye etkisiz hale getirdi, koalisyona katılmadan yaptı bunu.

Şimdi bununla sınırlı mı? Elbette değil. Bakın, bazı rakamları sizlere paylaşmak istiyorum, bu çok önemli, DEAŞ’ın bölgemiz için, Avrupa için ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmak bakımından önemli.

Şu anda Türk hapishanelerinde DEAŞ örgüt mensubu tutuklu sayısı 10 bin, yuvarlatarak söylüyorum, 5 bin 800 yabancı savaşçıyı sınırlarımızdan sokmadık, geri gönderdik. Bunlar nereden geliyor dersiniz? Avrupa ülkelerinden geliyor, bu ülkelerden geliyor. Bunun yanı sıra, 4 bin şüphelinin girişini engelledik ve 56 bin 300 potansiyel DEAŞ’la ilişkili olabilecek olanlara sınırlarımızda giriş yasağı koyduk. Bu ne sağladı? DEAŞ’ın bölgedeki faaliyetlerini azaltmayı sağladı. Türkiye’deki canlı bomba ve toplu katliam faaliyetlerini sınırladı, aynı zamanda Avrupa’ya yayılma ihtimalini azalttı. Buna rağmen tehdit bitti mi? Bitmedi. Niye bitmedi, onu da söyleyeyim; Amerika Birleşik Devletleri YPG, PYD’yle işbirliği yaparak özellikle DEAŞ’ı yok etmek için bir faaliyet içine girdi.

Esasen, bu salonda bilenler var, bilmeyenler var, YPG, PYD Türkiye’nin 40 yıldır mücadele ettiği bölücü terör örgütünün Suriye’deki şubesidir, Suriye’deki adıdır, birbiriyle eşittir, aynı terör örgütüdür. Kuzey Irak’ta Türkiye’nin etkin mücadelesi sonucunda tutunamayan bu terör unsurları Sincar üzerinden Suriye’ye, Fırat’ın doğusuna gelmiş ve burada yaşayan Kürt, Arap, Türkmen, Ezidi gibi masum insanların üzerine çökerek buralara hakim olmaya çalışmıştır.

Şimdi tabi iki NATO üyesinden bahsediyoruz, Amerika ve Türkiye. Biz ne yapıyoruz? Orada aslında NATO’nun sınırlarını koruyoruz, NATO’nun güney sınırları Türkiye’nin sınırlarıdır. Bir yandan NATO’nun sınırlarını korurken, NATO’nun diğer bir üyesinin bizim sınırlarımızı tehdit eden, insanlarımıza saldıran bir terör örgütüyle DEAŞ mücadelesine girmesini doğrusu izahta zorlanıyoruz. Dostlarımızla bunu konuştuğumuzda bize söylenen şey çok açık, bu bir mecburiyet, bu bir tercih değil. Şu anda Suriye alanında, Irak alanında DEAŞ örgüt mensubunun sayısı minimum düzeydedir. Deyrizor bölgesinde ve Bağdat’ın güneybatısında, Kerkük’ün güneyinde bir miktar vardır, bunların da toplam sayısı 3 bin civarındadır. Tabi ki hepsinin yok edilmesi lazım, burada hemfikiriz. Ama bunu yaparken yeni bir terör örgütü yaratmayalım. Suriye’de eğer kalıcı barış istiyorsak, Suriye’nin geleceğinin silahı eline almamış, silahlı mücadeleye girmemiş bütün etnik grupların, Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Ezidilerin, Nusranilerin birarada olacağı Soçi, Astan süreciyle başlayan ateşkes ve gerginliği azaltma ve daha sonraki adımda anayasal hazırlıkların tamamlanmasıyla birlikte Cenevre’de bütün koalisyon ülkelerinin, Birleşmiş Milletler daimi temsilcilerinin, Rusya’nın, İran’ın, Türkiye’nin, ana oyuncuların katılacağı bir konferansla bu işi kalıcı çözüm bulunması lazım, acil bulunması lazım, çünkü bugün Suriye’nin nüfusundan daha fazla mülteci dışarıdadır.

Türkiye bir yandan DEAŞ’la mücadele ederken, aynı anda diğer 3 terör örgütüyle de mücadele ediyor. Bunlardan biri PKK, uzantısı YPG, PYD. Bir başkası FETÖ terör örgütüdür. 15 Temmuz 2016 darbesi sonucu FETÖ terör örgütünün sadece Türkiye için değil, bütün dünya için büyük bir tehdit olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün Avrupa ülkelerinde bu örgütün rahatlıkla faaliyet gösterdiğine şahit oluyoruz.

Değerli konuklar; tabi sorunların çözümü terör örgütü mensuplarını yok etmekle mümkün değildir, bunun köklerine inmemiz lazım. Bugün önce El Kaide’ydi El Nusra oldu, DEAŞ oldu, bundan sonra hangi isimle karşımıza çıkacağını kimse garanti edemez. O halde çözüm, tabi ki terörle hiçbir farklı bakış yapmadan, ama demeden, fakat demeden, teröristler Müslüman ülkelerden çıkar gibi bir yanlışa düşmeden bu mücadeleyi yapacağız, diğer yandan da bunu doğuran sebeplere Birleşmiş Milletler, özellikle Birleşmiş Milletler’in güçlü 5 daimi ülkesi daha fazla yoğunlaşması lazım ve bölgedeki geleceğe yönelik adil paylaşım, demokrasi, adil yönetişim ve kaynakların adil dağıtımı konularına daha çok yoğunlaşmaları gerek. Bunun için birlikte daha fazla çalışmamız lazım.

Zamanın dolduğunu işaret ediyor … bundan sonraki kısmını tahmin ediyorum soru ve cevap kısmında aydınlatma fırsatı bulacağım.

Sonuç, daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok yerel insanların seslerine kulak vermekten geçiyor.

Bu duygularla ümit ederim ki…

Bir son cümle söyleyeyim, Türkiye Avrupa’nın güvenliğini sağlıyor. Nasıl sağlıyor? Bakın, bundan 2 yıl önce bölgeden Avrupa’ya günlük ortalama 2 bin 500 mülteci geçişi varken, bugün bu sayı 70’in altına inmiştir. Bu ne demektir? Biz mültecileri o bölgede tutuyoruz, onların arasına karışan teröristlerin de bu bölgede gelip buradaki toplumsal huzuru bozmasının önüne geçiyoruz. Bunun takdir edilmesini bekliyoruz. NATO’da aynı şekilde etkin olarak görevlerimizi yerine getiriyoruz.

Beni sabırla dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

SORU- … Sayın Başbakan, Avrupa İşleri Grubundan.

Milyonlarca insan Türkiye’de bulunmakta, bunları biliyoruz Suriye’den gelen. Ve dün de yine bir konu söz konusu, Deniz Yücel serbest bırakıldı, bunu memnuniyetle karşıladık. Ve burada şunu biliyoruz ki; Türkiye’de yine 150 gazeteci hapiste diye biliyoruz, bu çerçevede basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğüyle ilgili olarak sorumu ifade etmek istiyorum.

Türkiye şayet hukuk üstünlüğüne saygı duyan ülkelerle ortak bir çalışma ortaya koyabilecekse bu çerçevede ifade özgürlüğüyle ilgili olarak neler söylersiniz?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Birinci soru, Sayın Cumhurbaşkanımızın Suriye’deki terörle mücadele konusunda söyledikleri, Osmanlı tokadı.

Değerli konuklar; bir ülke düşünün, yıllardır sınırlarından teröre maruz kalıyor ve 40 bin vatandaşını bu yolda kaybetmiş. Tam Irak’ta işleri yoluna koymuşken, bu sefer Suriye’de DEAŞ’la da mücadele yaparken karşımıza bir başka terör örgütü ve onun sponsorları çıkıyor. Ne yapacağız? Onların ülkemize tacizlerini, insanları öldürmelerine göz mü yumacağız, bunu bizden kimse bekleyebilir mi? Kastettiğimiz ister Suriye’de, ister Irak’ta ülkemize yönelen her türlü terör faaliyetine karşı tokadı en sert şekilde indiririz, kast edilen budur. Biz hiçbir ülkeyle savaş yapmıyoruz. Suriye’de bir savaş yok. Suriye’de sadece terörle mücadele var, bu mücadeleyi de sadece Türkiye yapmıyor, 62 tane koalisyon ülkesi yapıyor, Rusya yapıyor, İran yapıyor, Türkiye yapıyor. Biz NATO’nun bir parçasıyız, koalisyonun içindeyiz, koalisyona hava desteği veriyoruz, NATO’da üslerimiz vasıtasıyla oradaki operasyonlara yardımcı oluyoruz. Olayı başka bir yöne çekmenin anlamı yok. Ha bir ülke bize düşmanlık yapar, savaş yapmaya da karar verirse, onu da tabii karşılıksız bırakmayız, böyle bir şey istemeyiz ama. Şu andaki durum terörle ilgili mücadeledir. Biz bu terör örgütlerine Osmanlı tokadını zaten vurduk, PKK’nın belini kırdık. Ama karşımıza başka bir isimle çıktılar, çıkarken de yalnız başına çıkmadılar. Maalesef Amerika, Rusya, başka ülkelerin silahlarını gayrimeşru yollardan veya doğrudan temin ederek insanlara karşı kullanıyorlar. Bugün siz biliyor musunuz Suriye’de birçok ülkenin silahı internet üzerinden satılıyor ve terör örgütleri bunu satın alıyor; bu nasıl terörle mücadeledir? Bunun cevabını birisinin vermesi gerekir.

Efendim, diğer bir soru; Türkiye’de hukuk devleti sorgulanıyor, gazeteciler hapiste, Deniz Yücel bırakıldı, diğerleri de bırakılsın falan.

Türkiye bir hukuk devleti, tıpkı Almanya gibi, tıpkı Amerika Birleşik Devletleri gibi. Kimse bir başka ülkenin hukuk devletini sorgulama hakkı yoktur. Ben şimdi soruyorum; Almanya’da Türk vatandaşı 3 bin 63 tane tutuklu var, hükümlü var. Niye bunlar içeride? Belli ki bir suçla suçlanıyorlar. Ama bizim istediğimiz ne? Bunların davalarının görülmesi ve haklarında karar verilmesi. O halde bize düşen görev, yargıyı rahat bırakmak ve kararını vermesini sağlamak. Eğer burada süreçler ağır gidiyor ise, bu süreçleri hızlandıracak yasal düzenlemeleri yapabiliriz. Bunu yapmak bizim işimiz, Parlamentoyu çalıştırmak, bu yasaları daha da iyileştirmek, yargı süreçlerini kısaltmak bizim görevimiz.

2016’da biz bir darbeyle karşı karşıya kaldık, 250 vatandaşımızı kaybettik, 2 bin 193 vatandaşımız ağır yaralandı, kolu-bacağı gitti ve bunu kendi silahlarımızla, kendi tanklarımızla, kendi uçaklarımızı alan insanlar yaptı. Ve bu terör örgütü bugün korunuyor. Bu talimatları veren terör örgütünün başı hakkında ne yazık ki bir hukuk süreç başlatılmadı. Herhangi burada bulunan dinleyicilerin ülkesinin meclisi bombalansa, cumhurbaşkanı, başbakanı öldürülmeye kalkılsa ne yapardınız, nasıl karşılardınız? Gayet tabii biz ülkemizin, insanımızın güvenliği için gereken her türlü tedbiri alıyoruz. Demokrasimizi daha da güçlendireceğiz. Hukuk devleti uygulamalarımızı daha da iyileştireceğiz, intikam duygusuyla değil adalet duygusuyla bu işlere çözüm bulacağız.

Yalnız dostlarımızın değerlendirirken daha insaflı olmasını, empati yapmasını bekliyoruz. Bizim yaşadıklarımız herhangi bir ulusun başına gelse 10 sene kendini toparlayamaz. Ama kahraman Türk milletine biz müteşekkiriz, silahlar karşısında göğsünü siper ederek bu alçak girişimi sonlandırmıştır.

Bir soru daha vardı, orayı atladım, Suriye’ye izin alma meselesi.

Değerli arkadaşlar, Suriye’de bulunanların hangisi izin aldı, bana bunun cevabını biri versin bakalım. Burada terörle bir mücadele var, devlet yok, 62 ülke var. Kaldı ki bizim meşruiyetimiz Birleşmiş Milletler’di. Birleşmiş Milletler 51. maddesi terörle mücadele için bize bu yetkiyi, hakkı veren. Ayrıca Güvenlik Konseyinin 1624 sayılı kararını lütfen açın okuyun, orada çok açık diyor ki; bir ülke terör tehdidiyle karşı karşıyaysa bu terörü yerinde yok etmek için gerekli tedbirleri alır. 51. maddede de der ki; terörle mücadele etmek için meşru müdafaa hakkı vardır. Ne zamana kadar? Birleşmiş Milletler oraya bir barış gücü tefrik edinceye kadar. Dolayısıyla yaptığımız her iş uluslararası hukuka da uygundur ve meşruiyete de uygundur.

Bakın biz ne yapıyoruz biliyor musunuz? Afrin’de yerinden yurdundan edilen, malları-mülkleri ellerinden alınan, kadınların-kızların ırzına geçilen o bölgeyi alçak terör örgütlerinden temizliyoruz. Rakka DEAŞ’tan temizlendikten sonra oradaki DEAŞ örgütü olduğu gibi Afrin’e geldi. Şu anda Afrin’de bize karşı bunlar çarpışıyorlar. Afrin’de sadece PKK’ya, PYD’ye, YPG’ye karşı değil DEAŞ’a karşı da mücadele ediyoruz. Amacımız, oradaki insanların yerlerine yurtlarına sağlıkla dönmesidir.

Teşekkür ederim.

MODERATÖR- Teşekkürler Sayın Başbakan.

Bu aşamada size çok teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.